Anasayfa Sohbet Muhabbet Sohbet Ekle    
 

   Diğer Linkler :  Sohbet odaları   |    Chat    |    Radyo   |    Sesli chat    |    Arkadas chat    |    Türk Chat    |    Dini Sohbet

 

Temel | Nasrettin Hoca | Namık Kemal

Netkeyfim.com

 
 
Karadeniz fıkraları
Latifeden hoşlanmam

 

Nasrettin Hocapazarda dalgın dalgın yürüyormuş.etrafında bulunan esnafları seyrederken tam bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Nasrettin Hoca şaşırmış,tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş sonra toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş.

Birde ne görsün. Nasrettin Hocanın 2 katı Camış gibi bir adam. Nasrettin Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam: - ben vurdum lan ne olacak sorun mu var demiş.
Nasrettin Hoca: - sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş
Adam: - ciddi vurdum napacan?!
Nasrettin Hoca: - Aman aman, iyi ki ciddi vurdun... Cunku Latifeden hiç hoşlanmam da ...
 

namaz

 

Nasrettin Hoca 1 gün Mescide gitmiş ibadet edecekmiş Nasrettin Hoca vaaz verirken demişki sağ tarafınızda melekler sol tarafınızda şeytan bulunur.

Bunu duyan Nasrettin Hoca namaz sonunda selam verirken sağa dönmüş meleklere esselamün aleyküm demiş sola dönüp şeytanlara miktirin l burdan deyip namazı bitirmiş.

 

Rüzgarın attığı adam

 

RÜZGARIN ATTIĞI ADAM:
Nasrettin Hoca 1 gün boş bir bostana dalar yolar temizler bostanda ne varsa marullar, domatezler, salatalar. Doldurur bir fileye, tam yükü yüklenecekken Hayvan gibi bir adam peyda olur. Adam: ne arıyorsun burada. Nasrettin Hoca bir düşünür ve cevabı bulur Der ki:

-Dün bir kuvvetli rüzgar çıkmıştı ya o attı beni buraya
-Demek seni buraya atan rüzgar peki ya bu domtezler marullar onları da hep rüzgarmı kopardı

-Evet biraz fazlaca esiyordu beni öteye beriye savurdu neye uğradığımı bilemedim bari şunlara tutunayımm dedim neye tutundum sa elimde kaldı.

Bunun üzerine bostancı kızar:

-Peki çuvala koyan da mı rüzgar söyle kim doldurdu çuvala bunu?
Nasrettin Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu
sonra döner der ki:
-ilahioğlum işte ben de onu düşünüyorum ya......

Evlilik ne demek?

 

Nasrettin Hoca, evlilik ne demektir?

-Gunduzleri cifte hirlama, geceleri cifte horlama!
 

Allah Biliyor

 

Nasrettin Hoca 1 cimri tanidiginin evine gittiginde tanidigi ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmis. Nasrettin Hoca bayat ekmegi gözü kesmeyince sinirinden bali kasikla götürmeye baslamis. Ev sahibinin gözü yerinden oynamis :

-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini siyirir, demis.

Nasrettin Hoca hiç ses çikarmadan bali bitirmis ve :

-Kimin içinin siyrildigini Rabbim biliyor, demis.
 

 

Dilenci

Dilenci: "Nasrettin Hoca Allah rızası için az bir sadaka verir misin ?" Nasrettin Hoca: "Az vermek şanımdan değildir."
Dilenci: "O halde çok verin."
Nasrettin Hoca: "O da senin şanından değildir."
ETMEZSEN ETME

Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah'a dua etmeye başlamış. - "Allahım sen namazımı kabul et." Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: - "Allahım sen kıldığım namazı kabul et." - "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar: - "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. - "Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım."

AĞAÇ YÜRÜMEZSE

Nasrettin Hoca'ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Nasrettin Hoca'ya takılır ve sorarlar: - "Nasrettin Hoca senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Nasrettin Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: - "Her halde öyle olmalı." - "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Nasrettin Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" Nasrettin Hoca: - "Pekala şimdi size bir numara yapalım" der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; - "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Nasrettin Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: - "Ne oldu Nasrettin Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce Nasrettin Hoca: - "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür", der.

SECDEYE KAPANIRSA

Bir gün Nasrettin Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi'den kalma bir yer.. Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Nasrettin Hoca'nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: - "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!" diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: - "Ağzını hayra aç Nasrettin Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!" demiş. Nasrettin Hoca'nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: - "Peki ama", demiş; "ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?"

BİZEDE UĞRADI

Nasrettin Hoca'ya dert yanıyorlar: - "Yahu Nasrettin Hoca senin karın çok geziyor." Nasrettin Hoca: - "Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrardı."

HZ. İSA

Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti Isa'nin göğün dördüncü katında olduğunu söylemiş. Vaazdan sonra, bir kadın Nasrettin Hoca'ya yanaşmış: - "Hazreti Isa, orada ne yer, ne içer?", demiş. Nasrettin Hoca'nın tepesi atmış: - "Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah'ın peygamberini sorarsın!"

SANANE

Bir gün Nasrettin Hoca eve doğru yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan seslenmiş "aman Nasrettin Hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu". Nasrettin Hoca istifini bozmadan "bana ne" demiş. Arkadaşı, "ama Nasrettin Hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu, buna ne dersin?" demiş; Nasrettin Hoca yine istifini bozmadan "o zaman sana ne?" demiş.

BİR AYAK

Nasrettin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış. Bunu gören cami cemaati: - "Nasrettin Hoca bu nasıl namaz?" diye sormuş. Nasrettin Hoca: - "Bir ayağı abdestsiz namaz", diye cevap vermiş.

KANATLI DEVELER

Günlerden bir gün, Nasrettin Hocacamide vaaz verirken: - "Ey cemaat", der. "Allah, deveyi kanatlı yaratmadığı için hepimiz durmaksızın, sürekli şükredelim. Yoksa damlarımız çoktan başımıza yıkılmıştı..."

KUSUR ÇÖMLEKTE

Nasrettin Hocanın bir gün subaşıya işi düşmüş. Adam haraç ve rüşvet yiyen biriymiş. Nasrettin Hoca fakir, ne yapsın. Bir çömleğe toprak doldurmuş ve üstüne bal sıvamış. Gitmiş işini görmüş, ilamını almış, memnun. Ertesi gün kapısında bir adam bitmiş: - "Nasrettin Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur etmiş. Geri istiyor..." Nasrettin Hoca yutar mı: - "Kusura bakmasın evlat", demiş. "Kusur ilamda değil çömlekteydi."

GÜNAH

Bir Ramazan günü Nasrettin Hoca'nın gözleri susuzluktan afallamış. Dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan yanaşmış. Tam suyunu içerken, bir köylü görmüş Nasrettin Hocayı: - "Aman Nasrettin Hoca, günah değil midir bu yaptığın!" - "Yıkıl karşımdan, Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem bir daha gelmem; ne günahı'"

PEYGAMBERİ KİM

Nasrettin Hoca bir gün Timur'un adamlarından birine sormuş: - "Sen hangi mezheptensin?" Adam elini göğsüne koyarak: - "Emir Timur!", demiş. Oradaki bir başkası: - "Nasrettin Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım", demiş. - "Gerek yok", demiş Nasrettin Hoca. "İmamı Topal Timur olursa, peygamberi de kesinlikle Barbar Cengizdir."

Tıp Bilgisi
Nasrettin Hoca'ya "tıp bilir misin" demişler.
- "Bilirim, hem de şöyle derim: ayağını sıcak tut, başını serin, bir iş bul kendine, düşünme derin."

Adam Olmak
Bir gün Nasrettin Hoca'nın bulunduğu bir sohbette sormuşlar:
- "Nasrettin Hoca, adam olmanın yolu nedir?" Nasrettin Hoca düşünceli düşünceli, başını bir o yana bir bu yana sallayarak
- "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen olursa söylemeli"

Kasatura
Nasrettin Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca. Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der. İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi? Nasrettin Hocada :
- "Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?"

Dünyanın Dengesi
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan."

Düğüm atmayı ihmal etme
Her baba gibi Nasrettin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi yapmış. Nasrettin Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini yaşamaktaymış. Nihayet Nasrettin Hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi, diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru bir hayli mesâfe almış. Bu sırada Nasrettin Hoca, koşa koşa gelin olan kızının arkasından gelip çok önemli bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice şöyle demiş:
- "Kızım, aman dikkat et! Sakın ola iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı ihmal etme. Sonra dikiş tutturamazsın."

Gürültü
Nasrettin Hocanın kızı müthiş bir gümbürtü duyup seslenir:
- "Baba, bu ses nedir?"
- "Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden yuvarlandı da."
- "A! baba, kavuktan bu kadar çok ses çıkar mı?
- "Çıkar kızım çıkar. İçinde ben olursam çıkar.

Nasrettin Hoca'nın Evi Yanıyor
Bir gün aniden Nasrettin Hoca’nın evi yanmaya başlar. Herkes neyi taşıyabildiyse yanan evden kurtarmaya çalışır. Bu sırada Nasrettin Hoca gülerek evine gelir. Bunu gören komşulardan biri daha fazla dayanamayarak şöyle sorar:
- “Nasrettin Hoca, senin evin yanıyor, sen de hiçbir şey olmamış gibi gülerek duruyorsun.” Fakat Nasrettin Hoca:
- “Tabii gülerim. Nihayet kendimi bu viran kulübeden kurtardım” der.

Gözlük
Nasrettin Hoca yatağından aniden doğrulur:
- "Kalk hatun, hemen gözlüklerimi ver." diyerek karısını kaldırır. Gözlükleri uzatan karısı buna anlam veremez:
- "Ne yapacaksın gözlükleri Nasrettin Hoca?" diye sorar. Nasrettin Hoca:
- “Sorma hanım bir güzel rüyadaydım ama bazı yerlerini gözlüğüm olmadan tam seçemedim.”

Kedi Nerede
Nasrettin Hoca oğluyla eve üç kilo et gönderir ve anana söyle akşama bunu yemek yapsın diye tembihler. Akşam eve gelir ve yemeği isteyince hanımı öğlen gelen misafirlere eti yedirdiğinden kedi yedi diye bir yalan uydurur. Nasrettin Hoca bu işe bozulur. Tutar kediyi kantara çeker bakar aşağı yukarı üç kilo gelir. Sonra karısına çıkışarak:
- "Eğer elimdeki etse, kedi nerede!?"

İkisinide Kabul
Nasrettin Hoca bir gün kızlarını ziyarete karar verir. Büyük kızının kocası çiftçidir ve tarlaya tohum ektiklerini bir kaç hafta içinde yağmur yağarsa kaldırılan mahsülden kazandıkları parayla kocasının kendisine elbise alacağını söyler. Küçük kızının kocası kerpiç ustasıdır ve bir çok kerpiç yaptıklarını ve bunları kurumaları için güneşe bıraktıklarını eğer bir kaç haftada yağmur yağmazsa kerpiçleri satarak kazanacakları para ile kocasının kendisine yeni bir elbise alacağını söyler. Nasrettin Hoca söylene söylene evinin yolunu tutar:
- "Birisi güneş istiyor, diğeri yağmur ama sonuçta Allah ikisine de istediğini verir.

Karanlık
Hava kararınca karısı Nasrettin Hoca'dan:
- "Efendi, sol tarafında fener olacaktı ver de yakayım." der. Nasrettin Hoca:
- "Karanlıkta ben nerden bileyim sol tarafım neresi!"

Gençlik, ihtiyarlık
Nasrettin Hoca'nın da bulunduğu bir mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan bahsediliyormuş. Herkes de insanın genç iken kuvvetli olduğunu, fakat ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini söylerler. Yalnız Nasrettin Hoca bunu kabul etmez:
- “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.” Hemen itiraz ederler. Ama Nasrettin Hoca bunu kabul etmez:
- “Tecrübemle biliyorum, ısrar etmeyin!” der,
- “Bu tecrübe nedir?”, diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca şu cevabı verir:
- “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş vardır. Çok eski zamandan beri orada durur. Gençken kaç sefer denedim, ama yinede yerinden kımıldatamadım. Demek oluyor ki insan gençliğinde ne derece kuvvetli ise, yaşı ilerleyip ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet değişmiyor.”

Kaybolan Ayaklar
Çocuklar bir gün dere kenarında oynuyormuş. Nasrettin Hoca’yı gören çocuklar, ‘hadi Nasrettin Hoca’ya şaka yapalım’ demişler.Çocuklar ayaklarını birbirine dolaştırıp:
- "Nasrettin Hoca ayaklarımız karıştı, bulamıyoruz, demişler. Nasrettin Hoca şöyle bir bakmış eline bir sopa almış.Çocukların ayaklarına ufaktan dokunmaya başlamış. Çocuklar hemen ayaklarını çekmişler. Nasrettin Hoca:
- "Gördünüz mü? Nasıl da buldunuz ayaklarınızı, demiş.

Zaten
Nasıl olduysa Nasrettin Hoca eşeğinden düştü. Çocuklar etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Nasrettin Hoca:
- "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var? Ben zaten inecektim."

Durumu Kurtarma
Nasrettin Hoca ne kadar uğraştıysa da bir türlü ata yardım alamadan binemeyince "hey gidi gençlik" der ve yola revan olur. Halktan uzaklaştıktan sonra, kendi kendine:
- "Senin gençliğini de biliriz ama neyse"

Çocukluğa Özlem
Günün birinde Nasrettin Hoca evine gidiyormuş. Yolda birkaç çocuğa rastlamış. Dinlenmek ve çocukları seyretmek için bir taşın üzerine oturmuş. Aniden bir çocuk Nasrettin Hoca’nın kavuğunu kapmış ve onu diğer çocuklara atmış. Nasrettin Hoca, kavuğunu geri almak için, öfkeyle fırlayıp çocukların arkasından koşmuş. Nasrettin Hoca, çocukların arkasından koşamayacak kadar yorulmuş ve kavuksuz olarak eve dönmüş. Karısı onu görünce çok şaşırmış ve sormuş:
- "Bey, kavuğun nerede?
- "Ah! Kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi komşu çocukları ile yolda oynuyor."

Eşeğe Ters Binme
Günün birinde Nasrettin Hoca, Sivrihisar’a gitmeye karar vermiş ve eşeğine binmiş. Fakat binerken hata yapmış ve eşeğin üzerine ters olarak oturmuş. Babası kızmış ama o kendini şöyle savunmuş:
- “Tek suçlu ben miyim? Neden eşeğe bağırmıyorsun? Eğer o ters dursaydı, ben de doğru binecektim.”

Kapı
Bir gün annesi ona:
- “Yavrum, dereye çamaşır yıkamaya gidiyorum. Ben gelinceye kadar sakın kapıdan ayrılma” der. Biraz sonra amcası gelir.
- “Git annene haber ver! Akşama size geleceğiz.” Küçük Nasreddin, amcası gider gitmez hemen evin kapısını çıkarıp sırtına yükler ve derenin yolunu tutar. Annesi, oğlunu sırtında kapı ile görünce büyük bir şaşkınlık içinde:
- “Oğlum bu kapı ne?” Nasreddin,
- “Sen bana kapıdan ayrılma dememiş miydin? İşte bende kapıdan ayrılmadım” der.

Minare
Küçük Nasreddin ve ailesi şiddetli bir depremden dolayı, Sivrihisar köyünü terk etmek zorunda kalmış. Vardıkları köyde ilk kez minareli bir cami görmüş. Küçük Nasreddin ezan okuyan müezzini görünce daha fazla dayanamamış ve:
- “Hey sen! Yardım için bağırdığını biliyorum. Fakat bunu, bu dalsız yüksek ağaca tırmanmadan evvel düşünmeliydin” diye bağırmış.

Güneş mi Yoksa Ay mı?
Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:
- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?”
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Öğretmen bu cevaba gülmesine rağmen, uzun uzun düşünmüş.

Ayakkabılar Yol İçindir
Bir gün çocuklar, yüksek bir ağacın dibinde tartışmaya başlamışlar; “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. Nasrettin Hoca da ileriden görünmüş. Nasrettin Hoca’yı görür görmez, “bahse girişelim de çıkınca pabuçlarını çalalım” demişler ve koşup Nasrettin Hoca’ya, “bu ağaca kimse çıkamaz” demişler. “Sen ne dersin Nasrettin Hoca?” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca, “ben çıkarım” demiş. “Peki” demişler, “yiğitsen çık da görelim”. Nasrettin Hoca pabuçlarını çıkarıp koynuna koymuş, ağaca tırmanmaya başlamış.
- “Nasrettin Hoca, pabuçlarını ne diye koynuna koydun?”
- “Ne olur, ne olmaz belki ağaçtan öteye bir yol görünür”.

Terzi
Annesi küçük Nasreddin’i terziye çırak olarak verir. Aradan iki yıl geçmiştir. Bir gün annesi oğlundan bir şeyler dikmesini isteyince, Nasreddin:
Anneciğim şimdiye kadar işin yarısını öğrendim, bu ise dikilmiş şeyleri sökmektir. Ömrüm yeterse terzi amca elbise dikmeyi de öğretecek.

Kazma Kılıfı
Çocuklar bir tek çizme bulup Nasrettin Hoca'ya getirmişler:
- "Bu nedir? Diye sormuşlar.
- "Bilmeyecek ne var? Kazma kılıfı!

Geç Yiğidim
Nasrettin Hoca Akşehir’de bir akşam evine dönerken karşıdan iri yarı bir köpeğin geldiğini görür. İster ki köpek kaçsın veya kenara çekilsin ama hayvan üstüne üstüne gelmekte. Korkutmak için köpeğe hoşt der ama ne çare ki köpek cevap olarak kocaman dişlerini göstererek hırlar. Nasrettin Hoca bakar ki iş kötü, pabuç pahalı hemen kenara çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe döner:
- “Geç yiğidim geç!...”

Komadılar
Nasrettin Hoca bir gün at pazarına gider, bir beygir almak ister. Buna bir katır getirirler, "beygirdir bunu al", derler. Nasrettin Hoca da, "bu katırdır, bilirim" dediği halde o kadar ısrar ederler ki Nasrettin Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Nasrettin Hoca da:
- “Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın ama beni bana komadılar”

O Bizden Daha Kirli
Nasrettin Hoca bir gün göl kenarında karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya gider. Tam işe başlayacakları sırada bir karga gelir ve sabunu kaptığı gibi havalanır. Karısı:
- “Yetiş efendi sabunu kuş kaptı” dediyse de Nasrettin Hoca kılını bile kıpırdatmaz.
- “Telaşlanma hanım baksana kapkara olmuş zavallı, o bizden daha kirli, varsın temizlensin.”

