Latifeden
hoşlanmam
Nasrettin
Hocapazarda dalgın dalgın
yürüyormuş.etrafında bulunan
esnafları seyrederken tam bu sırada
ensesine bir tokat geliyor.
Nasrettin Hoca şaşırmış,tökezlemiş
bir kaç adım sendelemiş sonra
toparlanıp sinirli bir şekilde
arkasını dönmüş.
Birde ne görsün. Nasrettin Hocanın 2
katı Camış gibi bir adam. Nasrettin
Hoca durmuş bir yutkunmuş
önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama.
Adam: - ben vurdum lan ne olacak
sorun mu var demiş.
Nasrettin Hoca: - sakadan mı vurdun
ciddiden mi? demiş
Adam: - ciddi vurdum napacan?!
Nasrettin Hoca: - Aman aman, iyi ki
ciddi vurdun... Cunku Latifeden hiç
hoşlanmam da ...
namaz
Nasrettin Hoca
1 gün Mescide gitmiş ibadet
edecekmiş Nasrettin Hoca vaaz
verirken demişki sağ tarafınızda
melekler sol tarafınızda şeytan
bulunur.
Bunu duyan Nasrettin Hoca namaz
sonunda selam verirken sağa dönmüş
meleklere esselamün aleyküm demiş
sola dönüp şeytanlara miktirin l
burdan deyip namazı bitirmiş.
Rüzgarın attığı adam
RÜZGARIN
ATTIĞI ADAM:
Nasrettin Hoca 1 gün boş bir bostana
dalar yolar temizler bostanda ne
varsa marullar, domatezler,
salatalar. Doldurur bir fileye, tam
yükü yüklenecekken Hayvan gibi bir
adam peyda olur. Adam: ne arıyorsun
burada. Nasrettin Hoca bir düşünür
ve cevabı bulur Der ki:
-Dün bir kuvvetli rüzgar çıkmıştı ya
o attı beni buraya
-Demek seni buraya atan rüzgar peki
ya bu domtezler marullar onları da
hep rüzgarmı kopardı
-Evet biraz fazlaca esiyordu beni
öteye beriye savurdu neye uğradığımı
bilemedim bari şunlara tutunayımm
dedim neye tutundum sa elimde kaldı.
Bunun üzerine bostancı kızar:
-Peki çuvala koyan da mı rüzgar
söyle kim doldurdu çuvala bunu?
Nasrettin Hoca tatlı tatlı kaşır
burnunu
sonra döner der ki:
-ilahioğlum işte ben de onu
düşünüyorum ya......
Evlilik ne demek?
Nasrettin Hoca,
evlilik ne demektir?
-Gunduzleri cifte hirlama, geceleri
cifte horlama!
Allah Biliyor
Nasrettin Hoca
1 cimri tanidiginin evine gittiginde
tanidigi ona bayat ekmek ile bir tabak
bal ikram etmis. Nasrettin Hoca bayat
ekmegi gözü kesmeyince sinirinden bali
kasikla götürmeye baslamis. Ev sahibinin
gözü yerinden oynamis :
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise,
insanin içini siyirir, demis.
Nasrettin Hoca hiç ses çikarmadan bali
bitirmis ve :
-Kimin içinin siyrildigini Rabbim
biliyor, demis.
Dilenci
Dilenci:
"Nasrettin Hoca Allah rızası için az bir
sadaka verir misin ?" Nasrettin Hoca:
"Az vermek şanımdan değildir."
Dilenci: "O halde çok verin."
Nasrettin Hoca: "O da senin şanından
değildir."
ETMEZSEN ETME
Adamın biri, bir gün ağacın altında
namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka
biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren
adam daha sonra namazının kabul olması
için Allah'a dua etmeye başlamış. -
"Allahım sen namazımı kabul et."
Ağaçtaki adam: - "Etmem", diye cevap
vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: -
"Allahım sen kıldığım namazı kabul et."
- "Etmem." Adamın şaşkınlığı iyice
artmış. Yine: - "Allahım sen namazımı
kabul et", demiş. Ağaçtaki adam tekrar:
- "Etmem", deyince adam sinirlenmiş. -
"Etmezsen etme. Zaten abdestsiz
kılmıştım."