Leylek
Nasrettin Hocaya yolda buldukları bir leylek getirmişler. Daha önce hiç leylek görmemiş olan Nasrettin Hoca uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:
- "Bak şimdi kuşa benzedin.

Kurdun Kuyruğu
Nasrettin Hoca ve arkadaşı kurt avına gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş, Nasrettin Hoca da inin önünde bekliyormuş. O sırada kurt inine geri dönmüş. Nasrettin Hoca'da kurt içeri girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt eşinmeye başlamış, ortalık toz duman içinde kalmış. Nasrettin Hoca'nın arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir şeyden haberi olmadığından içerden bağırmış.
- “Nasrettin Hoca bu toz duman da neyin nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca, Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun nereden geldiğini anlarsın”

Göl Kuşları
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğine binmiş, uzak bir yere gidiyormuş. Hava çok sıcak olduğundan eşek yorulmuş ve susamış. Bir göl görmüş ve eşeği sulamak ve dinlendirmek için göle doğru sürmüş, eşek de suyu görünce koşmaya başlamış ve nerdeyse Nasrettin Hocayı düşürecekmiş. Göl kenarına gelince eşek göldeki kurbağalardan ürkmüş ve durmuş. Nasrettin Hocada düşmediği için sevinerek, eşekten iner ve cebinden çıkardığı bozukluk paraları göle atarak;
- “Aferin göl kuşları. Bu parayla helva alıp yeyin”

Sıkarken Öldü
Nasrettin Hocabir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı Nasrettin Hocaya:
- “Nasrettin Hoca kediyi yıkama ölür.” demiş. Nasrettin Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte Nasrettin Hocayı tekrar yolun kenarında görmüş. Kedi ölmüştü. adam:
- “Nasrettin Hoca ben size kediyi yıkamayın ölür demedim mi? demiş. Nasrettin Hoca:
- “Ben kediyi yıkarken ölmedi ki sıkarken öldü.”

Düşünür
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Nasrettin Hoca sorar.
- "Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?
- "Nasrettin Hoca bu kuşa papağan derler ve ve insan gibi konuşur." Bunu diyen Nasrettin Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner ve başlar bağırmaya.
- "Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll!" Herkesten çok papağan satan şaşar bu ise ve sorar.
- "Nasrettin Hoca 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?"
- "Sen 50 ye satıyorsun ama"
- "Dedim ya Nasrettin Hoca benim kuş konuşur ama"
- "Öyleyse, benimki de düşünür!"

Aynı Fikir
Nasrettin Hoca, gençliğinde, cimriliği ve kıskançlığı ile tanınmış olan bir adamın kazlarından birini yolda yakalayıp cübbesinin altına saklamış. Epeyce yol aldığı halde hayvancağız hiç sesini çıkarmamış. Nasrettin Hoca, bir ara “Şu kaza bir bakayım, öldü mü, kaldı mı?” diyerek cübbesinin ucunu kaldırmış. Bu sırada kaz, gagasını açarak sanki “sussss!” der gibi ses çıkarmaya başlamış:
- "Tısss, Tısss! Nasrettin Hoca, hemen cübbesini örtmüş ve:
- "Aferin kaz oğlu, ben de sana bunu tembih edecektim!..."

Tarifi Bende
Günün birinde Nasrettin Hoca et yemeği yemek ister. Kasaptan bir kilo et satın alır. Tarifi kağıda yazıp cebine koyar. Evine giderken, bir karga Nasrettin Hoca’ya doğru uçar, eti kapar ve kaçar. Nasrettin Hoca çaresizdir. Ama hemen elindeki tarifi hatırlar ve tarifi cebinden çıkartarak kuşa doğru bağırır:
- “Hey, aptal karga tarifi unuttun!

Klavuz Horoz
Nasrettin Hoca köyünde en yakın kasabaya tavuklarını götürmek için kafese koyar. Yola koyulduktan sonra kendi kendine:
- “Bu cehennem sıcağına zavallı tavuklar dayanamazlar. Onları kafesten çıkarıp salıvereyim!” diye düşünür. Fakat tavukları salar salmaz hepsi dört bir tarafa dağılıvermişler. Nasrettin Hoca küplere biner ve horozu yakalar:
- “Sen ne biçim kılavuzsun? Güneş doğmadan önce karanlıkta ötmesini biliyorsun da güpegündüz o şehrin yolunu nasıl bilmezsin?”

Yas
Nasrettin Hoca’nın tavuğu kaybolmuş. Bir siyah bez bulmuş, parça parça kesmiş, her parçayı delip diğer kalan her tavuğun boynuna takmış. Bunları görenler,
- “Nasrettin Hoca bu ne?”
- “Analarının yasını tutuyorlar,” demiş.
Nasrettin Hoca


Yarasaydı, sahibine yarardı
At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Nasrettin Hoca, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?”
Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan Nasrettin Hoca, bu sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”

Nasrettin Hoca ile Hakim
Nasrettin Hoca, Sivrihisar'da hatip iken, Hakim ile kavga eder, gün olur hakim döşeğinde ölümle pençeleşmeye başlar. Yakınları Nasrettin Hocaya:
- "Gel, telkin ver", derler. O da:
- "Başka bir Nasrettin Hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!" der.

Kime İtimat
Nasrettin Hoca, altını çize çize "Hiç bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor ya!.. Bunu duyan biri:
- “Nasrettin Hoca, demiş, sen bu ailene neyle nasıl bakıyon Allah aşkına yaaav? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?.." gibi soruları sıralamaya başlamış. Nasrettin Hoca Talak Suresi 3. ayetini okuyarak:
- “...kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter...bir de ona, ummadığı yerden rızık verir, ” diye cevap vermiş, fakat adam tatmin olmamış:
- “Nasrettin Hoca, amenna, amenna da... Neyinen geçiniyoooon? diye tekrar sormuş. Nasrettin Hoca bu kez de, Zümer süresi, 36. ayetle cevap vererek;
- “Allah kuluna kafi değil mi?” demiş, adam yine aynı densizlikle:
- “Nasrettin Hoca, amenna, anladık, Allah kuluna kafi de... Sen neyinen geçiniyooon?” diye üstelemiş. Nasrettin Hoca da dayanamamış ve latife babında:
- “Şu kadar hanım, bu kadar hamamın var!..” gibilerinden olmayan şeylerini saymaya başlayınca adam:
- “Hah, demiş şimdi oldu işte canım!..” deyince, Nasrettin Hoca'nın tepesi atıvermiş:
- “Allah'a itimat etmiyon, hana hamama itimat ediyon sen! Çabuk, tövbe et hergele!.."

Ne Tarafa Döneyim
Nasrettin Hoca Akşehir sokaklarında yürürken bir gençler kendisini durdurur ve sorar:
- “Nasrettin Hoca, namaz kılarken kıbleye doğru döneriz. Acaba abdest alırkende kıbleye mi dönmeliyiz?” Nasrettin Hocaız aslında hazır kıbleye doğru dön diyecek ama Akşehir gençlerinin kendisine zaman zaman oynadığı oyunları hatırlayarak:
- “Ceketin, çorabın, ayakkabın, şapkan yani elbiselerin ne tarafta ise o tarafa dön!“

Müjde
Yolda bir tanıdığı Nasrettin Hoca’ya:
- "Bir oğlun oldu, müjdemi isterim! demiş." Nasrettin Hoca:
- "Allah’a bin şükür ama, demiş, benim oğlum oldu, bundan sana ne?"

Minare Yapımı
Nasrettin Hoca, Akşehir'de dolaşırken yanına daha önce hiç minare görmemiş bir adam yaklaşır.
- "Bunları nasıl yapıyorlar," diye sorar. Nasrettin Hoca ciddiyeti bozmadan:
- "Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların içini dışına çevirirler, olur sana bir minare!"

Secdeye kapanırsa
Bir gün Nasrettin Hoca, bir handa gecelerken tavandaki tahtalardan gıcırtılar gelmeye başlamış, hancıya
- "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!" diyecek olmuş ama hancı sözü şakaya boğarak;
- "Ağzını hayra aç Nasrettin Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hak'ka tespih çekiyor!" demiş. Nasrettin Hoca da:
- "Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!"

Çömlek Hesabı
Nasrettin Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik olsun diye içine bir avuç daha taş koyar. Bir zaman sonra cemaat:
- "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar. 65 tane taş sayan Nasrettin Hoca 45'i der. Hiç Ramazan'ın 45 olur mu?" diye itiraz ederler.
Nasrettin Hoca, biraz şaşkın biraz da kızgın bir ifadeyle:
- "Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın 65'i!"

Ne Dediysem O
Çok bilmiş komşusu Nasrettin Hocayı sınamaya kalkmış.
- "Nasrettin Hoca sen her şeyi bilirsin.
- "Söyle bana Dünyanın merkezi neresidir?" Nasrettin Hoca, adamın niyetini hemen anlamış:
- "Tam bulunduğun yerdir." diye yapıştırmış cevabı.
- "Aman Nasrettin Hoca! Nasıl olur?" demiş adam. Nasrettin Hoca kızar gibi yapmış.
- "Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan alır cetveli ölçersin."

Dünyanın Dengesi
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana ,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi bozulurda ondan."

Kürsüde
Nasrettin Hoca bir gün vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Fakat olacak bu ya, aklına hiçbir şey gelmemiş. Oturmuş, oturmuş, nihayet
- “Ey cemaat size söylemek için aklıma bir şey gelmiyor desem ne dersiniz?” Oğlu da kürsünün dibinde oturuyormuş. Hemen ayağa kalkıp
- “İlâhi baba, hiçbir şey aklına gelmiyorsa, kürsüden aşağı inmekte mi aklına gelmiyor.”

Allah Taksimi mi? Kul Taksimi mi?
Çocuklar, mahallede birbirlerine girmişler. Kavga döğüş, kıyamet!... Ele geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış. Kavganın kızıştığı bir sırada Nasrettin Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar koşarak ona başvurmuşlar:
- "Nasrettin Hoca Efendi, ne olur, şunları bize güzelce bölüştürüver!"
Çocuklar bir kenara çekilmişler. Nasrettin Hoca geçmiş cevizlerin başına:
- "Çocuklar demiş, Allah taksimi mi istersiniz, yoksa kul taksimi mi?"
Çocukların hepsi birden:
- "Allah taksimi, Allah taksimi!" diye bağırmışlar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa vermiş. Arkasından iki cevizi bir başkasına, birkaç avucu ötekine, beş altı taneyi berikine... Bazı çocuklara da hiç vermemiş. Çocuklar Nasrettin Hoca’ya itiraza başlamışlar.
- "Bu nasıl taksim Nasrettin Hoca Efendi, haksızlık ettin!" demişler. Nasrettin Hoca da:
- "Çocuklar, siz benden Allah taksimi istemediniz mi?... Allah taksimi böyledir. O, dilediğine az, dilediğine çok verir, hiç vermediği de olur, herkes kısmetine boyun eğer!"

Tek Ayak
Nasrettin Hoca, abdest alırken suyu bitmiş. Bunun için tek ayağını yıkayamamış. Namaz esnasında tek ayağı üzerinde duruyormuş.
Neden tek ayak üzerinde duruyorsun? Diye sormuşlar. Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- Bu ayak abdestli değildir.

Lütfunda hoş, kahrında
Günün birinde uzun bir yolculuktan dönen Nasrettin Hoca, güneş altında koşmaktan yorulur ve dua etmeye başlar.
- "Aman Allah’ım çok yoruldum, daha fazla yürüyemiyorum. Lütfen bana bir eşek gönder." Kısa bir zaman sonra yanında eşek de taşıyan bir atlı gelir. Nasrettin Hoca buna çok sevinir. Atlı yaklaşınca Nasrettin Hoca’yı görür ve ona şöyle der:
- "Hey sen tembel adam! Niçin burada oturuyorsun? Bak benim eşek yolculuktan ve sıcaktan bitkinleşti. Buraya gel ve eşeğin yükünü şehre kadar taşı!" Önce Nasrettin Hoca itiraz etmek ister, fakat adamın kendisini döveceğini hissedince korkar. Böylece Nasrettin Hoca eşeğin yükünü şehre kadar taşımaya razı olur. Yorucu birkaç saatten sonra şehre varırlar. Genç adam Nasrettin Hoca’yı dışarıda bırakarak hana girer. Bunu gören Nasrettin Hoca yorgunluktan yere yığılır ve şöyle dua eder:
- "Allah’ım, artık çok şey öğrendim. Bundan sonra dualarımda dikkatli olacağım."

Yağmurdan Kaçıyormuş!
Bir gün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken, Nasrettin Hoca da evinin penceresinde oturarak sokağı seyrediyormuş. Bir ara dostlarından birini, cübbesinin eteklerini beline dolayarak koşa koşa evine giderken görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş:
- “İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi aklı başında, olgun bir adam, Allah’ın rahmetinden kaçar mı?...” İçinden Nasrettin Hoca’ya hak veren adamcağız, bu sefer ağır ağır yürümeye başlamış; fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak evine varınca, Nasrettin Hoca’nın oyununa uğradığını anlamış. Günün birinde Nasrettin Hoca yolda yağmura tutulmuş; koşar adım evine yönelmiş. Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği ahbabının evi önünden geçerken adamcağız “taşı gediğine koymanın tam zamanı” diyerek, evin penceresinden Nasrettin Hoca’ya bağırmış:
- “Nasrettin Hoca, Nasrettin Hoca, Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?” Nasrettin Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:
- “Hay anlayışsız, hay!... Ben rahmetten kaçmıyorum; tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!..."

Büyük Farklılık
Nasrettin Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek ve biraz para elde etmek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Nasrettin Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Nasrettin Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Nasrettin Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var; ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.

Kıyamet
- Kıyamet ne zaman kopar? Diye Nasrettin Hoca’ya sormuşlar, O'da:
- "Hangi kıyamet?" demiş.
- "Kıyamet kaç tanedir?' demişler.
- "Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin kendi ölümü küçük kıyamet, dünyanın parçalanması ise büyük kıyamettir. Bizim ev için sorarsan karım ölürse küçük kıyamet. Ben ölürsem büyük kıyamet!" diye karşılık vermiş.

Ezan
Nasrettin Hoca bir gün hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyormuş.
- “Niçin hem ezan okuyor, hem de camiden koşarak çıkıyorsun? Diye birisi bağırmış. Nasrettin Hoca şöyle inandırıcı bir cevap vermiş.
- “Bakalım sesim nerelere kadar varıyor diye dinlemeye gidiyorum.

El Yazısı
Nasrettin Hoca iyi bir eğitim görmüştü. Bölgenin en iyi okullarına gitmişti. Bunu bilen ve okuma yazma bilmeyen bir komşusu bir gün Nasrettin Hoca’ya gelmiş:
- “Nasrettin Hoca” demiş. “Oğlum Konya’da. Ona bir mektup yazar mısın?” Nasrettin Hoca da:
- “Ben Konya’ya gidemem” demiş.
- “Sana, Konya’ya git demedim mektup yazmanı istedim.” Nasrettin Hoca:
- “Benim el yazımı benden başka kimse okuyamayacağında mektubu okumak için kendim gitmeliyim.”

Doksan Dokuz
Bir devirde Nasrettin Hoca büyük bir para sıkıntısına düşmüş. Ne yapsın? Başlamış gece gündüz evinde yüksek sesle dua etmeye:
- “Yarabbim, bana yüz altın ver! Doksan dokuz olursa asla kabul etmem...” Onun durmadan böyle dua ettiğini duyan zengin bir komşusu merak etmiş. Yanına doksan dokuz altın alarak görünmeden Nasrettin Hoca’nın damına çıkmış. Tam Nasrettin Hoca aynı duayı sayıklarken başlamış bacasından teker teker altınları atmaya. Nasrettin Hoca, bacasından altın yağmaya başladığını görünce, Allah’ın nihayet duasını kabul ettiğine inanarak koşmuş. Başlamış altınları toplamağa... Bir taraftan da sayarmış. Altınların sayısı doksan dokuz olunca:
- “Buna da şükür Allah’ım! Varsın doksan dokuz olsun! Diyerek altınları cebine indirmiş.” Bacanın tepesinde bu işin sonunu bekleyen zengin komşu hemen telâşlanmış. Yukarıdan seslenmiş:
- “Nasrettin Hoca! Nasrettin Hoca! Hani altınlar doksan dokuz olursa kabul etmeyecektin! Oldu mu ya!” Nasrettin Hoca pişkin bir tavırla şöyle cevap verir:
- “Doksan dokuz altını veren Allah, elbette birini de verir.”

İmtihan
Karısı ve dört çocuğuyla beraber tek göz evde yaşayan bir adamı ziyarete giden Nasrettin Hoca halinden şikayet eden adama, kendisine yardım edeceğini ama öncelikle bir şartı yerine getirmesi gerektiğini söyler. Adam hemen kabul eder ve sarılıp Nasrettin Hoca'nın ellerini öper. Nasrettin Hoca, adama eşeğini, keçisini ve tavuklarını da evin içine almasını ve haftaya kendine gelmesini söyleyince adam önce buna şaşırsa da Nasrettin Hoca'nın bir bildiği vardır deyip çaresiz kabul eder. Ertesi hafta gelen adam bir haftada canıma tak etti Nasrettin Hoca ne yapacağız şimdi der. Nasrettin Hoca, gayet sakin eşeği evden çıkarmasını ve haftaya tekrar gelmesini söyleyip adamı gönderir, diğer hafta keçiyi sonrada tavukları evden çıkarttır. Sonunda adam gelerek:
- "Allah senden razı olsun Nasrettin Hoca sanki dünyaya yeniden doğmuş gibi oldum."

Tanrı Misafiri
Nasrettin Hoca bir gün evinde uğraşırken, gücü kuvveti yerinde fakat utanmadan aylak aylak gezen bir adam, Nasrettin Hoca'nın kapısını çalar ve tanrı misafiri olduğunu söyleyince, Nasrettin Hoca elindeki işini bırakıp benimle gel diyerek adamı Akşehir’in merkezine getirir ve camiyi işaret ederek:
- "Sen yanlış kapıyı çaldın adamım eğer tanrı misafiriysen bak işte tanrının evi orası!"

Hazırlık
Nasrettin Hoca’yı siyah cübbe giymiş halde gören biri sorar:
- “Hayrola Nasrettin Hoca cenaze mi var?” Nasrettin Hoca:
- “Cenaze yok ama ben hazırlıklı olayım dedim.”

Dolana Kadar
Nasrettin Hocaya sormuşlar:
- “Nasrettin Hoca bu insanların doğup ölümü ne zamana kadar böyle sürecek?”
- “Cennet ve cehennem dolana kadar.”

Nefesin Gücü
Keçisi yaralanan adama komşuları yaraya katran sürmesinin iyi geleceğini söylerler fakat katrana para vermek istemeyen uyanık adam bizim Nasrettin Hoca’nın yanına gelerek:
- “Nasrettin Hoca sizin nefesiniz kuvvetlidir. Bir okusanız da şu keçimin yarası iyileşse.” Diye ısrar edince Nasrettin Hoca dayanamaz:
- “Tamam senin istediğin gibi olsun, bir şeyler okuyalım ama çabuk iyileşmesini istiyorsan benim nefesime biraz katran karıştırman lazım!”

Saygı
Bir gün Nasrettin Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan talebeleriyle birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü öğrencilerine dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Nasrettin Hoca şöyle der:
- "Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!

Tedbir
Adamın biri Nasrettin Hoca’dan bir hafta sonra kesinlikle vereceği sözüyle bir miktar borç ister. Nasrettin Hoca parasını geri alacağından ümitsiz nasıl olduysa parayı istemeyerek vermiş bulundu. Bir hafta sonra adam sözünde durunca Nasrettin Hoca bu işe çok şaşırdı.Bir zaman sonra aynı adam:
- “Nasrettin Hoca bak geçen sefer tam zamanında borcumu ödemiştim bana tekrar borç verir misin?” Nasrettin Hoca:
-“ Kusura bakma arkadaş geçen sefer beni çok şaşırttın. Tekrar eski fikrime dönmek istemem.”

Herkesi Memnun Edemezsin
Nasrettin Hoca komşu köye gitmek için yola çıkar. Yolda bunları gören bir köyün delisi gülerek:
- “Nasrettin Hoca eşeğin boşta ama siz yürüyorsunuz.” Deyince Nasrettin Hoca hemen oğlunu eşeğe bindirmiş giderken yolda karşılaştıkları bir ihtiyar:
- “Ayıp kardeşim, ihtiyar babasını yürütüyor kendi eşeğe binmiş.” Diye Nasrettin Hoca’nın oğlunu yadırgar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca eşeğe kendi biner. Biraz sonra bir grup kadın karşılarına çıkar:
- “İnsaf et Nasrettin Hoca el kadar çocuğu yürütüyorsun kendin eşeğe biniyorsun.” Derler. Nasrettin Hoca tutar oğlunun elinden ve arkasına oturur ve beraber yola devam ederken katırcı ile karşılaşırlar katırcı:
- “Yazık Nasrettin Hoca zavallı bir eşeğe bu sıcakta iki kişi binilir mi hiç?” Sonunda Nasrettin Hoca dayanamaz hayatta bir kişinin herkesi memnun etmesi mümkün değildir der ve oğluyla birlikte eşeği sırtlanıp giderler.

İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Nasrettin Hoca'yı tanımayan hamamcı Nasrettin Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş bir sabun verir fakat Nasrettin Hoca çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her birinin eline birer altın sayınca hepsi şaşırır. Ertesi hafta yine gelen Nasrettin Hoca'ya pek itibar ederler, en güzel havlulardan ve parfümlü sabunlardan verirler. Bir güzel yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar fakat Nasrettin Hoca çıkışta geçen hafta aldıkları gibi altın geleceği için avucu kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu haftaki ücrettir, bu bakır para ise geçen haftanın." der.

Turşucu
Nasrettin Hoca turşuculuk yapıyormuş.
- “Haydi turşucu geldi, turşucuuuu...” diye bağırdığında eşeği anırıyormuş. Durum bir kaç defa tekrarlanınca Nasrettin Hoca, Karakaçan’ın kulağına eğilmiş:
- “Yeter be! Turşuyu sen mi satıyorsun yoksa ben mi?!”

İnek
Nasrettin Hoca dişten tırnaktan arttırıp kara gün için biraz para biriktirmiş. Parayı bir keseye doldurup ağzını sıkıca bağlamış. Önce bahçesinin bir köşesine gömmüş. Ama içi rahat etmemiş, hırsız gömdüğü yeri bulacak endişesine kapılmış ve keseyi oradan alıp başka yere gömmüş...Orayı da beğenmemiş bu kez başka yere gömmüş. Derken bahçede neredeyse kazmadığı yer kalmamış. Nereye gömse gönlü bir türlü rahat etmiyor, “burasını da hırsız bulur” diyormuş. Öyle şaşkın şaşkın elinde para kesesi bahçenin ortasında düşünüp dururken gözüne köşedeki tümsek ilişmiş. “Tamam, demiş, tam yerini buldum.” Para kesesini uzun bir sırığın ucuna iliştirip o tümseğe çakmış. Kendi kendine, “hırsız kuş değil ya, sırığın tepesindeki para kesesini alsın,” diyerek evine gitmiş. Nasrettin Hoca bütün bunları yaparken, meğer adamın biri kendisini gözetliyormuş. Nasrettin Hoca eve girer girmez adam bahçeye atlamış. Sırığı çıkarıp ucundaki para kesesini aldıktan sonra da tepesine biraz sığır pisliği sürerek eski yerine çakmış ve çekip gitmiş. Gel zaman, git zaman Nasrettin Hoca’ya para gerekmiş. Bahçeye gelip bakmış ki sırığın ucundaki para kesesi yerine sığır pisliği var. Başını iki yana sallayarak kendi kendine söylenmiş:
- “Allah Allah, ben buraya adam çıkmaz diyordum, nasıl oldu da inek çıkabildi?”

Alış - Veriş
Nasrettin Hoca bir gün heybe almak için pazara gider. Güzel bir heybe görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- "Kaç akçe şu heybe muhterem?"
- "2 akçe Nasrettin Hoca."
- "Aldım gitti," diyen Nasrettin Hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:
- "Nasrettin Hoca. Bu heybe 2 akçe. Sen 1 akçe verdin." Nasrettin Hoca sinirlenir:
- "Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe verdim. Sonra da 1 akçelik heybe bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden neyin parasını istersin!

Yelpaze
Nasrettin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış. Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış.
- “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı,” demişler. Nasrettin Hoca :
- “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur”

Vade
Adamın biri Nasrettin Hoca'dan, vade ile para ister. Nasrettin Hoca duraklar: "Benden sana bol bol vade, parayı da başkasından iste!".

Peşin Para
Nasrettin Hoca bir komşusundan ödünç para almıştı. Borcunu vaktinde ödeyemedi. Alacaklı bir gün kapısını vurdu:
- "Kusura bakma Nasrettin Hoca Efendi, alacağımı istemeye geldim." Nasrettin Hoca’nın o anda kesesinde bir akçesi bile yoktu. Komşusuna:
- "Bak şu bahçenin kenarındaki çalıları görüyor musun? Buradan geçen koyunların yünleri bu çalılara takılacak. Bu yünleri toplayacağım. Eğirtip iplik yaptıracağım. İpliği satıp sana borcumu ödeyeceğim." Nasrettin Hoca’nın yine şakalaştığını sanan komşusu gülmeye başladı.
- “Alem adamsın Nasrettin Hoca!” der. Alacaklının güldüğünü görünce Nasrettin Hoca da:
- “Peşin parayı görünce nasıl da gülersin değil mi!”

Kırk Yıllık
Nasrettin Hoca'dan sirke isteyen komşusuna benim sirke kırk yıllıktır bunun için veremem deyince adam:
-"Olsun Nasrettin Hoca ne eksilir biraz versen?" der ama Nasrettin Hoca yaman bir defa sirke vermeyecek ya:
-"Hiç olur mu efendi her gelene biraz versen kırk yıl sirke elde kalır mı?"

Katır
Nasrettin Hoca bir gün pazara gider, bir at almak ister. Bir katır getirirler, bunu al, derler. Nasrettin Hoca da bu katırdır, bilirim, dediği halde ısrar ederler. Nasrettin Hoca çaresiz kalıp katırı alır. Üzengi vurup üzerine bineyim derken, katır bir çifte atar. Nasrettin Hoca da:
- "Bilirim sen benim bildiğim eski katırsın, beni bana komadılar" der.

Ticaret
Nasrettin Hoca 10 akçeye aldığı 10 odunu, 9 akçeye satıyormuş
-"Nasrettin Hoca bu ne iştir hiç böyle ticaret olur mu?" demişler. Nasrettin Hocada
-"Önemli olan işi nasıl yaptığın değil, insanların seni iş yaparken görmesidir."

Karşılık
Yedi kör, nehirden karşıya geçirmesi için Nasrettin Hoca'yla adam başı iki akçeye anlaşırlar. Akıntının arttığı bir yerde ikisi suda kaybolunca körler Nasrettin Hocaya çıkışır. Nasrettin Hoca da:
-"Ne bağırıyorsunuz dört akçe eksik verirsiniz".

Cimri
Cimrinin biri çaya düşmüş. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Nasrettin Hoca seslenmiş:
- "Yahu! o vermeyi bilmez.'Elimi al' diye bağırsanıza."

Göl Maya Tutar mı?
Nasrettin Hoca göl kenarında oturmuş. Elinde yoğurt kasesi.Göle maya çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp sormuş:
- "Nasrettin Hoca Efendi hiç göl maya tutar mı?"
- "Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya tutarsa !

Bu Mümkün Değil
Nasrettin Hoca, bir ara, zeytin satmaya heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak pazarda satmaya başlamış. Kadının biri zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş ve zeytini pahalı bulmuş. Nasrettin Hoca:
- “Hele bir tane ye de tadına bak!...” demiş. Kadın:
- “Baksam ve beğensem bile peşin para ile alacak değilim.” Deyince, Nasrettin Hoca:
- “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak, sonra verirsin parasını! Lakin şu zeytinden bir tane tad da gör!..” Demiş. Kadın ise nazlanmakta devam etmiş:
- “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl önce Ramazanda hastalanmıştım da bir hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o borcumu ödüyorum.” Bu söz üzerine Nasrettin Hoca, başını sallamış:
- “Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim bu alışverişten. Zira Allah’a olan borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse, kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman verir!...”

Ödül
Nasrettin Hoca bir gün yeni aldığı güzel ve çok pahalı sarığını kaybeder. Bir arkadaşı sorar:
- “Nasrettin Hoca sarığın kaybolmasına çok mu üzüldün?”
- “Hayır. Sarığımın tekrar geleceğini adım gibi biliyorum. Çünkü sarığımı bulana yarım gümüş vereceğim.”
- “Bu kadar az bir ödüle karşılık senin sarığını bulan adam eminim o sarığı geri getirmez. Zira senin sarığın en azından 90 gümüş eder. Anladın mı Nasrettin Hoca?”
- "Evet, işte ben de bunu bildiğim için herkese sarığımın değersiz bir sarık olduğunu ilân ettim ya!”

Kara Tavuk
Nasrettin Hoca, kümesindeki bir kara tavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur, tavuğu şöyle bir gözden geçirdikten sonra:
- "Rengini beğenmedim, beyaz olsaydı satın alırdım!...der. O anda Nasrettin Hoca’nın aklını bir kurnazlık gelir, bakkaldan hemen iki kalıp sabun alarak hayvanı yıkamağa başlar. Tabii, hayvanın tüyleri yine simsiyah kalır. Nasrettin Hoca, kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
- "Aferin boyacıya!.. Hiç de cimri değilmiş; öyle has, öyle bol boya kullanmış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün olmadı!... der." Bu söz, müşteriyi güldürür ve müşteri tavuğu satın alıverir.

Taşıma Parası
Nasrettin Hoca, yükte ağır pahada az birtakım eşyasını bir hamalın sırtına vurup giderken kalabalık bir yerde adamı gözden kaçırır. Sağa sola bakınır, arar, sorar; ortalıkta yok! On gün sonra, hamala rastlar. Nasrettin Hoca, var gücüyle kaçmaya başlar. Bunu görenler daha sonra Nasrettin Hoca’ya kaçışının sebebini sordukları zaman şu cevabı alırlar:
- “Adamın sırtına on gün önce benim yükü taşıyorken kaybettim. Ya benden on günlük taşıma parası isteseydi halim nice olurdu?...”

Öğüte Değil Paraya İhtiyacım Var
Günün birinde Nasrettin Hoca sevdiği zengin arkadaşı Ali’yi ziyaret etmiş. Nasrettin Hoca arkadaşına:
- “Bana biraz borç para ver?” demiş.
- “Ne için?” diye sormuş arkadaşı.
- “Yüz kuzu satın almak istiyorum”, demiş Nasrettin Hoca.
- “Şayet paran yoksa, kuzuları da alamazsın!” bunun üzerine Nasrettin Hoca:
- “Senden öğüt değil para istemiştim arkadaşım.”

Para Sevgisi
Cimrinin biri, Nasrettin Hoca’ya, “ Nasrettin Hoca demek parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Nasrettin Hoca hemen cevap verir:
- "Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.

Çamurlu Kuyruk
Nasrettin Hoca bir gün eşeğini satmak için pazara götürmüş. Yolda eşeğin kuyruğuna çamur bulaşmış. Nasrettin Hoca bunu görür görmez, onu kesip heybeye koymuş. Pazara geldiğinde bir müşteri eşeği satın almak istemiş. Fakat ilk önce eşeğin bir sakatlığı olup olmadığını araştırmak istemiş. Bu sırada onun kuyruğunun olmadığını görmüş ve:
- “Hey! Bu ne biçim eşek ki? Henüz kuyruğu da yok”, demiş. Bunun üzerine Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Merak etme! Merak etme! Kuyruk yabanda değil. Pazarlıkta uyuşursak heybeden çıkarıp veririm”.

Beş Kuruş
Nasrettin Hoca’nın bakkala elliüç akçe borcu varmış. Nasrettin Hoca bir gün, birkaç eşi-dostuyla çarşıdan geçerken bakkal onu görüp dükkândan fırlamış. Nasrettin Hoca’nın karşısına geçip eliyle para işareti yapmaya başlamış, “borcunu vermezsen seni tanıdıklarının yanında rezil ederim” demek istemiş. Nasrettin Hoca, görmezlikten gelerek başını başka tarafa döndürmüş. Bakkal o tarafa geçmiş, yine aynı işareti yapmış. Bakkalın, bu hareketi devamlı yapması, Nasrettin Hoca’yı fena halde sinirlendirmiş, dostları da işi anlamışlar. Artık sabrı tükenen Nasrettin Hoca, “gel buraya” diye hiddetle bakkalı çağırmış; “bana bak” demiş, “benim sana ne kadar borcum var?” Bakkal, “elliüç akçe” demiş. Nasrettin Hoca, “peki” demiş, “yarın gel yirmisekiz akçesini al, öbür gün gel, yirmisini daha vereyim; etti mi kırksekiz, geriye ne kalır? Topu topu beş akçe. Be hey zalim adam, beş akçeceğiz için beni çarşıda, ele güne karşı rezil etmekten utanmaz mısın?”

Çekirdeğinde Ağırlığı Var
Nasrettin Hoca, hurma yerken çekirdeklerini çıkarmıyormuş. Karısı: “Efendi, hurmayı, çekirdeğiyle mi yiyorsun” deyince “elbette ben hurmayı aldığım zaman hurmacı da hurmayı çekirdekleriyle tarttı da bana verdi” demiş.

Nasrettin Hoca'nın Çilekleri
Bir gün Nasrettin Hoca erken saatlerde güzel bahçesine gider ve birkaç çilek diker. Fakat akşam olduğunda da onları söker ve beraberinde eve getirir. Bu sırada bir tanıdık:
- “Bu ne iştir Nasrettin Hoca?” diye sorar. O da:
- “Ortaklık bozuldu, ne olur ne olmaz. Herkes kendi malını göz önünde tutmalı”, der.

Yeni Uşak
Nasrettin Hoca’nın yeni bir uşağa ihtiyacı varmış. Komşusu Ahmet ona:
- “Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O çok çalışkan bir işçidir,” demiş. Nasrettin Hoca:
- “İyi, onu bana gönder!” Demiş. Birkaç hafta sonra Ahmet, Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Hasan’dan memnun musun?”
- “Evet, o çok iyi çalışıyor, fakat bana biraz pahalıya mal oluyor. Benden her gün para istiyor.”
- “Bu kadar parayla ne yapıyor ki?” Diye sormuş komşusu. Nasrettin Hoca:
- “Bunu bilmiyorum, şimdiye kadar hiç vermedim ki!”

Uzayan Maşa
Nasrettin Hoca, bedestende dolaşırken tellâlın bir kılıç sattığını görür:
- “Bu kılıç gazidir. On altına satıyorum; bedavadır, bedava!...” Tellâlın yanına varan Nasrettin Hoca, bu kılıcın bu kadar pahalı satılmasındaki kerameti sorar. Tellâl:
- “Nasrettin Hoca, bu kılıç, düşmana uzatıldığı vakit tam beş arşın uzayıverir! “ Nasrettin Hoca, içinden “ya, öyle mi?” der ve koşa koşa eve gelerek büyük mangal maşasını alıp tekrar bedestene döner; maşayı sallaya sallaya bağırmaya başlar:
- “On altına; bedava, bedava!”" Nasrettin Hoca’yı görenler gülüşerek:
- “Bir akça bile etmeyen adi bir ocak maşası on altın eder mi?” Derler. Nasrettin Hoca da onlara şu cevabı verir:
- “Ya, siz adi bir kılıcı biraz önce on altına satıyordunuz!.. “
- “Ama o kılıç, cenkte beş arşın uzar!” Nasrettin Hoca:
- “Eee der, bu maşa da bizin hatunun bana kızıp da şöyle bir kaldırdığı zaman 50 arşın, belki de daha fazla uzuyor.....! “
Karakaçan


Eşeğin Acelesi
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da Nasrettin Hoca başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken Nasrettin Hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler:
- "Hayırdır Nasrettin Hoca, bu telaş da neyin nesi, ne tarafa böyle?" diye sormuşlar. Nasrettin Hoca geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş:
- "Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da,birlikte oraya gidiyoruz.."

Mısır kadısı
Bir gün Nasrettin Hoca, gene eşeğini kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına 'tak' eder:
- “Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz. Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne döner gelir, ne bir kuru selam gönderir. Günlerden bir gün Nasrettin Hoca eşekler başı Deli Ömer’i görür ve eşeğinden haber sorar. Deli Ömer:
- “Duymadın mı senin eşek Mısır’a kadı oldu!” Bunu duyunca, Nasrettin Hoca başını sallar:
- “Tevekkeli değil; ben bizim çömeze ders verirken, o da kulaklarını dikip dinliyordu!" der.