AĞAÇ YÜRÜMEZSE
Nasrettin Hoca'ya yapılan sataşmalar
tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün
Nasrettin Hoca'ya takılır ve sorarlar: -
"Nasrettin Hoca senin evliyalar katında
ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var
mıdır?" Nasrettin Hoca'nın böyle bir
iddiası elbette yoktur ama bir kere
soruldu ya cevaplar: - "Her halde öyle
olmalı." - "Böyle kişiler zaman zaman
mucizeler göstererek bu özelliklerini
herkese kanıtlar. Nasrettin Hoca madem
kabullendin göster bir mucize de
görelim!" Nasrettin Hoca: - "Pekala
şimdi size bir numara yapalım" der..
Karşısında durmakta olan çınar ağacına;
- "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der.
Tabii ne gelen ağaç var ne giden.
Nasrettin Hoca yürümeye başlar ağacın
yanına varır. Akşehirliler: - "Ne oldu
Nasrettin Hoca ağacı getiremedin, kendin
oraya gittin!" diye gülünce Nasrettin
Hoca: - "Bizde kibir yoktur, dağ
yürümezse abdal yürür", der.
SECDEYE KAPANIRSA
Bir gün Nasrettin Hoca, yol üstü bir
hana inmiş. Han Nuh Nebi'den kalma bir
yer.. Her tarafı delik deşik; adeta
çökmeye ramak kalmış. Nasrettin Hoca'nın
yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne
desin? Nihayet bir söz arasında: -
"Yahu, bu senin tavan da ne kadar
gıcırdıyor, beşik mübarek!" diyecek
olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış;
sözü şakaya boğarak: - "Ağzını hayra aç
Nasrettin Hoca, bu gıcırtı beşik
gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka
tesbih çekiyor!" demiş. Nasrettin
Hoca'nın közü küllenir mi? Gözlerini
hancının gözüne dikerek: - "Peki ama",
demiş; "ya bu tavan boyle tesbih çeke
çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa,
bizim halimiz nice olacak?"
BİZEDE UĞRADI
Nasrettin Hoca'ya dert yanıyorlar: -
"Yahu Nasrettin Hoca senin karın çok
geziyor." Nasrettin Hoca: - "Olur mu
canım? O kadar gezse arada bir bizim eve
de uğrardı."
HZ. İSA
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz
veriyormuş. Laf arasında Hazreti Isa'nin
göğün dördüncü katında olduğunu
söylemiş. Vaazdan sonra, bir kadın
Nasrettin Hoca'ya yanaşmış: - "Hazreti
Isa, orada ne yer, ne içer?", demiş.
Nasrettin Hoca'nın tepesi atmış: - "Ey
hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu,
benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da,
Allah'ın peygamberini sorarsın!"
SANANE
Bir gün Nasrettin Hoca eve doğru
yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan
seslenmiş "aman Nasrettin Hoca gördün mü
biraz önce geçen helva kazanı ağzına
kadar doluydu". Nasrettin Hoca istifini
bozmadan "bana ne" demiş. Arkadaşı, "ama
Nasrettin Hoca helva kazanı sizin eve
gidiyordu, buna ne dersin?" demiş;
Nasrettin Hoca yine istifini bozmadan "o
zaman sana ne?" demiş.
BİR AYAK
Nasrettin Hoca abdest alırken, bir
ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de
bir ayağını yukarı kaldırarak namaz
kılmış. Bunu gören cami cemaati: -
"Nasrettin Hoca bu nasıl namaz?" diye
sormuş. Nasrettin Hoca: - "Bir ayağı
abdestsiz namaz", diye cevap vermiş.
KANATLI DEVELER
Günlerden bir gün, Nasrettin Hocacamide
vaaz verirken: - "Ey cemaat", der.
"Allah, deveyi kanatlı yaratmadığı için
hepimiz durmaksızın, sürekli şükredelim.
Yoksa damlarımız çoktan başımıza
yıkılmıştı..."
KUSUR ÇÖMLEKTE
Nasrettin Hocanın bir gün subaşıya işi
düşmüş. Adam haraç ve rüşvet yiyen
biriymiş. Nasrettin Hoca fakir, ne
yapsın. Bir çömleğe toprak doldurmuş ve
üstüne bal sıvamış. Gitmiş işini görmüş,
ilamını almış, memnun. Ertesi gün
kapısında bir adam bitmiş: - "Nasrettin
Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur
etmiş. Geri istiyor..." Nasrettin Hoca
yutar mı: - "Kusura bakmasın evlat",
demiş. "Kusur ilamda değil çömlekteydi."
GÜNAH
Bir Ramazan günü Nasrettin Hoca'nın
gözleri susuzluktan afallamış.
Dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan
yanaşmış. Tam suyunu içerken, bir köylü
görmüş Nasrettin Hocayı: - "Aman
Nasrettin Hoca, günah değil midir bu
yaptığın!" - "Yıkıl karşımdan, Ramazan
gider bir daha gelir, ama ben gidersem
bir daha gelmem; ne günahı'"
PEYGAMBERİ KİM
Nasrettin Hoca bir gün Timur'un
adamlarından birine sormuş: - "Sen hangi
mezheptensin?" Adam elini göğsüne
koyarak: - "Emir Timur!", demiş. Oradaki
bir başkası: - "Nasrettin Hoca Efendi,
bir de peygamberini sor bakalım", demiş.
- "Gerek yok", demiş Nasrettin Hoca.
"İmamı Topal Timur olursa, peygamberi de
kesinlikle Barbar Cengizdir."
Tıp Bilgisi
Nasrettin Hoca'ya "tıp bilir misin"
demişler.
- "Bilirim, hem de şöyle derim: ayağını
sıcak tut, başını serin, bir iş bul
kendine, düşünme derin."
Adam Olmak
Bir gün Nasrettin Hoca'nın bulunduğu bir
sohbette sormuşlar:
- "Nasrettin Hoca, adam olmanın yolu
nedir?" Nasrettin Hoca düşünceli
düşünceli, başını bir o yana bir bu yana
sallayarak
- "Söyleyen olursa dinlemeli, dinleyen
olursa söylemeli"
Kasatura
Nasrettin Hoca henüz talebe iken bir
kasatura taşıdığını gören subaşı
durdurunca. Efendim ben öğrenciyim bunu
kitaplardaki yanlışları kazımak için
kullanıyorum der. İyi ama der subaşı bu
fazla büyük değil mi? Nasrettin Hocada :
- "Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor
ki bu bile yetmiyor efendim?"
Dünyanın
Dengesi
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana
,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne
ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca
da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı
yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi
bozulurda ondan."
Düğüm atmayı
ihmal etme
Her baba gibi Nasrettin Hoca da kızının
iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi
yapmış. Nasrettin Hoca, kızına iğneye ip
takmasına gelinceye kadar bütün
bildiklerini öğretmenin sevincini
yaşamaktaymış. Nihayet Nasrettin Hocanın
kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba
evinden ayrılıp dünya evi, diye tavsif
edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve
doğru bir hayli mesâfe almış. Bu sırada
Nasrettin Hoca, koşa koşa gelin olan
kızının arkasından gelip çok önemli bir
şey unutmuşçasına kızının kulağına
gizlice şöyle demiş:
- "Kızım, aman dikkat et! Sakın ola
iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı
ihmal etme. Sonra dikiş tutturamazsın."
Gürültü
Nasrettin Hocanın kızı müthiş bir
gümbürtü duyup seslenir:
- "Baba, bu ses nedir?"
- "Hiç kızım hiç, kavuk merdivenden
yuvarlandı da."
- "A! baba, kavuktan bu kadar çok ses
çıkar mı?
- "Çıkar kızım çıkar. İçinde ben olursam
çıkar.
Nasrettin
Hoca'nın Evi Yanıyor
Bir gün aniden Nasrettin Hoca’nın evi
yanmaya başlar. Herkes neyi
taşıyabildiyse yanan evden kurtarmaya
çalışır. Bu sırada Nasrettin Hoca
gülerek evine gelir. Bunu gören
komşulardan biri daha fazla
dayanamayarak şöyle sorar:
- “Nasrettin Hoca, senin evin yanıyor,
sen de hiçbir şey olmamış gibi gülerek
duruyorsun.” Fakat Nasrettin Hoca:
- “Tabii gülerim. Nihayet kendimi bu
viran kulübeden kurtardım” der.