Göle Koş
Nasrettin Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı?" diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anırarak, çifte atarak dört nala koşmaya başlar. Nasrettin Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır:
- "Aklın varsa göle koş!

Eşek Nerde?
Nasrettin Hoca İstanbul'a gitmiş. Orada eşeğini kaybetmiş , aramış aramış bulamamış. Bir otele yerleşmiş. Çarşaflar o kadar temizmiş ki yatamamış tutmuş yatağın altına girmiş. Odayı boş gören karı koca odaya yerleşmiş. Adam karısına:
- “Gözlerinde bütün İstanbul'u görüyorum.” demiş. Nasrettin Hoca yatağın altından kafasını çıkarıp:
- “Benim eşeği de görüyor musun?”

Nasrettin Hoca'nın Eşeği Pazarda
Nasrettin Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam sövüp sayarak çekilir gider. Başka bir müşteri çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine demirden bir çifte yer. O da topallayarak sövüp sayarak gider. Tellâl gelir:
- “Nasrettin Hoca, bu eşeği kimse almaz. Önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor”. Nasrettin Hoca başını sallar:
- “Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim” der.

Bildiği
Nasrettin Hoca bir gün eşeğini bulamaz ve basar yaygarayı:
-"Eğer eşeği hemen bulmazsam ben bilirim yapacağımı" diye. Bir kaç saatte eşek bulunur ve Nasrettin Hocaya birisi sorar:
-"Nasrettin Hoca bulunmasaydı ne yapacaktın?", Nasrettin Hoca biraz tebessümle:
- "Ne olacak gidip yenisini alacaktım."

Memnuniyeti
Nasrettin Hoca merkebini kaybetmiş. Hem arar, hem şükredermiş.
- “Arıyorsun iyi, fakat neden şükrediyorsun?”
- “Nasıl şükretmeyeyim ya üstünde ben de olsaydım da beraber gitseydim.”

Nereye
Nasrettin Hoca günün birinde karakaçana binmiş. Fakat bir türlü sahip olamıyormuş. Yolda birisi sormuş:
- “Böyle nereye Nasrettin Hoca?”
- “Eşeğin istediği yere.”

Salıdan Cuma Namazına
Eşeğin üstünde ağır ağır gidiyormuş Nasrettin Hoca. Bir tanıdığı çıkmış önüne:
- “Nasrettin Hoca hayrola, nereye böyle ağır ağır?”
- “Cuma namazına... “
- “Nasıl olur? Bugün daha Salı...” Nasrettin Hoca, eşeğini göstererek şöyle cevap vermiş:
- “İnsanın böyle kocamış bir eşeği olursa, ancak salıdan çıkıp yetişebilir cumaya..”

Getir Cübbemi Al Semerini
Nasrettin Hoca bir gün eşeğine binip ormanın içinden bahçeye gidiyormuş. Yolda küçük ihtiyacı gelmiş. Eşeğini bir ağaca bağlamış. Pahalı cübbesini eşeğin semeri üzerine atmış ve uygun bir yer aramış. Bu arada hırsızın birisi gelip cübbesini çalmış. Nasrettin Hoca döndüğü zaman cübbesinin çalınmış olduğunu görmüş. Bunun üzerine eşeğin semerini alıp omzuna atmış ve şöyle söylemiş:
- “Öyle olsun! Hırsız! Sen benim cübbemi geri vermezsen, ben de senin semerini vermem!”

Nasrettin Hoca ve Heybesi
Nasrettin Hoca bir gün pazara gitmiş. Aldığı zerzevatı heybesine doldurmuş, omuzuna vurmuş, eşeğine binmiş gidiyormuş. Yolda birisi:
- “Efendi!. Efendi! Niye heybeyi eşeğin terkisine koyup da rahat rahat gitmiyorsun?” deyince Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- “Hem hayvan bizi taşısın, hem de fazla olarak sırtına bir de heybeyi mi yükletelim?”


Yenisi
Günün birinde Nasrettin Hoca'nın karısı ölür. Fakat Nasrettin Hoca'da ciddi bir üzüntü belirmez. Bir müddet sonra eşeğide ölünce Nasrettin Hoca yas tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları sorar:
- "Bu nasıl iş Nasrettin Hoca karın öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?"
- "Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha genç ve güzel yeni bir hatun buluruz diye beni teselli ettiniz fakat hiç kimse yeni bir eşek alalım demiyor."

Daha ne kadar gideceğiz?
Nasrettin Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Nasrettin Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
- "Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş. Hanımı Nasrettin Hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine Nasrettin Hoca:
- "Desene hatun, yolu yarıladık."

Bizim Çocuklar
Nasrettin Hoca’nın karısı ölür. Ölen karısından beş çocuğu olan Nasrettin Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla evlenir. Nasrettin Hoca’nın yeni eşinden de iki çocuğu olur. Bir gün karısı feryadı basar:
- “Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca yetiş! Senin çocuklarla benim çocuklar bir olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”

Öldü
Nasrettin Hoca Konya’dayken biri gelip:
- "Karın öldü! demiş. Nasrettin Hoca:
- "Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün!"

Hatim
Nasrettin Hoca ve karısı konuşuyorlardı. Karısı:
- “Benim yüzüme bakarken besmele çekiyorsun.” Nasrettin Hoca
- “Ne olmuş yani?” der. Karısı:
- “İmam efendi, karısının yüzüne bakarak yasin okuyormuş.” deyince, Nasrettin Hoca güldü :
- “Ben o kadını görsem, hatim bile indiririm!..”

Sıcak Çorba
Nasrettin Hoca'nın karısı bir kurnazlık düşünmektedir. Derken akşam eve aç dönene Nasrettin Hoca'nın önüne ateşten yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı sıcak çorbadan yanınca bir anda gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya başlar. Karısının ağlamasına bir anlam veremeyen Nasrettin Hoca ne olduğunu sorunca, karısı:
- "Rahmetli annemi hatırladım, o da pek severdi bu çorbayı." der. Nasrettin Hoca kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar. Nasrettin Hoca'da sıcak çorbadan nasibini alınca onunda gözleri yaşarır. Karısı neden ağladığını sorar, Nasrettin Hoca'da:
- "Bir anda rahmetli kayınvalidemin yerinde senin olabileceğin aklıma geldi de."

Aksi
Nasrettin Hocanın karısı ırmakta çamaşır yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber olur dere boyunca cesedini aramaya koyulurlar. Fakat Nasrettin Hoca akıntının tersiden doğru giderek:
- "Sizde onu benim kadar tanısaydınız, hayattayken ne aksi bir kadındı."

Anahtar
Nasrettin Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- "Nasrettin Hoca, anahtarı nerede düşürdün?",
- "be kadın nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım?"

Ciğer
Nasrettin Hoca evine sık sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş. Bir gün dayanamamış Nasrettin Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Nasrettin Hoca baltanın dolapta işi ne?” Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”

Biraz Daha Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Nasrettin Hoca’ya “Efendi biraz ileri gider misin?” der. Nasrettin Hoca üstünü başını toplar, giyinir ve yola düşer. Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Nasrettin Hoca böyle sabah sabah nereye gidiyorsun?” der. Nasrettin Hoca da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim eve git, hanıma sor bakalım; daha gideyim mi, gitmeyeyim mi?”

Görürsem Söylerim
Bir arkadaşı Nasrettin Hoca’ya gelmiş.
- "Bana bak Nasrettin Hoca, kulağını bükmesi benden... Şu karına bir şey söyle, sabahtan aksama kadar ev ev dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor... Söyle de azıcık evinde otursun." Nasrettin Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim...”

Evlilik Hazırlığı
Nasrettin Hoca habire döşeme tahtalarını söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Nasrettin Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne gelir derler ya, bende bari şu tamirle iki masrafı bir edeyim dedim!”

Aklı
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler. Nasrettin Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun Nasrettin Hoca?” diye sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki, kaybetsin. Acaba başka bir şey mi kaybetti diye düşünüyorum”

Nasıl
Nasrettin Hoca bir gün karısının bilgisi denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“

Kaybettin
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğiyle odun getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim işim var, sen yemleyiver,” der. Nasrettin Hoca sıcaktan iyice bunalmış vaziyette kendini minderin üzerine atar.
- "Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen ver der." Eşeğin yemini sen vereceksin ben vereceğim derken iş kızışır. Kim önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el işini alarak komşuya gider. Aradan biraz zaman geçer. Eve bir hırsız girer. Nasrettin Hoca’yı görünce kaçacak olur. Ama Nasrettin Hoca'dan hiç ses ve tepki gelmediğini anlayınca kaçmaktan vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca bir çuvala doldurur. Nasrettin Hoca’nın gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip evin halini görür. Eşyaların yerinde yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal Efendi! diye çığlık atar.” Nasrettin Hoca yattığı yerden doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin. Eşeğin yemini sen vereceksin.”

Sen düştün
Nasrettin Hocanın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Nasrettin Hocaya sürekli eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim eski kocam şöyle yapardı, böyle yapardı... Nasrettin Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş aman Nasrettin Hoca niye attın beni. Nasrettin Hocanın da cevabı hazır:
- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan üçümüz sığamadık sende düştün”

Evlilik
Nasrettin Hocaya evlilik ne demektir diye sormuşlar Nasrettin Hocada:
- "Gündüzleri çifte hırlama, geceleri çifte horlama"

Gezgin
Arkadaşları Nasrettin Hoca'ya, takılırlar:
-"Nasrettin Hoca, sizin hanım akşama kadar kapı kapı dolaşıyor."
-"Olur mu canım dediğiniz kadar dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!"

Kimi Kimden Sorarsınız?
Nasrettin Hoca’nın karısı ölür. Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada imam, usule uyarak cemaate hitaben sorar:
- "Merhumeyi nasıl bilirsiniz?" Herkes beraberce:
- "İyi biliriz!" der denmez koşa koşa imamın yanına gelen Nasrettin Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor; kimi kimden soruyorsun!”

Kim Tuhaf?
Nasrettin Hoca, bir gün yolda giderken, birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Nasrettin Hoca, senden önce ve senden sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”, demiş Nasrettin Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere, bana hiç öğüt vermedikleri için kızıyorum. Benden sora evlenenler de, onlara hiç öğüt vermediğim için, bana kızıyorlar.”

Dişi mi Yoksa Erkek Miydi?
Biri Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh Peygamber’e geri gelen güvercin dişi miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”

Fark Var
Bir gün Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- “Nasrettin Hoca, bir adam karısını öperse orucu bozulur mu?”
Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- "Yeni evlenmişlerse bozulur, amma ikinci senede bilmem. Üçüncü senede ha bir tahtayı öpmüş, ha karısını.

Hangisi
Nasrettin Hoca’nın bir zamanlar iki karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün Nasrettin Hoca’ya beklenmeyen bir soru sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse hangimizi kurtarırsın?” Nasrettin Hoca cevap vermeden kurtulamayacağını anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun galiba?”

Kapalı Kapının Ardından
Nasrettin Hoca’nın karısı geceleri komşu komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan Nasrettin Hoca, bir gece, karısı yine evde yokken kapıyı arkasından sürgülediği gibi yatağına yatmış. Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman çalmış çalmış açtıramamış kapıyı. Nasrettin Hoca’nın kızdığını anlayarak, yalvarıp yakarmaya başlamış:
- "Vallâhi, billâhi, bir daha seni yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim canım kocacığım! Aç kapıyı; bu saatte ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış olacak gibi değil, bağıra, bağıra: - "Bari, kendimi şu kuyuya atayım da kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak bir kenara çekilmiş. Nasrettin Hoca, bir süre yine aldırmamış, sonra hiddeti geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!” deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada kadın, evden içeri girivermiş; kapıyı kapadığı gibi Nasrettin Hoca’yı sokakta bırakıp bağırmaya başlamış:
- "Yeter artık senden çektiğim, bana rahat yüzü göstermedin; her gece arkadaş dedin, sohbet dedin gezip tozdun. Alacağın olsun senin!..." Nasrettin Hoca, karısının feryadı üzerine sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- "Komşular görenler ve bilenler Allah için söylesin!

Yaşı Hakkında Mı?
Bir komşu Nasrettin Hoca’ya koşa koşa gelmiş:
- "Aman Nasrettin Hoca! Bizim evde karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel," demiş. Nasrettin Hoca hiç aldırış etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”

Bana göstermede
Düğünden sonra Nasrettin Hoca ilk defa gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı kaldırınca birde ne görsün sanki dünyanın en çirkin kadını karşısında duruyor! Nasrettin Hoca olduğu yerde donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını öğrenmek için sorar:
- "Emrindeyim Nasrettin Hoca. Kimlere yüzümü gösterebilirim?" diye sorunca Nasrettin Hoca:
- "Bana göstermede kime istersen gösterebilirsin."

Sorumluluk
Nasrettin Hoca'nın yanına telaşla gelen bir komşusu:
- "Yetiş Nasrettin Hoca evin yanıyor!" Nasrettin Hoca gayet sakin:
- "Biz evlenirken hanımla yaptığımız anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi geçindirdiğim sürece evle ilgili her türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin ol ve karımı bulup bunları ona anlat.

Mavi Boncuk
Nasrettin Hocanın iki tane hanımı varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer mavi boncuk vererek kesinlikle diğer eşine veya başka bir kimseye göstermemesini tembih etmiş. Bir gün hanımlar Nasrettin Hoca'nın yanına gelerek sormuş:
- "Nasrettin Hoca hangimizi daha çok seviyorsun?" Nasrettin Hoca hemen işi bağlamış.
- "Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok seviyorum.

Onunla Yaşamak İstemiyorum
Nasrettin Hoca boşanmak istiyormuş, bundan dolayı mahkemeye gitmiş. Kadı birkaç bilgi edinmek istemiş ve Nasrettin Hoca’ya karısının adını sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Nasrettin Hoca:
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım; onunla geçinmek istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne gerek var”

Ölü
Nasrettin Hoca Yolculuğu sırasında tenha bir yer olan mezarlıkta elbiselerini yıkar kuruması için astığı bir sırada kuvvetli bir rüzgar esip giysilerini alıp götürmüş. Nasrettin Hoca da giysilerinin ardınca koşarken birkaç yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle çıplak halde mezarlıkta ne aradığını sormuşlar. Nasrettin Hoca da:
- “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime gidiyorum” demiş.

Fincancının Katırları
Nasrettin Hoca bir gece mezarlıktan geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir mezarın içine düşer. O anda aklına geceyi orada bir ölü gibi geçirerek yazıcı melekleri görme fikri gelir. Hemen yatar ve beklemeye başlar. Bir süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan fincancı kervanından yükselen katırların çan sesleri, katırcıların konuşmaları, homurtular derken iyice yaklaşan seslerden korkan Nasrettin Hoca kıyamet vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu görmek için mezardan dışarı çıkınca bir anda yarı çıplak Nasrettin Hoca'yı gören katırlar ürker. Hortlak görmüş gibi her biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün yükleri yerlere yuvarlar, küfelerdeki porselen tabak çanak fincanları zayi ederler. Bunun üzerine sinirlenen fincancılar koşup Nasrettin Hoca'yı yakalarlar:
- "Be adam gecenin bir vakti ne yapıyorsun burada?" derler. Nasrettin Hoca korkudan kekeleyerek
- "Be be ben öbür dünyadan geldim. Bir bakayım burada işler nasıl gidiyor." Deyince adamlar Nasrettin Hoca'yı bir güzel pataklarlar. Bin perişan eve dönen Nasrettin Hoca'yı telaşlı karısı karşılar:
- "Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür dünya nasıl? Ne var?...Nasrettin Hoca biraz vakurlu biraz üzgün:
- "Hiç bir şey. Ta ki fincancı katırlarını ürkütene kadar!"

Haddini Bil
Nasrettin Hoca tarlada çalışırken yorulunca ceviz ağacının gölgesine oturur ve kendi kendine:
- "Şu işe bak kocaman kabaklar yerdeki ufacık sapa bağlı, küçücük cevizler koca ağaçta asılı.." daha Nasrettin Hoca bunları düşünürken ağaçtan kafasına bir ceviz düşünce hemen:
- "Ey büyük Allah'ım bu günahkar kulunu affet, senin işinin hikmetinden sual olunmaz ya şu ağaçta kabak gibi cevizler yetişseydi halim nice olurdu."

Dert Çekme
Nasrettin Hoca Nasreddin çift sürerken boyunduruğun kayışı kopar. Nasrettin Hoca derhal başından sarığını çıkarıp kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman sonra tülbent de dayanamayıp kopar. Nasrettin Hoca tülbende hitap ederek:
-"Sen de gör, zavallı kayış ne bela çekermiş" der.

Bu Nasıl Ülke
Nasrettin Hoca, bir kış günü köye gitmek için yola çıkar. Her taraf buz tutmuştur. Birden çevresini köpekler sarar. Taş almak için eğilir. Ama hangi taşa el atsıysa bir türlü yerinden kıpırdatamaz. Köpeklere bakarak elini açar:
-"Ey Allah'ım bu nasıl ülke? Taşları bağlayıp köpekleri salmışlar."

Bulmak Zevki
Nasrettin Hoca yine bir gün merkebini kaybetmiş, çarşıda bağıra bağıra:
- "Benim merkebimi kim bulursa, yularıyla, semeriyle müjde olarak ona vereceğim, diyerek herkese bildirmiş. Birisi:
- “Nasrettin Hoca, merkebi semeriyle, yularıyla bulana tekrar verdikten sonra, ha kaybetmişsin, ha kaybetmemişsin bir şey fark eder mi? Bundan sen ne kazanmış olacaksın!”
Diye sormuş, Nasrettin Hoca gülerek:
- “İyi amma, ya bulmak zevkini o kadar önemsiz mi zannediyorsun”

Uykusu Kaçmış Da!
Bir yaz gecesi Nasrettin Hoca’nın uykusu kaçmış. Uykusuzluktan ve can sıkıntısından evde duramayınca kendini sokağa atmış. Yolda, nöbetçi subaşıya rastlamış. Subaşı:
- “Nasrettin Hoca, böyle gece yarısı burada ne arıyorsun?...” diye sorunca Nasrettin Hoca, esneyerek cevap vermiş:
- “Hiç, uykum kaçtı da onu arıyorum.”

Eski Zamandan
Nasrettin Hoca yer altında bir ahır yapmak hevesine kapılmış. Toprağı kaza kaza her şeyden habersiz bir halde komşunun ahırına geçmiş. Bir sürü öküz görünce koşa koşa karısının yanına gitmiş.
- “Hanım, hanım!” diye bağırmış. “Müjdemi isterim! Eski zamandan kalma bir ahır ve birçok öküz buldum”.

Korkunç Hata
Nasrettin Hocanın uykusu kaçmıştı ve pencereden dışarıyı seyrediyordu. Bir anda ilerideki ağaçların arasında hayalete benzer iki şeyi havada dans eder gibi gördü. Hemen okunu hazırlayıp pencereyi açarak fırlattı. İsabet ettirmişti. Fakat bir anda sevinmesi yerini şaşkınlığa döndü çünkü hayalet sandığı görüntü karısının gündüz yıkayıp kuruması için astığı kendi entarileriydi. Nasrettin Hoca "ne korkunç bir hata" diye söylendi. Çok şükür Allah'ım ya içinde bende olsaydım.

Hesaba Ekle
Komşu köyde birinden alacağı olan Nasrettin Hoca ne kadar bastırdıysa da bir türlü parasını alamaz. Tekrar evinin yolunu tutan Nasrettin Hoca oldukça yorulmuş bir o kadar da acıkmıştır. Az sonra bir fırının önüne yaklaşan Nasrettin Hoca yeni pişmiş ekmeklerin kokusunu da duyunca açlığı ikiye katlanmış. Ama işe bak ki kesede tek kuruş yok ekmek almaya. Derken fırına girmiş bir bakmış etrafta kimsecikler yok. Utanarak bir ekmeği aldığı gibi oradan sıvışmış. İleride çökmüş bir ağacın altına ve başlamış yalvarmaya: Ey büyük Allah'ım senin merhametin sonsuzdur, ne kadar aç olduğumu sen daha iyi biliyorsun hata ettim bir günaha girdim, affet beni... Fırıncıya olan borcumu da alacaklı olduğum adamın hesabına ekle.

Böyle Olmalı
Nasrettin Hoca kıyı boyunca uzun bir yolculuk yapmaktadır. Fakat gel gör ki bu sıcak havada suyu da bitince susuzluktan dudakları bile kurumuştur. Ne kadar kendini sıksa da susuzluğa dayanamaz ve biraz olsun belki susuzluğumu dindirir diye deniz suyundan içmeye karar verir. Ama nerede! Susuzluğunu dindirmesi bir yana Nasrettin Hoca tuzlu suyu içince içi bir kat daha yanar. Yola bir miktar devam edince bir tatlı su birikintisine rast gelir ve kana kana içer. Sonrada kavuğunu çıkararak içine su doldurur ve kendinden emin adımlarla denizin kıyısına gelir ve kavuğundakini denize doğru savurarak:
- “Bırak kabarmayı, dalgalanıp köpürmeyi su dediğin böyle olur.”

Hak etmiş
Nasrettin Hoca su içmek için bir çeşmenin başına gelir fakat bakar ki çeşmenin ağzı bir ağaç parçasının ucuna bez sarılarak kapatılmış. Ayağını çeşmenin duvara yaslayıp şöyle bir asılınca tıkacın yerinden çıkmasıyla birlikte çeşmeden fışkıran su Nasrettin Hoca'yı baştan aşağı ıslatır. Homurdanarak yerinden kalkan Nasrettin Hoca:
- "Belli ki hak etmişsin de ağzını böyle tıkamışlar.

Kalıp
Nasrettin Hoca özel bir iş için şehre iner. Fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü istediği sonucu elde edemez. Bir arkadaşının tavsiyesiyle 40 gün boyunca şehrin en büyük camiinde her vakit dua eder fakat sonunda yine bir şey çıkmaz. Ertesi gün sabah namazına yakındaki küçük bir camiye gider ve çaresizlik içerisinde yana yakıla ihlasla Allah'a yalvarır. Nasrettin Hoca'nın duası kabul olur ve öğlene kalmaz hemen işini istediği gibi halleder. Sonra büyük camiye giderek bağırmaya başlar:
- “Kalıbından utan, küçücük caminin yaptığını 40 günde yapamadın.”

Ayın yeri
Nasrettin Hoca bir gece kuyudan su çekmeye gider fakat bir de ne görsün. Ay kuyuya düşmüş. Bir koşu eve gider ve çengeli alır. Sallar kuyuya fakat ne kadar uğraştıysa da bir türlü çıkaramaz. Bir ara çengel kuyunun dibinde bir taşa takılınca Nasrettin Hoca gayretle asılır, ıkınır, sıkılır... Tam o sırada çengel sıyrılır ve Nasrettin Hoca sırt üstü yere serilir. Bir bakar ki ay gök yüzünde:
- “Eh kolay olmadı ama sonunda yerine koyduk.”

Birlikte Gelin
Nasrettin Hoca kilerden bir şeyler almak için içeri girer fakat içerisi karanlık olduğundan bir anda içi patates dolu bir eleğin kafasına düşmesiyle kendini yerde bulur. Biraz sonra kedini toparlar ve ayağa kalkar. Bir kaç adım atmıştı ki ayağı eleğe geçince tekrar yere düşer. Başından sonra sırtını da inciten Nasrettin Hoca birazda sinirle eleğe bir tekme savurur. Elek duvardan seker ve Nasrettin Hoca'nın alnını çizer. Nasrettin Hoca sonunda dayanamaz ve duvarda asılı yatağan kılıcına sarılarak:
- “Hadi bakalım elekler! Şimdi hanginiz gelse umurumda değil.”

Damdan Düşen Gelsin
Nasrettin Hoca evinin çatısını aktarırken dengesini kaybedip yere düşer. Tüm ahali etrafına yığılıp ne yapabileceklerini tartışırken, Nasrettin Hoca:
- “Bana damdan düşen birini getirin.” demiş.


Kibir
- "Nasrettin Hoca senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Nasrettin Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya etrafındakilere güzel bir ders vermek istemiş...
- "Her halde öyle olmalı." demiş. Çevresindekiler ağacı yanına getirmesi yönünde:
- "O zaman göster bakalım kerametini derler." Nasrettin Hoca;
- "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!.." der ama tabii ne gelen ağaç var ne giden. Nasrettin Hoca biraz durduktan sonra kendisi ağacın yanına gider. Halk,
- "Ne oldu Nasrettin Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" der ve gülerler, Nasrettin Hoca;
-"Bizde kibir yoktur, ağaç yürümezse kul yürür" der.

Hepsini
İlme değer vermeyen zengin bir adam Nasrettin Hoca’yla aşağılamak için:
- “Nasrettin Hoca sen bu kitapların hepsini sürekli okuyor musun gerçekten?” diye alaylı bir ifadeyle sorar. Nasrettin Hoca:
- “Senin kaç evin ve koyunun var?” diye sorunca, adam:
- “O kadar çok ki sayısını ben bile bilmiyorum.” deyince Nasrettin Hoca cevabı yapıştırır:
- “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp koyunların hepsini de yiyor musun?”

Adam Olmak
Nasrettin Hocaya bir gün:
- "Adam olmanın yolu nedir?" Diye sormuşlar. Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- "Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı. Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı işitmeli!

Gerçek Nasrettin Hoca
Nasrettin Hoca kırda dolaşırken bir deli çobana rastlar. Çoban:
- “Sen Nasrettin Hoca mısın?” diye sorar. Nasrettin Hoca:
- “Evet,” der.
- “Sana bir şey sorsam bilir misin?”
- “Bilirim sor!...” der.
- “Bilmezsen sormayayım. Zira kime sorduysam cevap veremedi.”
- “Sor dedik ya...” der.
- “Her ay yeni ay çıkıyor, sonra incelip kayboluyor. Sonra yine yenisi çıkıyor. O eskilerini ne yapıyorlar?” Nasrettin Hoca şöyle bir deliye bakar:
- “Bu kadarcık şeyi bilemedin mi?... Bir kısmını kırpıp kırpıp yıldız yaparlar, gökyüzü onlarla dolu. Bir kısmını da uzatırlar şimşek yaparlar, yağmurlu ve fırtınalı günlerde kılıç gibi uzar, sen bunları hiç görmedin mi?” der. Çoban biraz düşünür ve daha sonra:
- “Aferin be sen gerçekten tam bir Nasrettin Hocaymışsın. Ben de öyle düşünüyordum.”

Adamına Göre
Nasrettin Hoca arkadaşıyla birlikte yolda yürürken yanına yanaşan iyi giyimli bir dilenci Nasrettin Hoca'dan sadaka ister. Nasrettin Hoca:
- "Alacağın parayla ne yapacaksın?" diye sorunca dilenci:
- "Kendime yeni bir elbise ve ayakkabı alacağım, sonra arkadaşlarıma yemek ısmarlayıp akşama da kahvehaneye gideceğim." der. Nasrettin Hoca cebinden bir altın çıkarıp verir, biraz yürüdükten sonra üstü başı eski bir dilenci daha yanaşır ve para ister. İsteme sebebi olarak da yemek için peynir ve ekmek alacağını söyler. Bu defa Nasrettin Hoca yeni bir elbise, ayakkabı, arkadaşlarıyla beraber yemek yeme ve sonrada kahvehaneye gidip gitmeyeceğini sordu. Dilenci:
- "Ben dindar birisiyim, vaktimin çoğunu ibadetle geçiririm, sorduğun şeyler için istemiyorum" der. Nasrettin Hoca elini kesesine atıp bir kuruş verir. Durumu merak eden arkadaşına da:
- "İlk dilencinin masraflı alışkanlıkları var rahat bir hayat istiyor, diğeri ise nefsinin isteklerini kırarak yaşayan sade bir insan." şeklinde izah eder.


Ayın Değeri
Nasrettin Hoca bir gün pazarda dolaşırken adamın biri yanına yaklaşıp:
- “Nasrettin Hocaefendi bu gün ay kaça geldi?” demiş.
Nasrettin Hoca da adama:
- “Valla bilmiyorum. Bugünlerde hiç ay alıp satmadım.”

Davetiye
Nasrettin Hoca'nın komşusu evlenirken Nasrettin Hoca'dan davetiye dağıtmasını istemiş. Nasrettin Hoca şehirde kendini beğenmiş olarak ün kazanan bir zenginin davetiyesini vermeye gitmiş.Nasrettin Hoca'yı gören zengin sinirinden :
- "Davetiyeleri dağıtmaya iyi bir insan bulamamışlar mı?" demiş. Nasrettin Hoca :
- "İyi insanlar da vardı, ama onlar iyi insanların davetiyelerini vermeye gitti," diye cevap vermiş

Benden Yana mısın? Ayıdan Yana mı?
Nasrettin Hoca bir gün yolda yürürken yanına bir adam yaklaşıyor ve şöyle diyor;
- "Nasrettin Hoca, şimdi bir ayı gelse ne yaparsın?" Nasrettin Hoca hemen yerden iki taş alır ve bunlarla kendimi savunurum, diyor. Adam tekrar soruyor;
- "Diyelim ki taş yok o zaman ne yapacaksın? Nasrettin Hoca bu sefer;
- "Kaçarım," diyor. Adam da;
- "Ayı senden hızlı koşar ve seni yakalar, o zaman ne yapacaksın? Nasrettin Hoca;
- "Ağaca çıkarım, diyor. Adam tekrar;
- "Ayı da ağaca çıkar, o zaman ne yapacaksın?" Nasrettin Hoca artık dayanamaz ve şöyle der;
- "Bre hain, bre hain sen benden yana mısın yoksa ayıdan yana mısın?"

Ben Uyuyorum
Bir gün Nasrettin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş:
- “Nasrettin Hoca, uyudunuz mu?”
- “Buyurun bir şey mi var?”
- “Biraz borç para isteyeyim demiştim.” Nasrettin Hoca hemen horlamaya başlayıp:
- “Ben uyuyorum!”

Çaresi
Nasrettin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip:
- “Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı. Bunun çaresi nedir?” Nasrettin Hoca:
- “Çaresi kolay acıkmış bir kediyi yutun!” demiş.

Kardeşlik
Bir gün Nasrettin Hoca eşeği ile giderken bir komşusuna rastlamış. Adam Nasrettin Hocayla alay edip :
- “Nasrettin Hoca, iki kardeş nereye gidiyorsunuz?” diye sormuş. Nasrettin Hoca:
- “Evet efendim, kardeşiniz ‘canım sıkıldı bir ahbabın evine götürün’ dedi de onu sizin eve götürüyorum. Size rastladık yolumuz kısaldı”

Halep Oradaysa Arşın Burada
Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş:
- "İşte ben güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!.." Nasrettin Hocada bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp :
- "Yaa demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim." Adam hık mık etmiş.
- "Ama ben Halep'te atladım." demiş Nasrettin Hoca kızmış :
- "Canım Halep oradaysa arşın burada."

Taşradan Haberler
Adamın biri gezdiği yerlerdeki olayları anlatmaktadır; su baskınları, yangınlar, kudurmuş köpekler, cinayetler.... Nasrettin Hoca bir süre dinledikten sonra sözünü keser:
- "Taş üstünde taş kalmazdı dolaşsaydın hala taşrada".

Cimri
Bencil bir adam çaya düşmüş. Başlamış çırpınmaya.Hemen koşup köylüler. "Elini ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış. Tam göz göre göre boğuluyormuş ki !Nasrettin Hoca seslenmiş:
- “Yahu! o vermeyi bilmez. ‘Elimi al’ diye bağırsanıza”

Tavuklar Arasında Bir Horoz
Nasrettin Hoca’nın ahbapları toplanıp, Nasrettin Hoca’ya bir oyun oynamaya karar vermişler. Her şeyi önceden hazırladıkları gibi yapmak için de anlaşmışlar. Bu sırada Nasrettin Hoca olacaklardan habersiz bir şekilde dostlarını görünce sevinmiş; “Çok şükür, sohbet edecek birkaç dost var” deyip tesbihini sallaya sallaya yanlarına gitmiş. Dostları:
- “Nasrettin Hoca Efendi, Nasrettin Hoca Efendi, temizlik imandan gelir. Biz hamama gidiyoruz, sen de gelir misin?” dediklerinde Nasrettin Hoca, “Tabii gelirim, hemen gidelim” deyip onlara katılmış. Hamamın önüne gelmişler:
- “İşte, bu civarın en güzel hamamı... Ne dersiniz Nasrettin Hoca Efendi, girelim mi?” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca da “Hay hay!” deyip kabul etmiş. Hamamda güzel güzel yıkandıktan sonra, havadan sudan konuşurlarken biri:
- “Bir teklifim var. Hepimiz yumurtlayalım. Kim yumurtlayamazsa hamam paralarını o ödesin” demiş. Biraz sonra hepsi, “Gıt gıt gıdaaak... Gıt gıt gıdaaak...” diye gıdaklamaya başlamışlar. Sonra da daha önce sakladıkları yumurtaları birer birer çıkarıp ortaya koymuşlar. Nasrettin Hoca bir oyuna geldiğini hemen anlamış. İçinden “şimdi gösteririm ben size” diyerek “Kukurikuuuuuu, kukurikuuu!” diye ötmeye başlamış. Dostları hayretler içinde:
- “Nasrettin Hoca Efendi, aklını mı oynattın. Neden durmadan ötüp duruyorsun?..” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca da:
- “Be yumurtacılar, bu kadar tavuğa bir de horoz lâzım değil mi?” diye cevap vermiş.

Eşeğin Sözü
Adamın biri Nasrettin Hoca'dan eşeğini ister fakat evde olmadığını söylediği sırada ahırdan anırma sesini duyunca:
- "Aşkolsun Nasrettin Hoca bunca yıllık komşuyuz. Bak işte sesi geliyor." Nasrettin Hoca hemen cevabı yapıştırır:
- "Ne yani şimdi kırk yıllık komşuna değil de kılkuyruk eşeğin sözüne mi inanıyorsun?!" der.

Subaşının Eşeği
Eşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş: Halk zoraki aramaya başlamış.
- "Nasrettin Hoca, böyle türkü söyleyerek ne yapıyorsun" diyen komşusuna Nasrettin Hoca:
- "Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!" demiş.

Perde
- "Hadi bir şeyler çal da dinleyelim" diye Nasrettin Hoca'nın eline sazı tuttururlar! Bir elini perdeye basıp diğerini aşağı bir yukarı teller üzerinde rasgele vurunca,
- "Aman Nasrettin Hoca demişler, ustalar böyle mi çalar? Perdeler üzerinde usulüyle gezinmek gerek ..." Nasrettin Hoca:
- "Onlar perdeyi bulamazlar, aramak için gezinip dururlar. Ben buldum işte. Niçin boşu boşuna gezinip durayım,"

Önsezi
Nasrettin Hoca ormana gitmiş. Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye. Aşağıdan geçen bir yolcu Nasrettin Hoca'ya seslenmiş:
- "İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin." Nasrettin Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş. Az sonra dal kırılmış. Nasrettin Hoca, cumburlop düşmüş. Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
- "Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari."

Herkese Kıyamet
Nasrettin Hoca'nın bir danası varmış. Bir grup uyanık bu danayı boğazlatmak için aralarında anlaşırlar. Nasrettin Hoca'nın yanına giderek,
- "Haberin var mı, yarın değil öbür gün kıyamet kopacak...biz bir araya gelip eğleneceğiz, seni de meclisimize isteriz" derler. Nasrettin Hoca "baş üstüne" deyip cemiyete dahil olur. Adamlar, "Nasrettin Hoca danayı da götürelim" derler. Nasrettin Hoca da kabul eder. Seyir yerine vardıkları zaman Nasrettin Hoca'ya :
- "Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak, gel bu danayı kesip yiyelim" derler. Nasrettin Hoca da aldanıp kabul edince, dana kesilir. Ateş yakılıp kazan kurulur. Uyanıklar Nasrettin Hocayı ateşin başında bırakıp oyuna dalar ve biten odun ihtiyacında oyun bahanesiyle cevapsız bırakınca Nasrettin Hoca bunların elbiselerini atar kazanın altına odun yerine yakar. Uyanıklar, Nasrettin Hoca'ya çıkışırlar. Nasrettin Hoca'da,
- "Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak" diyerek onları teselli eder. İkna edemeyince de kendisine yapılanın iç yüzünü anlar,
- "Maşallah kıyamet yalnız bizim dananın başına mı kopsun, cümle ile beraberiz"

Yoksulun Malı
Nasrettin Hoca'yı bir şölene davet etmişler. Sofraya oturulunca, Nasrettin Hoca ağzındaki sakızı çıkarıp burnunun ucuna yapıştırmış. Bunu görenler:
- "Sakızı koyacak başka yer bulamadın mı?
- "Ne olur ne olmaz, yoksulun malı gözünün önünde gerek.