Gözlük
Nasrettin Hoca yatağından aniden
doğrulur:
- "Kalk hatun, hemen gözlüklerimi ver."
diyerek karısını kaldırır. Gözlükleri
uzatan karısı buna anlam veremez:
- "Ne yapacaksın gözlükleri Nasrettin
Hoca?" diye sorar. Nasrettin Hoca:
- “Sorma hanım bir güzel rüyadaydım ama
bazı yerlerini gözlüğüm olmadan tam
seçemedim.”
Kedi Nerede
Nasrettin Hoca oğluyla eve üç kilo et
gönderir ve anana söyle akşama bunu
yemek yapsın diye tembihler. Akşam eve
gelir ve yemeği isteyince hanımı öğlen
gelen misafirlere eti yedirdiğinden kedi
yedi diye bir yalan uydurur. Nasrettin
Hoca bu işe bozulur. Tutar kediyi
kantara çeker bakar aşağı yukarı üç kilo
gelir. Sonra karısına çıkışarak:
- "Eğer elimdeki etse, kedi nerede!?"
İkisinide
Kabul
Nasrettin Hoca bir gün kızlarını
ziyarete karar verir. Büyük kızının
kocası çiftçidir ve tarlaya tohum
ektiklerini bir kaç hafta içinde yağmur
yağarsa kaldırılan mahsülden
kazandıkları parayla kocasının kendisine
elbise alacağını söyler. Küçük kızının
kocası kerpiç ustasıdır ve bir çok
kerpiç yaptıklarını ve bunları
kurumaları için güneşe bıraktıklarını
eğer bir kaç haftada yağmur yağmazsa
kerpiçleri satarak kazanacakları para
ile kocasının kendisine yeni bir elbise
alacağını söyler. Nasrettin Hoca söylene
söylene evinin yolunu tutar:
- "Birisi güneş istiyor, diğeri yağmur
ama sonuçta Allah ikisine de istediğini
verir.
Karanlık
Hava kararınca karısı Nasrettin
Hoca'dan:
- "Efendi, sol tarafında fener olacaktı
ver de yakayım." der. Nasrettin Hoca:
- "Karanlıkta ben nerden bileyim sol
tarafım neresi!"
Gençlik,
ihtiyarlık
Nasrettin Hoca'nın da bulunduğu bir
mecliste gençlikten ve ihtiyarlıktan
bahsediliyormuş. Herkes de insanın genç
iken kuvvetli olduğunu, fakat
ihtiyarladıkça bu kuvvetini kaybettiğini
söylerler. Yalnız Nasrettin Hoca bunu
kabul etmez:
- “Hayır, hiç de doğru değil, der. Bir
insan gençliğinde ne kadar kuvvetli ise
ihtiyarlığında da o derece kuvvetlidir.”
Hemen itiraz ederler. Ama Nasrettin Hoca
bunu kabul etmez:
- “Tecrübemle biliyorum, ısrar etmeyin!”
der,
- “Bu tecrübe nedir?”, diye merakla
sorarlar. Bunun üzerine Nasrettin Hoca
şu cevabı verir:
- “Bizim evin bahçesinde bir büyük taş
vardır. Çok eski zamandan beri orada
durur. Gençken kaç sefer denedim, ama
yinede yerinden kımıldatamadım. Demek
oluyor ki insan gençliğinde ne derece
kuvvetli ise, yaşı ilerleyip
ihtiyarladıktan sonra da bu kuvvet
değişmiyor.”
Kaybolan
Ayaklar
Çocuklar bir gün dere kenarında
oynuyormuş. Nasrettin Hoca’yı gören
çocuklar, ‘hadi Nasrettin Hoca’ya şaka
yapalım’ demişler.Çocuklar ayaklarını
birbirine dolaştırıp:
- "Nasrettin Hoca ayaklarımız karıştı,
bulamıyoruz, demişler. Nasrettin Hoca
şöyle bir bakmış eline bir sopa
almış.Çocukların ayaklarına ufaktan
dokunmaya başlamış. Çocuklar hemen
ayaklarını çekmişler. Nasrettin Hoca:
- "Gördünüz mü? Nasıl da buldunuz
ayaklarınızı, demiş.
Zaten
Nasıl olduysa Nasrettin Hoca eşeğinden
düştü. Çocuklar etrafına toplandılar.
Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye
başladılar. Nasrettin Hoca:
- "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne
var? Ben zaten inecektim."