Ye Kürküm
Nasrettin Hoca bir ziyafete katılır fakat kalabalıktan bir türlü kendisiyle ilgilenen olmaz. Gel zaman aynı adam bir başka ziyafette yine Nasrettin Hocayı çağırır fakat Nasrettin Hoca bu defa kolları ve yakaları süslü kürkünü giymiştir. Daha salona girer girmez ayakta karşılanıp baş köşeye oturtulunca Nasrettin Hoca tebessüm eden bir yüzle kürküne bakar ve:
- "Ye kürküm ye" der

Kazan Doğurdu
Nasrettin Hoca komşusundan ödünç aldığı kazanı iade ederken içine bir tencere koyar ve kazan doğurdu diyerek verir. Halinden memnun komşu ikinci kez kazanı aldığında aradan uzun zaman geçmesine rağmen gelmeyince evine gittiği Nasrettin Hocadan "senin kazan öldü cevabını alınca":
- "Olur mu Nasrettin Hoca hiç kazan ölür mü?" der, Nasrettin Hoca'da
- "Doğurduğuna inandın da öldüğüne niye inanmazsın be adam!

Heybe
Nasrettin Hoca, bir köye konuk olmuş. Birkaç gün sonra Nasrettin Hoca’nın heybesi kaybolmuş. Köy ağalarına, “bana bakın” demiş, “heybemi bulursanız bulun, yoksa ben yapacağımı bilirim.” Ağaları bir telaştır almış, köylüleri sıkıştırmışlar, nihayet heybe bulunmuş. Ağalardan biri merak edip
- “Nasrettin Hoca heybe bulunmasaydı ne yapacaktın bize?” Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- "Size yapacağım bir şey yoktu. Evde eski bir kilim vardı, onu bozup heybe yapacaktım."

Alışkanlık
Bir gün Nasrettin Hoca’nın komşularından birisi Nasrettin Hoca’ya neden daima soruyu zıt bir soruyla cevapladığını sorar. Nasrettin Hoca da,
- “Af edersiniz bu benim alışkanlığımdır da!”

Mazeret
Komşunun biri Nasrettin Hoca’dan ip ister. Nasrettin Hoca içeri girip çıkar,
- “İpe un serilmiş”, der. Komşu hayretle başını sallar:
- “Öyle mi Nasrettin Hoca! Nasıl olur da ipe un serilir?” Nasrettin Hoca buna karşılık şöyle cevap verir:
- “Ben onu ödünç vermek istemedikçe her şey mümkün!”

Kendim Sandım
Nasrettin Hoca, bir gün, bir münasebetle birisiyle konuşur, uzun müddet dertleşir. Adamcağız giderken Nasrettin Hoca:
- "Bağışla, tanıyamadım, kimdin sen?” der. Adam:
- "Amma yaptın Nasrettin Hoca, tanımıyordun da bunca vakittir ne diye uzun uzun konuştun benimle?” Nasrettin Hoca der ki:
- “Baktım, kavuğun kavuğuma benziyor, kaftanın kaftanıma, seni kendim sandım.”

Yalnız Ağzını Açtı
Geveze bir adam bir defasında bir toplantıda konuştuğunda, Nasrettin Hoca sık sık esner. Toplantıya katılanların hepsi de evlerine dönerler. Geveze adam Nasrettin Hoca’ya: “Nasrettin Hoca! Nasrettin Hoca! Siz ağzınızı hiç açmadınız” der. Nasrettin Hoca da hemen şöyle cevap verir:
- “Ne yapmalıydım yani? Ağzımı öyle açtım ki, az kalsın ağzım parçalanacaktı.”

Bu Keçi mi Yoksa Fil Miydi?
Nasrettin Hoca’nın pek güzel, haşarı bir kuzusu varmış. Komşusu, ikide birde:
- “Nasrettin Hoca ne olur, şu kuzuyu kes de bize bir ziyafet çek” Nasrettin Hoca:
“O kuzu benim eğlencem” der.. Adam, Nasrettin Hoca’ya muziplik olsun diye bir gün kuzuyu keser. Nasrettin Hoca’yı da davet edip bir ziyafet çeker, sonradan da işi anlatır. Nasrettin Hoca, bu duruma çok üzülür. Komşusunun bir tiftik keçisi varmış. O da onu tutup keser ve afiyetle yer. Komşusu, keçisinin kaybolduğuna yanar yakılır, her mecliste, “tüyü şöyle uzundu, boyu böyle güzeldi” diye devamlı keçisinden bahsetmeye başlar. Bir yıl geçer, her sohbette keçi bahsi bir türlü tükenmez. Nihayet bir gün her şeyden bezmiş olan Nasrettin Hoca, dayanamaz ve oğluna şöyle der:
- “Deli gönül diyor ki, çıkar şu keçinin postunu ortaya da keçi miydi, fil miydi, görsün herkes!”

Gecelik Kavuğu
Nasrettin Hoca, bir akrabasına gece yatısına gitmiş. Nihayet yatma vakti gelince, kendisine ayrılan odaya girip soyunmuş. Sıra gecelik kavuğu giymeğe gelmiş. Nasrettin Hoca, kavuğu başına geçirir geçirmez boğulacak gibi olmuş. Kavuk, adamakıllı bol ve uzun olduğundan Nasrettin Hoca’nın boynuna geçivermiş. Ne yaptıysa kavuğu başına uyduramayan Nasrettin Hoca, mendilini çıkarıp kavuğu ortasından sıkıca bağlamış ve başında durabilecek bir duruma getirmiş. Sabahleyin ev sahibi kavuğu görünce:
- “Nasrettin Hoca, kavuğu boğmuşsun!..” demiş. Nasrettin Hoca da:
- “Birader, ben onu boğmasaydım, o beni boğacaktı!...”

Nasrettin Hoca ve Çaylak
Nasrettin Hoca bir gün ciğer almış, evine gidiyordu. Bir çaylak geldi, elinden ciğeri kapıp gitti. Başka bir gün Nasrettin Hoca sokakta giderken elinde ciğer bulunan bir adama rastladı, hemen davrandı ve adamın elinden ciğeri kaptı, yüksek bir taşın üstüne çıkıp oturdu. Adamcağız sordu:
- “Bre Nasrettin Hoca nedir bu yaptığın?” Nasrettin Hoca şu cevabı verdi:
- “Kendimi denemek için ben çaylak oldum!”

Mum Ateşi
Koyu bir sohbet sırasında Nasrettin Hoca soğuk kıştan hiç rahatsız olmadığını hatta geceleri evde ısınmak için ateş bile yakmadığını söyler. Fakat kimse buna inanmaz. En sonunda iddiaya tutuşurlar. Şayet Nasrettin Hoca ateş olmadan köyün meydanında sabaha kadar beklerse ona yemek ısmarlayacaklar, yok eğer bekleyemezse Nasrettin Hoca hepsine evinde bir akşam yemeğe davet edecektir. Nasrettin Hoca sabaha kadar meydanda bekler, sabah olunca iddiayı kazandığından bahisle yemeği isteyince birisi itiraz eder:
- "Olmaz Nasrettin Hoca efendi ben gördüm, 300 metre ilerideki evde bir mum yanmaktaydı. Bu nedenle bahsi kaybettin." Nasrettin Hoca ne kadar direndiyse de adamlarla başa çıkamaz ve mecburen bir akşam yemeğe Nasrettin Hocanın evine cümbür cemaat doluşurlar. Nasrettin Hoca ise yemeği hazırlamak için mutfağa geçer fakat onca zaman geçmesine rağmen bir türlü yemeğin gelmediğini gören davetliler sonunda mutfağa gelince bir de ne görsünler. Nasrettin Hoca tavandan astığı kocaman bir kazanın altına koymuş bir mum ve kaynamasını beklemiyor mu! Hep bir ağızdan:
- "İlahi Nasrettin Hoca! Hiç koca kazanla yemek mum ateşiyle kaynar mı?" derler. Nasrettin Hoca hemen taşı gediğine koyar:
- "300 metreden bir adamı ısıtan mum alevi 3 santimden bir kazanı neden ısıtmasın!?"

Kafasını Unutmasın
Akşehir’in zenginlerinden birinin köşküne ziyarete gelen Nasrettin Hoca’yı kapıda karşılayan hizmetçi efendisinin evde olmadığı konusunda diretince Nasrettin Hoca:
- “Efendine söyle bir daha evden çıkarkenpencerenin kenarında kafasını unutmasın!”


Siz Dışarı Çıkın
Nasrettin Hoca'nın kadılık yaptığı zamanlarda, bir adam tarafından bir köpek öldürülmüş. Bu suçundan dolayı o şahsı mahkemeye vermişler. Gün gelince mahkeme salonu tıka-basa dolmuş tabii. Salonu dolduranların gürültü yapmaları dolayısıyla rahatsız olan Nasrettin Hoca, sinirlenerek şöyle demiş:
- "Bu kalabalık da neyin nesi? Yahu! Siz dışarı çıkın da ölenin akrabalarından kimler varsa onlar gelsin içeri."

Sağlıkla Giy
Nasrettin Hoca bir gün bağlarda yanında arkadaşları ile dolaşırken, Akşehir kadısına rastlamış. Kadı efendi keyfine düşkün bir adammış. Akşehir'de halkın yanında içemeyeceği için, canı içmek isteyince, şarap şişesini alır, bağlara gider, kendisini kimsenin görmeyeceği bir yere varınca şarabı orada içip sarhoş olmuş, sonra cübbesini, sarığını bir yere fırlatıp atmış kendiside sızıp kalmış. Nasrettin Hoca'nın da bir cübbeye ihtiyacı varmış. Üstündeki epey eskiymiş. Yerdeki atılmış cübbeyi görünce hemen alıp sırtına giymiş. Kadı akşama doğru ayılmış, bir baksa cübbe yok. Biraz arar bulamaz. Çalındığını sanır. O halde evine gelir. Ertesi sabahta adamlarına kimin sırtında cübbesini görürlerse yakalayıp getirmelerini emretmiş. Adamlar da hemen çarşıyı pazarı dolaşırlar, bir baksalar Nasrettin Hoca'nın sırtında kadı efendinin cübbesini görürler. Nasrettin Hocayı aldıkları gibi kadının huzuruna çıkartırlar.
Kadı cübbeyi tanıyınca sormuş:
- “Bu cübbeyi nerden buldun? “ Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- “Dün bazı arkadaşlarla bağda dolaşıyorduk. Bir de ne görelim. Saçı sakalı ağarmış, şöyle sizin gibi kelli felli bir adam, zil zurna sarhoş olmuş yatmıyor mu? Yanında da içilmesi haram olan koca bir şarap şişesi var. Cübbesini sarığını çıkartıp atmış. Bu halde oralardan bir hırsız geçecek olsa cübbeyi çalacak. Buna meydan vermemek için cübbeyi aldım. Sahibi çıkınca hemen çıkarıp vereceğim. Şahitlerim de var, demiş. Kadı şöyle sakalını bir sıvazlamış. Biraz düşünmüş. Sonra:
- “Sen hele onu sağlıkla giymeğe devam et Nasrettin Hoca! Bu cübbenin sahibi çıkmaz“

Tokat
Günlerden bir gün Nasreddin büyük bir şehre gelmiş. Caddede birçok insan varmış. Dikkatsizliği yüzünden kalabalık içerisinde bir adama çarpmış . Nasrettin Hoca daha özür dilemeye fırsat bulamadan adam Nasrettin Hoca’ya esaslı bir tokat atmış. Nasrettin Hoca buna çok kızmış ve onu Kadı’ya getirmiş. Kadı her ikisini de dinledikten sonra kanun hükümlerine bakmış ve hemen şöyle karar vermiş: “Tokat için Nasrettin Hoca’ya 10 para ödemek zorundasın.” Bu hafif ceza kararı ile Nasreddin, davalının Kadı’nın arkadaşı olduğunu anlamış. Davalı ise yanında parası olmadığını iddia ederek para alıp gelmek için eve gitmiş. Nasrettin Hoca 10 parayı alabilmek için davalı geri gelene kadar beklemek zorunda kalmış. Kadı sessizce kanunları okumaya devam etmiş. Nasrettin Hoca da bekledikçe beklemiş. Adamın gitmesinden iki saat geçmiş olmasına rağmen para gelmemiş. Nasrettin Hoca hemen ayağa kalkmış. Kadı’ya kuvvetlice bir tokat indirmiş ve şöyle söylemiş:
- “Öyle ya! Şimdi 10 parayı siz alırsınız, bu adam parayı bana getirene kadar bekleyemem. Çünkü acele bir işim var.”

Haklı Haklıdır
Nasrettin Hoca, kısa bir süre önce hakimliğe atanmıştı. Ona ilk dava sunulmuştu ve davacı öyle inandırıcı deliller göstermişti ki, Nasrettin Hoca:
- “Haklısın”, demiş. Mahkeme kâtibi onu, davalıyı dinlemeden önce karar vermemesi için uyarmıştı. Davalının güzel konuşması onu öyle etkilemişti ki, adam konuşmasını bitirir bitirmez:
- “Haklısın”, demiş. Mahkeme kâtibi bu yargılama şekline asla razı olmamış ve:
- “Beyefendi, her ikisi de haklı olamaz ki” Nasrettin Hoca:
- “Sen de haklısın” demiş.

Kanunun Alfabesi
Nasrettin Hoca caddenin üzerinde, çok arzu ettiği değerli bir yüzük bulmuş. Fakat kanun, bir şey bulan kişinin çarşı meydanına gitmesini ve bulunan şeyi yüksek sesle üç defa tanıtmasını istiyormuş. Nasrettin Hoca, sabah saat üçte sessizce çarşı meydanına gitmiş ve bütün kuvveti ile bağırmış:
- “Çok değerli bir yüzük buldum.” Üçüncü defada çarşı insanla dolmuş. “Ne söyledin ki Nasrettin Hoca?” diye sormuşlar.
- “Kanun üç defa bağırmamı istiyor. Dördüncü defa bağırırsam belki kanunu çiğnerim. Fakat size daha başka bir şeyi bildirebilirim. Ben pırlanta bir yüzüğün kanunî sahibiyim.”

Etraflıca İlgi
Nasrettin Hoca, kendi köyünde hakim olarak çalışırken, adamın biri gayet heyecanlı bir şekilde ona doğru koşmuş ve hakkını istemiş:
- “Saldırıya uğradım ve soyuldum” diye bağırıyormuş. “Hemen bu köyün önünde. Buradan biri olmalı. Suçluyu bulmanızı istiyorum. Benim pelerinimi, kılıcımı ve hatta çizmemi de çaldı!”
- “Gördüğüm kadarıyla atletini çalmamış?”
- “Hayır, onu çalmadı.” Nasrettin Hoca:
- “O halde o bizim köyden değil. Burada her şeyle etraflıca ilgilenilir. Sen suçluyu aramızda haksız yere arıyorsun.”

Kadı'nın İneği
Nasrettin Hoca’nın Kadı vekilliği yaptığı günlerden birinde adamın biri, dili bir karış dışarıda, endişeli endişeli mahkeme binasına doğru koşuyormuş. Nasrettin Hoca da, makamına oturmuş keyifli keyifli kahvesini içiyormuş. Birden odanın kapısı açılmış. Adam nefes nefese,
- “Kadı Efendi, Kadı Efendi! Adaletini göster!” deyip, biraz durmuş, sonra da anlatmaya başlamış: “Efendi Hazretleri, ben cahil bir adamım. Kanundan filân anlamam. Onun için size geldim, sorup öğreneyim, dedim. Bir inek, bir ineği öldürürse cezası ne olur acaba?” diye sormuş. Nasrettin Hoca, güya adamı ikna edebilmek için önünde duran kara kaplı kitabı açmış.
– “Eveeet! İşte, şurada bir yerde yazılı olacak... Tamam, tamam! İşte buldum. Dinle bak” dedikten sonra: “İki inek kavga eder de biri diğerini öldürürse, hayvanda akıl olmadığından cezalandırılamaz. Şayet, sahibinin olaydan haberi yoksa ona ceza verilmez,” demiş. Nasrettin Hoca’nın bu sözleri üzerine adam rahatlamış. Derin bir nefes almış. Sonra da kıs kıs gülerek;
- “Nasrettin Hoca efendi, nasıl olsa kanunu söyledin. İşini aslını şimdi dinle” dedikten sonra da: “Efendi Hazretleri, az önce doğruyu söylemekten korkmuştum. Benim ineğin ne kadar dövüşçü olduğunu bilirsin. Bu sabah çayırda otlarken senin sarı ineğin karnını deşip öldürdü” demez mi? O zaman Nasrettin Hoca’nın rengi atmış. Bütün hiddetiyle gürleyerek,
- “Demin ben de sana, seni baştan savmak için yalandan okumuştum. Şimdi mesele değişti. Hele şu kara kaplı kitabı bir daha açık okuyalım!” demiş.

Çömlek
Günün birinde Nasrettin Hoca’nın Kadı’ya işi düşmüş. Nasrettin Hoca Kadı’nın yaptığı her iş için bir hediye istediğini duyunca “ne vermeliyim acaba?” diye düşünmeye başlamış. Nasrettin Hoca çömleğini yanına alarak nehrin kenarına gitmiş. Çömleği çamurla doldurmuş ve üstüne de bal koymuş. Kadı, Nasrettin Hoca’nın elinde çömleği görür görmez, işi gücü bırakır ve çömleği alıp belgeyi Nasrettin Hoca’nın lehine onaylar. Nasrettin Hoca gittikten sonra Kadı bir parmak alınca anlamış ki çömleğin altı koyu balçıkla dolu. Hemen Nasrettin Hoca’ya bir adam yollamış. Gelen adam:
- “Nasrettin Hoca, Kadı efendi seni çağırıyor. Belgenin bir yerinde bozukluk varmış, onu düzeltecekmiş.” Nasrettin Hoca, bu sözü duyunca demiş ki:
- “Bozukluk belgede değil, bal çömleğinde.”

Kim Isırdı?
Nasrettin Hoca kadı iken iki adam gelmiş. Biri diğerini göstermiş:
- “Bu adam kulağımı ısırdı,” demiş. Diğeri kendini şöyle savunmuş:
- “Hayır! O kulağını kendi ısırdı.” Nasrettin Hoca sormuş:
- “Kim ısırdı?”
- “Kendisi.” Nasrettin Hoca odasına dönmüş ve kendi kendine kulağın ısırılıp ısırılamayacağını düşünmüş ve bir de kendisi denemiş. Denerken yere düşmüş ve ayağını kırmış. Doktorlar gelmişler ve ayağını sarmışlar. Ertesi gün Nasrettin Hoca suçlunun kim olduğuna karar vermiş:
- “Aptal! Kulağı ısıran da sensin, benim bacağımı kıran da.”

Buharını Satan, Parasının Sesini Alır
Bir yoksul, nasılsa elde ettiği kuru arpa ekmeğini, bir aşçı dükkânına gidip tenceresinden çıkan buhara tutar, yumuşatır ve yermiş. Ekmeği tamamiyle yedikten sonra aşçı, yoksulun yakasına yapışmış; “buharımın parasını ver” demiş. Adamcağız; “yahu, insaf et, buhar da para ile satılır mı?” demişse de dinletememiş. Sonunda mahkemelik olmuşlar ve kadılık yapan Nasrettin Hoca’ya gitmişler. Nasrettin Hoca davayı dinledikten sonra cebinden iki akçe çıkarıp iki avucunun arasına kor, davacıyı çağırıp iyice dinledikten sonra avuçlarını adamın kulağına yaklaştırır ve sallar. Paralar da avucunda şıngır şıngır sallanır. Adama, “haydi” der, “al paranın sesini ve git.” Aşçı, “paranın sesi alınır mı” deyince Nasrettin Hoca şöyle cevap verir:
- “Yemeğin buğusunu satan, paranın sesini alır.“

Ekmek ve Bilginler
Filozoflar, tefsirciler ve hukuk bilginleri, Nasrettin Hoca hakkında karar vermek için saraya çağrıldılar. Davası çok ciddi idi, zira Nasrettin Hoca imparatorluğun adı geçen âlimlerinin, bilgisiz, boşboğaz, şaşkın olduklarını köy köy dolaşarak ilân ettiğini etmişti. Devletin güvenliğini tehlikeye sokmaktan dava edilmişti.
- "İlk olarak sen konuş", dedi Padişah. Nasrettin Hoca:
- "Kâğıt kalem getirtiniz", dedi. Her ikisi de getirildi.
- "Onları ilk yedi âlim arasında paylaştırınız!" Olay şöyle devam etti.
- "Herkes şu soruyu kendi kendine cevaplandırsın: Ekmek nedir?" Bir müddet böyle geçti. Cevaplar padişahın eline verildi ve padişah onları okudu. İlk cevap şöyleydi:
- "Ekmek bir yiyecek maddesidir." İkinci:
- "Ekmek un ve sudur". Üçüncü:
- "Ekmek Allah vergisidir". Dördüncü:
- "Ekmek pişirilmiş hamurdur". Beşinci:
- "Ekmek kavramı çok anlamlıdır". Altıncı:
- "Ekmek besleyici bir maddedir". Yedinci:
- "Hiç kimse bunu çözemez". Demiş. Nasrettin Hoca:
- "Şayet ekmeğin ne olduğuna karar verebilseydiniz başka şeylere de karar verebilirdiniz. Bu kafalara nasıl güvenebilir? Kendileri için her gün aldıkları bir şey üzerinde aynı fikirde olmadıkları halde, diğer taraftan benim suçlu olduğuma karar vermeleri çok haksız değil mi?"


Taşınma
Bir gece Nasrettin Hoca uyurken evine hırsız girer. Hırsız evde bulduğu işe yarar ne varsa alır evine götürür. Bunu gören Nasrettin Hoca'da geri kalan eşyaları aldığı gibi hırsızın evine götürür. Hırsız hayretle sorar:
- “Evimde bu saatte ne arıyorsun?” Nasrettin Hoca gayet sakin:
- “Oğlum biz bu eve taşınmadık mı?”

Sahibiyim de
Nasrettin Hoca, bir gece gürültüyle uyanmış. Bakmış, bir hırsız eşyaları topluyor. Adamdan korkmuş. Sesini çıkartmamış. Ama peşine de düşmüş. Az sonra, durumu fark eden hırsız, kızgınlıkla sormuş:
- “Beni neden takip ediyorsun bakayım?” Nasrettin Hoca, sakin, pişkin yanıtlamış.
- “Taşıdığın evin sahibiyim de”

Gerçek Hırsız
Nasrettin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Nasrettin Hoca, tek başına hakedemeyeceğini anlayınca kaçmasın diye sezdirmeden hırsızın papuçlarını saklamış. Hırsız, aramış, taramış, çalacak bir şey bulamamış. Çıkarken bakmış ki ayakkabıları yok. Nasrettin Hoca, tam bu sırada “tutun, hırsız var” diye bağırmaya başlamış. Hırsız ne yapsın yalın-ayak sokağa fırlamış. Ama Nasrettin Hocanın feryadını duyan millet hırsız kaçamadan etrafını sarmış. Yavuz hırsız gelenlere:
- “İnsaf edin yahu, eve giren benim amma papuçlarımı çalan kendisi, gerçek hırsız odur.”

Dilenci
Günlerden sıcak mı sıcak bir yaz günü ıssız sokaklardan birinde bir dilenci, “Allah rızası için bir sadaka...” deyip geziyormuş. Nasrettin Hoca da kışın geleceğini düşünerek böyle sıcak bir yaz gününde dama çıkmış, kan ter içinde kırılan kiremitleri yenileriyle değiştiriyormuş. Bu sırada kapı çalınmış. Nasrettin Hoca bakmış ki, tanımadığı biri. Daha ne istediğini sormaya meydan kalmadan, adam: “Nasrettin Hoca biraz aşağıya iner misiniz. Mühim bir şey söyliyeceğim” diye seslenmiş. Bunun üzerine Nasrettin Hoca, yüzünden akan terleri silerek “Mühim olan şey de ne ola” diye merak edip merdivenden aşağıya inmiş. İnmiş ama, karşısındaki yabancı elini uzatıp, “Nasrettin Hoca Efendi, Allah rızası için bir sadaka...” demiş. Nasrettin Hoca kendisini kandırıp damdan aşağıya indiren bu dilenciye çok kızmış. Fakat kızdığını belli etmemiş. Merdivene doğru yürüyüp, “Hele bir yukarıya çıkalım da” diye cevap vermiş. Dilenci, dama çıkarken Nasrettin Hoca’dan daha fazla birşeyler kopartmak düşüncesiyle, “Nasrettin Hoca, Allah seni kazadan belâdan korusun” gibi laflar söylemeye devam etmiş. Nasrettin Hoca, dilenci ile kırk ayak merdiveni tırmandıktan sonra da adama dönüp:
- “Şimdi ödeştik babalık, haydi bakalım Allah versin!” demiş.

Hırsızın Bunda Hiç Suçu Yok mu?
Günün birinde hırsızın biri Nasrettin Hoca'nın evine girmiş ve ne bulduysa hepsini yanına almış gitmiş. Nasrettin Hoca'nın arkadaşları evi yalnız bıraktığı ve kapıyı sıkı kapamadığı için ona katıla katıla gülmüşler. Nasrettin Hoca buna daha fazla dayanamamış ve:
- "Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hırsıza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?"

Çok Kolay
Nasrettin Hoca bir defasında yatakta mışıl mışıl uyurken, karısı ona heyecanla dürter:
- “Nasrettin Hoca, Nasrettin Hoca! Damda birisi var. O mutlaka bir hırsızdır.” Nasrettin Hoca:
- “Hırsız gelsin. Değerli bir şey bulursa elinden alması kolay.”

Ben De Senin Gibi Düşünüyorum
Nasrettin Hoca günlerden bir gün bahçeye giderek orada ne bulduysa karpuz, kavun, havuç, şalgam koparıp çuvala doldurmuş. Tam iş başındayken bahçıvan ona doğru gelmiş:
- “Burada ne arıyorsun?” demiş. Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Geceki korkunç fırtına beni buraya attı.”
- “Öyle mi? Ya bunları kim kopardı?”
- “Nasıl fırtına beni oradan buraya kadar fırlattıysa kendisine tutunduğum şeyler de elimde kaldı.” Bahçıvan:
- “Peki bunları çuvalına kim doldurdu?” Nasrettin Hoca hayret ederek şöyle der:
- “Ben de sizin düşündüğünüz şeyi düşünüyorum.”

Sonuç
Evlerinin önündeki gürültüye uyanan Nasrettin Hoca ne olduğunu anlamak için bir yorgana sarılarak dışarı çıkar. İki adamı birbirine kapışmış görünce, ayırmak için giden Nasrettin Hocanın sırtındaki yorganı bir anda birisi sıyırıp alır ve adamların ikisi birden kaçarlar. Duruma şaşıran Nasrettin Hoca eve girer. Karısı:
- "Nedir adamların dertleri gece yarısı bağrışıyorlar?" der. Nasrettin Hoca:
- "Bizim yorganmış. Bak yorgan gitti kavga bitti.


Kör Dövüşü
Nasrettin Hoca, gençliğinde dilenen bazı insanlar görür. Epey bir zaman adamları inceler. Dilenciler kör oldukları için çevredeki insanlar onlara pek çok yardım verirler. Fakat dilenciler bir türlü doymak bilmezler. Nasrettin Hoca, dilencilerin yanlarına yaklaşır. Cebinden para kesesini çıkartıp şakırdatır. Daha sonra dilencilere:
- "Alın bu paraları da aranızda bölüşün," diyerek yanlarından biraz uzaklaşır ve adamları izlemeye koyulur. Kör dilenciler, para kesesinin içlerinden birine verildiğini sanarak parayı kapmak için birbirlerine girerler: "kese sende! Ben de yok sende!" "Çabuk benim payımı verin, yoksa ben size yapacağımı bilirim!" gibi sözlerle açgözlü dilenciler, birbirlerine vurmaya, küfretmeye başlarlar ama keseyi de bir türlü ele geçiremezler. Nasrettin Hoca bunları gözlerken:
- "Hey gidi açgözlü iki dünya körleri hey!" diye söylenirken biri:
- "Ne oluyor Nasrettin Hoca?" diye soru sorar. Nasrettin Hoca:
- "Ne olacak, kör dövüşü nedir bilmiyorsan öğren."

Postacılar
Nasrettin Hoca`nın bir gün paraya çok ihtiyacı olmuş ve Allah`a mektup yazmış. Mektupta; "Allah’ım bana yüz altın gönderir misin?" yazıyormuş. Mektubunu postaneye vermiş. Postacılar bakmışlar ki mektup Allah`a gidecek, merak edip mektubu okumuşlar ve kendi aralarında altın toplamışlar fakat 99 tane çıkmış. Bir zarfın içine koyup, Nasreddin Nasrettin Hoca`nın evine bırakmışlar ve kapının arkasından dinliyorlarmış. Nasrettin Hoca mektubu açıp altınları saymış ve Allah`a şükrünü ifadeden sonra;
- "Allah’ım bi daha şu postacılarla gönderme, hiç güven olmuyor."

Karanlık
Nasrettin Hoca, bir gün yüzüğünü kaybetmiş. Aramış, aramış bulamamış. Canı sıkılmış, sokağa çıkmış. Orada da sağa sola bakınmaya başlamış. Yoldan geçen komşusu durup sormuş.
- "Ne arıyorsun Nasrettin Hoca."
- "Evde yüzüğümü kaybettim de."
- "İlahi Nasrettin Hoca, öyleyse neden burda arıyorsun?!
- "Eee!! içerisi pek karanlıkta."

Tecrübe
Nasrettin Hoca yüksek bir ağacın üzerine çıkmış bir adam görür. Ağacın altında beş on kişi ne yapalım diye konuşurlarken Nasrettin Hoca yaklaşır, olup biteni sorar.
-"Görmez misin, herif aşağı inemiyor" derler. Nasrettin Hoca:
- "Ne kadar ahmak adamlarsınız, şu kadarcık işi halledemiyorsunuz" diye çıkışır. Sonra bir ip getirmelerini ister. İp gelince Nasrettin Hoca ağaca çıkıp bir ucunu adamın beline sıkıca bağlar, diğer ucunu da aşağıdakilere atar. Adamlar 1,2,3 deyip ipe öyle yüklenirler ki adam tutunduğu dalla birlikte aşağı yere yapışır ve ölür. Nasrettin Hoca şaşar bu işe,
- "Geçen gün bir kuyudan böyle ip ile bir adam çıkardık, ölmemişti, bu niçin öldü" diye söylenir.

Ümit
Nasrettin Hoca eşeğini kaybetmiş ve arıyor, bu arada da neşeli bir türkü tutturmuş. Birisi sorar:
- "Nasrettin Hoca, eşeğini kaybettiğin halde sen türkü söylüyorsun.
- "Son bir ümidim, eşeğin tepenin arkasında olabilir. Eğer değilse, bekle ve gör o zaman sen bendeki feryadı!"

Testi
Nasrettin Hoca bir gün oğlunu çeşmeye göndermiş ve iki tokat atarak testiyi eline tutuşturmuş ve sakın ha suyu getirirken düşürüp testiyi kırma demiş. Merakla kendisine bakanlara:
-" Ne yani testiyi kırdıktan sonra ne diye tembihleyecektim.

Patlıcan Nedir?
Nasrettin Hoca’nın beş altı yaşlarında bir oğlu vardı, bir gün bir patlıcan göstererek:
- “Bu nedir?” Diye çocuğa sormuşlar, çocuk da:
- “Gözü açılmadık sığırcık yavrusu!” Diye karşılık verince, bu sırada orada bulunan Nasrettin Hoca göğsünü kabartarak:
- “Vallahi dostlar, bunu ben kendisine söylemedim. Çocuk akıllıdır kendi kafasıyla buldu” demiş.

Kendimi Balık Sandım
Birkaç ahbabı Nasrettin Hoca’ya gelip rica ederler:
- "Gel, hep beraber gölde balık avlayalım!" Derler. Nasrettin Hoca razı olur. Göl kenarında, ahbapları balık ağlarını suya atar atmaz o da göle balıklama dalar. Eşi dostu bağırırlar:
- "Nasrettin Hoca, ne yapıyorsun?" Nasrettin Hoca, başını sudan çıkararak cevap verir:
- "Kendimi balık sandım da!"

Göl Yerine Otlak
Nasrettin Hoca gençliğinde, Sivrihisar’dan Akşehir’e ilk gelişinde Akşehir gölünü görünce şaşakalmış. Yanındaki arkadaşına:
- "Eğer buraya su doldurmamış olsalardı hayvanlar için ne güzel bir otlak olurdu, değil mi?... demiş.

Yabancısıyım
Bir gün bizim Nasrettin Hoca şehrinden pek fazla uzak olmayan bir köyü ziyaret etmiş. Gezerken bir köylü ona:
- “Bugün günlerden hangi gündür” demiş. Bizim Nasrettin Hoca:
- “Bilmem ki! Ben buranın yabancısıyım.”

Göz Ağrısı
Bir vatandaş Nasrettin Hoca’ya gelir ve göz ağrısından dolayı ona başvurur:
- “Ah, Nasrettin Hoca! Ne yapmalıyım? Bana lütfen bir öğüt ver!” Nasrettin Hoca da şöyle cevap verir:
- “Benim dişim ağrıyordu, çektirdim kurtuldum sende çektir kurtulursun!”

Ahmak Dediysek
Değirmene buğday götüren Nasrettin Hoca, bir fırsatını bulup orada bulunan diğer çuvallardan birer avuç alıp kendi çuvalına doldururken, değirmenci görür ve Nasrettin Hoca’ya ne yaptığını sorar. Şaşıran Nasrettin Hoca hemen
- “Ben ahmağın biriyim, ne yaptığımı bilmem ki” der. Değirmenci:
- “Ahmaksan neden kendi çuvalından alıp başkasının çuvalına doldurmuyorsun” deyince, Nasrettin Hoca şu cevabı verir
- “Ahmak dediysek, o kadar da değil.”

Bildim Bildim
Bir gün bir adam avucunda tuttuğu yumurtayı işaret ederek:
- “Nasrettin Hoca! Şu avucumdakini bilirsen sana bundan bir kayganalık veririm”, demiş. Bunu üzerine Nasrettin Hoca:
- “Biraz şeklini tarif edersen, bilirim” demiş. Adam “dışı beyaz, içi sarıdır” diye açıklayınca Nasrettin Hoca hemen şu cevabı verir:
- “Bildim, bildim. Şalgamı soymuşlar, ortasını oymuşlar, içine havuç koymuşlar.”

Ya Kokusu
Birisi Nasrettin Hoca’nın yanında otururken kazara seslice yellenmiş. Sonra kabahatini belli etmemek için ayağı ile tahtayı gıcırdatmış. Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Haydi sesini onun sesine benzettin diyelim. Ya kokusunu ne yapacaksın?”


Tok Olmak İçin
Bir köy imamı Nasrettin Hoca’yı misafir olarak kabul eder. Ev sahibi de ona şöyle söyler:
- “Beyim! Beyim! Siz yorgun musunuz, yoksa susuz musunuz? Karnı aç olan Nasrettin Hoca şöyle cevap verir:
- “Buraya gelmeden önce bir su kaynağının önünde uyumuştum da.”

Bulgur
Rüzgarlı bir günde eşeğiyle giden Nasrettin Hoca aynı zamanda bulgur pilavı da yemeye çalışmaktadır ama kaşığı ağzına götürene kadar rüzgardan hepsi savruluyormuş. Nasrettin Hoca’yı görenler ne yiyorsun diye sormuşlar. Nasrettin Hoca’da gülerek:
- “Eğer böyle giderse hiçbir şey.”

Benim ne yediğimi niçin sormazsınız
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa’nın göğün dördüncü katında olduğunu söylemiş... Vaazdan sonra, bir kadın Nasrettin Hoca'ya yanaşmış;
- “Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?” demiş. Nasrettin Hoca’nın tepesi atmış :
- “Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah’ın peygamberini sorarsın!