Durumu
Kurtarma
Nasrettin Hoca ne kadar uğraştıysa da
bir türlü ata yardım alamadan
binemeyince "hey gidi gençlik" der ve
yola revan olur. Halktan uzaklaştıktan
sonra, kendi kendine:
- "Senin gençliğini de biliriz ama
neyse"
Çocukluğa
Özlem
Günün birinde Nasrettin Hoca evine
gidiyormuş. Yolda birkaç çocuğa
rastlamış. Dinlenmek ve çocukları
seyretmek için bir taşın üzerine
oturmuş. Aniden bir çocuk Nasrettin
Hoca’nın kavuğunu kapmış ve onu diğer
çocuklara atmış. Nasrettin Hoca,
kavuğunu geri almak için, öfkeyle
fırlayıp çocukların arkasından koşmuş.
Nasrettin Hoca, çocukların arkasından
koşamayacak kadar yorulmuş ve kavuksuz
olarak eve dönmüş. Karısı onu görünce
çok şaşırmış ve sormuş:
- "Bey, kavuğun nerede?
- "Ah! Kavuk çocukluğunu özlemiş, şimdi
komşu çocukları ile yolda oynuyor."
Eşeğe Ters
Binme
Günün birinde Nasrettin Hoca,
Sivrihisar’a gitmeye karar vermiş ve
eşeğine binmiş. Fakat binerken hata
yapmış ve eşeğin üzerine ters olarak
oturmuş. Babası kızmış ama o kendini
şöyle savunmuş:
- “Tek suçlu ben miyim? Neden eşeğe
bağırmıyorsun? Eğer o ters dursaydı, ben
de doğru binecektim.”
Kapı
Bir gün annesi ona:
- “Yavrum, dereye çamaşır yıkamaya
gidiyorum. Ben gelinceye kadar sakın
kapıdan ayrılma” der. Biraz sonra amcası
gelir.
- “Git annene haber ver! Akşama size
geleceğiz.” Küçük Nasreddin, amcası
gider gitmez hemen evin kapısını çıkarıp
sırtına yükler ve derenin yolunu tutar.
Annesi, oğlunu sırtında kapı ile görünce
büyük bir şaşkınlık içinde:
- “Oğlum bu kapı ne?” Nasreddin,
- “Sen bana kapıdan ayrılma dememiş
miydin? İşte bende kapıdan ayrılmadım”
der.
Minare
Küçük Nasreddin ve ailesi şiddetli bir
depremden dolayı, Sivrihisar köyünü terk
etmek zorunda kalmış. Vardıkları köyde
ilk kez minareli bir cami görmüş. Küçük
Nasreddin ezan okuyan müezzini görünce
daha fazla dayanamamış ve:
- “Hey sen! Yardım için bağırdığını
biliyorum. Fakat bunu, bu dalsız yüksek
ağaca tırmanmadan evvel düşünmeliydin”
diye bağırmış.
Güneş mi Yoksa
Ay mı?
Günün birinde öğretmen sınıfta
Nasreddin’e sormuş:
- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay
mı bizim için daha önemlidir?”
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz
parlar. Fakat ay buna karşılık gece
parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Öğretmen bu cevaba gülmesine rağmen,
uzun uzun düşünmüş.
Ayakkabılar
Yol İçindir
Bir gün çocuklar, yüksek bir ağacın
dibinde tartışmaya başlamışlar; “bu
ağaca kimse çıkamaz” demişler. Nasrettin
Hoca da ileriden görünmüş. Nasrettin
Hoca’yı görür görmez, “bahse girişelim
de çıkınca pabuçlarını çalalım” demişler
ve koşup Nasrettin Hoca’ya, “bu ağaca
kimse çıkamaz” demişler. “Sen ne dersin
Nasrettin Hoca?” diye sormuşlar.
Nasrettin Hoca, “ben çıkarım” demiş.
“Peki” demişler, “yiğitsen çık da
görelim”. Nasrettin Hoca pabuçlarını
çıkarıp koynuna koymuş, ağaca tırmanmaya
başlamış.
- “Nasrettin Hoca, pabuçlarını ne diye
koynuna koydun?”
- “Ne olur, ne olmaz belki ağaçtan öteye
bir yol görünür”.