Akıllı Adam
Bir keşiş dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar geziyormuş sıra Nasrettin Hoca'nın köyüne gelmiş ve köylülere sormuş.
- “Sizin köyün en akıllı adamı kim?“ demiş. Köylülerde:
- “Nasrettin Hoca” demiş. Bunun üzerine keşiş köy meydanında Nasrettin Hoca ile yarışmaya başlamış ve eline bir çomak almış yere bir daire çizmiş, Nasrettin Hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye bölmüş, keşiş bir doğru daha çizerek daireyi dörde bölmüş, Nasrettin Hocada dörde bölünmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş, keşiş elleriyle aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış, Nasrettin Hocada yukarıdan aşağıya yapmış ve kesiş büyük bir hayranlıkla Nasrettin Hoca'yı tebrik etmiş. Olup bitenden bir şey anlamayan halk keşişe ne olduğunu sormuş keşiş de :
- “Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı adamı, yere dünya çizdim o ortadan ekvator geçer dedi, ben dünyayı dörde böldüm o da dört de üçü sudur dedi, ben yerden buharlaşma sonucunda ne olur dedim o da yağmur yağar dedi.” Bu sefer Nasrettin Hocaya neler olduğunu sorar halk Nasrettin Hoca da:
- “Bu adam oburun biri, yere bir tepsi baklava çizdi ben de yarısı benim dedim, daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman dört de üçü benim dedim, o da tepsi altından ateşi hafif hafif almalı dedi ben de üstüne fındık fıstık eklersek daha iyi olur dedim”

Şair Nasrettin Hoca
Bir gece Nasrettin Hoca, birdenbire uyanır; mışıl mışıl uyuyan karısını dürter :
- "Kalk, çabuk şu mumu yak, aklıma bir şiir geldi, hemen yazıvereyim!" deyince, karısı kalkıp mumu yakar, diviti ve kağıdı Nasrettin Hoca'nın önüne koyar. Nasrettin Hoca, çabuk çabuk bir şeyler yazdıktan sonra yatmak üzereyken karısı merakla sorar :
- "Efendi, şu yazdığını oku bakalım bana!" Nasrettin Hoca nazlanmadan yazdığı şiiri okur :
- "Yeşil yaprak arasında kara tavuk kızıl burnu"

Farz
Nasrettin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Nasrettin Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Nasrettin Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar Nasrettin Hoca'yı memnun etmek için:
- "Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun?” diye sormuşlar. Nasrettin Hoca:
- “Adı Farzdır,” demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
- “Bu ne biçim isim Nasrettin Hoca Efendi?" demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.” Nasrettin Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- “Yaa, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin? “

Allah Biliyor
Nasrettin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasrettin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
- “Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanin içini sıyırır” Nasrettin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
- “Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor”

Balık Başı
Nasrettin Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Nasrettin Hoca:
- “Ben balığın sadece başını yiyecem” der. Hancı bunun nedenini sorar, Nasrettin Hoca’da:
- “Balık başı zekayı arttırır, balık başı yiyen insan akıllı olur” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Nasrettin Hocaya:
- “Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum” der. Nasrettin Hoca da itiraz etmez ve balığın koca gövdesini Nasrettin Hoca yer ve bir güzel karnını doyurur, diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve sonra Nasrettin Hocaya seslenir:
- “Sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun ben sadece kafayı yedim aç kaldım” der Nasrettin Hoca da bunun üzerine:
- “Bak nasıl da hemen akıllandın”

Ateş Düşünce
Nasrettin Hoca'ya misafir olan arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve durumu kurtarmak için havadan bir soru sormuş :
- "Nasrettin Hoca bu tavanı ne zaman yaptınız. Nasrettin Hoca hemen:
- "Boğazına ateş düştüğü zaman.."

Baklava
Nasrettin Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır.
- "Nasrettin Hoca, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu...
- "Bana ne!
- "Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.
- "O zaman sana ne!"

Yemek
Bir gün Nasrettin Hoca köyde gidiyormuş. Birkaç yaramaz çocuk onu taşlamaya başlamışlar. Nasrettin Hoca onlara bağırmış:
- "Şayet beni taşlamaya son verirseniz, size ilginç bir haber vereceğim."
Yaramazlar bunu kabul ederler.
- "Peki, bize ne haberi vereceksin?"
- "Muhtar bedava yemek veriyor. Orada istediğiniz kadar pasta börek yiyebilirsiniz." Çocuklar mümkün olduğu kadar çabuk muhtarın evine koşmuşlar. Bizim Nasrettin Hoca bu parlak fikrine bir kez daha sevinmiş ve kendi kendine:
- "Ben de oraya gideyim, belki doğru olabilir," demiş.

Davetsiz Misafir
Nasrettin Hoca, günlerden bir gün evine dönerken büyük bir konağa bir sürü insanın girip çıktığını görmüş. Konaktan çıkanlardan birine yaklaşıp içerde neler olduğunu sorunca, adam: “düğün var” demiş. Düğün lafını duyan Nasrettin Hoca’nın gözünde kızarmış tavuklar, hindiler, tepsi tepsi pilavlar canlanmaya başlamış. Hemen oradan boş bir kâğıt bulup bir zarfa koymuş, sonra da doğru konağa gitmiş. Uşaklardan birine:
- “Efendini göreceğim, çok saygı değer birinden mektup getiriyorum.” demiş. Uşak hemen Nasrettin Hoca’nın önüne düşmüş, onu efendisinin huzuruna çıkarmış. Nasrettin Hoca:
- “Şenliğiniz mübarek olsun. Zamansız geldiğim için bağışlayın” deyip, mektubu vermiş. Ve hemen ilk davette sofraya çökmüş, derhal iştah ile atıştırmaya başlamış. Düğün sahibi Nasrettin Hoca’nın getirdiği zarfı bir zaman elinde evirip çevirdikten sonra: - “Efendi, bir yanlışlık olmasın. Bu zarfın üzeri yazılı değil” diye sormuş. Nasrettin Hoca da başını sofradan dahi kaldırmadan cevap vermiş:
- “Kusura bakmayın efendi hazretleri, biraz aceleye geldi. Esasında onun içi de yazılı değildir!”

Soğuk Hoşaf
Nasrettin Hoca bir gün arkadaşını ziyaret etmek için yola çıkıyor. Hava öyle sıcak ki, Nasrettin Hoca’nın dili damağına yapışmış bir halde terliyor. Nasrettin Hoca köye vardığında, arkadaşı şöyle söylüyor:
- “Ah Nasrettin Hoca, ne oldu böyle? Sen ne kadar da yorgun görünüyorsun. Gel, eve gidelim ve buz gibi bir soğuk hoşaf içelim. Sen onu içersen, dinlenirsin.” Arkadaşı Nasrettin Hoca’yı eve getirmiş. Kaynatılmış erik hoşafını kurulan sofraya koymuş. Nasrettin Hoca’ya da küçük bir kaşık vermiş! “Beraberce hoşafı içelim” diyerek kendisi de büyük bir kaşık almış. Daha sonra soğuk hoşafı içmeye başlarlar. Nasrettin Hoca şöyle söylenir:
- “Ne kadar da lezzetli. Fakat hoşaf bu küçük kaşıkla içilmiyor.” Ev sahibi de yanan göğsünü serinletmeye çalışır. Arkadaşı hoşafı içtikçe, bir eliyle de midesini tutar. - “Ahh, çok yorulmuşum, hoşafı içersem, tekrar hayatıma kavuşurum.” der. Adam içini çektiğinde, Nasrettin Hoca kendi kendine şöyle söylenir: “devamlı içini çeken ve ölmek isteyen ne utanmaz bir adammış bu?”
Bunun üzerine sabrı tükenen Nasrettin Hoca şöyle söyler:
- “Hey, arkadaş! Devamlı ölmeye ne var? Büyük kaşığı bana ver ki, ben de kendimi öldürebileyim.”

Aklımda Olacağına Midemde Olsun
Bayram gecesi Nasrettin Hoca’nın karısı tatlı pişirmiş. Karı koca, konuşa gülüşe yemişler, birazı da artmış, bunu da sabaha yeriz deyip kalkmışlar. Uykuları gelince de yatmışlar. Yatmışlar amma Nasrettin Hoca’yı bir türlü uyku tutmamış. Nihayet karısını dürtmüş:
- “Hanım kalk, kalk aklıma pek önemli bir şey geldi, durma, kalk.” Karısı telaşla kalkıp:
- “Ne var, hayrola” deyince
- “Şu artan tatlıyı getir”. Karısı, tabağı getirince
- “Çök yanıma” demiş. Oturup tabağı bir güzel temizlemişler. Sonra
- “Şimdi yatalım, uyuyalım. Hiç olmazsa tatlı karnımızda olsun.”

Büyük Yangın
Nasrettin Hoca’nın karnı pek açıkmış. Sofradaki çorbaya kaşığını daldırıp hemen ağzına almış, yutmuş. Fakat çorba çok sıcakmış. Ağzı, boğazı müthiş bir surette yanan Nasrettin Hoca, hemen sokağa fırlamış, bağırıp kaçmaya başlamış.
- "Savulun dostlar, karnımda yangın var."

Üzerine
Nasrettin Hoca, arkadaşlarıyla şirin bir köye gezmeğe gitmiş. Akşama kadar yiyip içerek eğlenmişler. Burasını pek beğenen arkadaşları, her biri bir yemeği üzerine almak şartıyla birkaç gün daha kalmağa karar vermişler. Kafileden birisi:
- “Böreği benim üzerime!” demiş. Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiş. Herkes üzerine bir yemek alırken Nasrettin Hoca:
- “Arkadaşlar, bu ziyafetler aylarca bile sürse buradan ve aranızdan ayrılırsam Allah’ın lâneti de benim üzerime!...”

Ekmek ve Kar
Kahvede bir masa sohbetinde yeni yemekler bulma fikri ortaya atıldı. Nasrettin Hoca bunu sonuna kadar dikkatlice dinledi ve gayri ihtiyari:
- “Ben de bir defa kar ile ekmek yemeğini hazırlamıştım, ama o benim bile hoşuma gitmedi”, demiş.

Bayram Günü
Nasrettin Hoca bir gün yabancı bir memlekete gitmiş. Bakmış ki, bu şehrin bütün halkı yiyip içmekte, eğlenmekte... Nasrettin Hocayı da davet ederek bir şeyler ikram etmişler. Nasrettin Hoca doyduktan sonra şöyle söylemiş:
- “Tuhaf şey! Bu ne ucuz şehir böyle?” demiş. Bu sözü duyan adamın birisi:
- “Efendi, sen deli misin? Bugün bayramdır. Herkes evinden pişmiş bir şeyler getirir, biz de burada yer, içer, eğleniriz” demiş. Nasrettin Hoca bunun üzerine:
- “Keşke her gün bayram olsaydı, herkes mutlu olurdu” demiş.

Nasrettin Hoca'nın Tehdidi
Nasrettin Hoca uzak bir köye gider fakat köye varana kadar bütün azığı bitmiştir. Vardıktan sonra bütün çiftçileri muhtarın yanına çağırttırır ve kızgınlıkla şöyle der:
- “Ben köyünüzde kaldığım müddetçe bana yeterince yemek vereceksiniz. Aksi halde gittiğim son köyde beni aç bıraktıklarında onlara yaptığımın aynısını size de yaparım.” Onu büyük bir büyücü sandıklarından önce korkarlar. Bundan dolayı da istediği kadar ona yemek verirler. Birkaç gün sonra tekrar yola koyulmak istediğinde köydeki meraklının biri sorar:
- “Eğer size yiyecek bir şey vermeseydik ne yapardınız?” Nasrettin Hoca o zaman gülerek cevap verir. - “O zaman aç olarak yoluma devam ederdim. Son gittiğim köyde de aynı şeyi yapmıştım.”

Nasrettin Hoca'nın Şansı
Günün birinde Nasrettin Hoca ve komşuları yiyecekler üzerine konuşmaya dalmışlardı. Nasrettin Hoca bu konuşmayı sevmiş ve konuştukça da konuşmaya devam etmişti. Bazen konuşur, bazen de dinlerdi. Oradakilerden biri Nasrettin Hoca’ya:
- “Nasrettin Hoca şu anda neye sahip olmak istersin?” diye sordu. Bunun üzerine Nasrettin Hoca düşünmeden:
- “Helvam olsun isterim. Uzun zamandan beri helva yemeye fırsatım olmadı” diye cevap verdi. Bunun üzerine komşusu:
- “Nasrettin Hoca bu niye böyle?” diye sordu. Nasrettin Hoca da:
- “Evet, unumuz olduğunda şekerimiz yoktur. Şu anda biraz şekerimiz var, fakat yağımız yok. Yağı bulduğumuzda da, un bulamayız. Bu yüzden helva yemedim” diye devam etti.
- “Çok doğru Nasrettin Hoca! Hepsinin tam olarak bulunduğu bir anınız olmadı mı?” diye arkadaşları sordu. Bunun üzerine Nasrettin Hoca:
- “Ha, o zaman da ben evde değildim” diye cevap verir.

Hepsinin Tadı Aynı
Nasrettin Hoca, eşeğine iki küfe üzüm yüklemiş, evine götürüyormuş. Şehre girince çocuklar başına üşüşüp “Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca” demişler, “bize birer salkım üzüm ver”. Nasrettin Hoca, çocukların çokluğunu görünce her birine üçer beşer üzüm vermiş. “Nasrettin Hoca” demişler “bu kadar az verilir mi?” Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Çocuklar, küfelerdeki bütün üzümlerine tadı da bir tanesinin tadı da aynı. Az yemekle çok yemek arasında bir fark yok ki.”

Boş Mideyle Uyku
Nasrettin Hoca bir gün misafirliğe gitmiş. Ev sahipleri de yemek yemişler. Nasrettin Hoca’yı da yemek yedi sanmışlar ve yemek getirmemişler. O da sıkılmış, bir şey söyleyememiş. Konuşulmuş, görüşülmüş, şerbetler içilmiş, Nasrettin Hoca’yı öbür odaya götürüp yatağını göstermişler. “Allah rahatlık versin” deyip gitmişler. Nasrettin Hoca, aç karnına bir türlü uyuyamamış. Sağa dönmüş, sola dönmüş, ama yine de uyuyamamış. Kalkıp ev sahiplerinin odasına gitmiş, kapıyı çalmış. “Hayrola Nasrettin Hoca ne var” demişler. Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Efendim, yumuşak bir yatak yapmışsınız, rahatım kaçtı, uyuyamadım. Bilirsiniz, biz fukaralıktan yetişmiş adamlarız. Siz bana bir kül pidesi verin de yarısını yatak, yarısını yorgan yapayım, mışıl mışıl uyuyayım.”

Suyunun Suyu
Günün birinde komşu köyden Ahmet adında biri elinde hediye bir tavukla çıkagelir ve o akşam Nasrettin Hocanın evinde misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet'in arkadaşı olduğunu söyleyen bir başka kişi yine gelir ve Nasrettin Hoca onu da evinde bir gece en güzel şekilde ağırlar. Bir zaman sonra Ahmet'in arkadaşının arkadaşı olduğunu söyleyen biri daha gelir, Nasrettin Hoca onu da sofraya oturtur ve önüne bir kase sıcak su koyar. Bu işe şaşan adama Nasrettin Hoca tebessümle:
- "Bu Ahmet'in tavuğunun suyunun suyu" der.

Tilki
Günün birinde Nasrettin Hoca komşu köyle gitmiş. Köye geldiğinde büyük bir heyecan varmış. Köylüler ona bir tilkinin birçok tavuğu, kazı, ördeği ve hindiyi yediğini anlatmışlar. Köylüler tilkiyi yakalamış, intikam almak için de hayvanı basit bir şekilde değil, aksine işkence yaparak öldürmek istemişler. Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- "Nasrettin Hoca, bize öğüt verir misin?" Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- "Evet, tabii arkadaşlar. Siz her şeyi bana bırakın." Nasrettin Hoca paltosunu ve kavuğunu çıkarıp her ikisini de tilkiye giydirmiş. Daha sonra tilkiyi salıvermiş. Köylüler Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- "Neden böyle yaptın?" Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- "Korkmayın, ahali! Tilkiyi gören herkes onu imam zannedecek. Böylece o ömrü boyu aç kalacak."


Sağken
Nasrettin Hoca damdan düşmüş baygın halde yatarken karısı gelir ve öldü sanarak tabuta koyup mezarlık yoluna koyulurlar. Yol ayrımına gelince hangi yoldan gideceklerini tartışırken Nasrettin Hoca tabuttan konuşur:
- "Ben sağken şu taraftan yürürdüm".

Dünya Kaç Arşındır?
Meraklılar çok!.. Birisi, Nasrettin Hoca’nın karşısına dikilmiş:
- "Nasrettin Hoca, çok merak ettim; bunu bilse bilse bizim Nasrettin Hoca Efendi bilir, dedim.
- "Neymiş o, bakayım!..
- "Dünya Kaç Arşındır?" Nasrettin Hoca, o sırada oradan geçmekte olan cenazeyi işaret etmiş.
- "Bunu git de tabutun içindekine sor. Dünyanın kaç arşın olduğunu ölçmüş, biçmiş de gidiyor işte!"

Hasta Ziyareti
Nasrettin Hoca, ağır hastadır; artık evine gidip gelenlerin haddi hesabı olmaz. Nasrettin Hoca, bunalmaya başlar, fakat kimseye de “kalkın, gidin!” diyemez. Hele bir ziyaretçi kafilesi, Nasrettin Hoca’nın yanında oturur da oturur. Nihayet giderken içlerinden biri:
- "Nasrettin Hoca, bir isteğin var mı? Allah geçinden versin ama bir vasiyetin falan!" deyince Nasrettin Hoca, fırsat bu fırsattır diye düşünür:
- "Evet, bir vasiyette bulunacağım size: Bir hasta ziyaretine gidince yanında oturup kalmayın!... der.

Vasiyet
Nasrettin Hoca, bir ara çok hastalanır. Komşu kadınları kendisini sık sık yoklamağa gelirler. Nasrettin Hoca’nın iyileşmeye yüz tuttuğu günlerde ziyaretine gelen kadınlardan biri lâtife olsun diye şöyle bir soru sorar:
- “Nasrettin Hoca Efendi, Allah geçinden versin ya, şayet bir gün ecelin gelir de seni kaybedersek arkandan ne diye yas tutalım? “ Nasrettin Hoca, bu sorudan pek hoşlanır:
- “Kadınların sohbetine doyamazdı, diye yas tutarsınız!”

Kadının Sözü
Nasrettin Hoca karısına bir gün sorar:
- “Birinin öldüğünü nereden anlarsın?”
- “Eli ayağı soğur, ondan bilirim!...”
Birkaç gün sonra Nasrettin Hoca odun toplamaya ormana gider. Hava soğuktur. Bakar ki elleri ayakları buz gibi.
- “Ben mutlaka öldüm!...” diye bir ağacın altına uzanır. Balta sesinin kesildiğini duyan kurtlar eşeği yemeye başlarlar. Nasrettin Hoca yattığı yerden başını kaldırıp,
- “İyi buldunuz sahipsiz eşeği, yiyin bakalım”

 

 

 

homepage_icon.gif (383 bytes)  DEVAMI iÇiN TIKLAYIN

 

 

 

 

Copyright 2007 © by Netkeyfim.com