Terzi
Annesi küçük Nasreddin’i terziye çırak
olarak verir. Aradan iki yıl geçmiştir.
Bir gün annesi oğlundan bir şeyler
dikmesini isteyince, Nasreddin:
Anneciğim şimdiye kadar işin yarısını
öğrendim, bu ise dikilmiş şeyleri
sökmektir. Ömrüm yeterse terzi amca
elbise dikmeyi de öğretecek.
Kazma Kılıfı
Çocuklar bir tek çizme bulup Nasrettin
Hoca'ya getirmişler:
- "Bu nedir? Diye sormuşlar.
- "Bilmeyecek ne var? Kazma kılıfı!
Geç Yiğidim
Nasrettin Hoca Akşehir’de bir akşam
evine dönerken karşıdan iri yarı bir
köpeğin geldiğini görür. İster ki köpek
kaçsın veya kenara çekilsin ama hayvan
üstüne üstüne gelmekte. Korkutmak için
köpeğe hoşt der ama ne çare ki köpek
cevap olarak kocaman dişlerini
göstererek hırlar. Nasrettin Hoca bakar
ki iş kötü, pabuç pahalı hemen kenara
çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe
döner:
- “Geç yiğidim geç!...”
Komadılar
Nasrettin Hoca bir gün at pazarına
gider, bir beygir almak ister. Buna bir
katır getirirler, "beygirdir bunu al",
derler. Nasrettin Hoca da, "bu katırdır,
bilirim" dediği halde o kadar ısrar
ederler ki Nasrettin Hoca çaresiz kalıp
katırı alır. Üzengi vurup üzerine
bineyim derken, katır bir çifte atar.
Nasrettin Hoca da:
- “Bilirim sen benim bildiğim eski
katırsın ama beni bana komadılar”
O Bizden Daha
Kirli
Nasrettin Hoca bir gün göl kenarında
karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya
gider. Tam işe başlayacakları sırada bir
karga gelir ve sabunu kaptığı gibi
havalanır. Karısı:
- “Yetiş efendi sabunu kuş kaptı”
dediyse de Nasrettin Hoca kılını bile
kıpırdatmaz.
- “Telaşlanma hanım baksana kapkara
olmuş zavallı, o bizden daha kirli,
varsın temizlensin.”
Leylek
Nasrettin Hocaya yolda buldukları bir
leylek getirmişler. Daha önce hiç leylek
görmemiş olan Nasrettin Hoca uzun gagası
ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir
güzel kesivermiş onları. Sonra da
yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına
geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:
- "Bak şimdi kuşa benzedin.
Kurdun Kuyruğu
Nasrettin Hoca ve arkadaşı kurt avına
gitmiş. Arkadaşı kurdun inine girmiş,
Nasrettin Hoca da inin önünde
bekliyormuş. O sırada kurt inine geri
dönmüş. Nasrettin Hoca'da kurt içeri
girerken kuyruğundan yakalamış. Kurt
eşinmeye başlamış, ortalık toz duman
içinde kalmış. Nasrettin Hoca'nın
arkadaşının gözüne toz gitmiş. Onun bir
şeyden haberi olmadığından içerden
bağırmış.
- “Nasrettin Hoca bu toz duman da neyin
nesi? Nereden geliyor?” Diye sorunca,
Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Eğer kurdun kuyruğu koparsa, tozun
nereden geldiğini anlarsın”
Göl Kuşları
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğine binmiş,
uzak bir yere gidiyormuş. Hava çok sıcak
olduğundan eşek yorulmuş ve susamış. Bir
göl görmüş ve eşeği sulamak ve
dinlendirmek için göle doğru sürmüş,
eşek de suyu görünce koşmaya başlamış ve
nerdeyse Nasrettin Hocayı düşürecekmiş.
Göl kenarına gelince eşek göldeki
kurbağalardan ürkmüş ve durmuş.
Nasrettin Hocada düşmediği için
sevinerek, eşekten iner ve cebinden
çıkardığı bozukluk paraları göle atarak;
- “Aferin göl kuşları. Bu parayla helva
alıp yeyin”
Sıkarken Öldü
Nasrettin Hocabir gün yolun kenarında
kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen
arkadaşı Nasrettin Hocaya:
- “Nasrettin Hoca kediyi yıkama ölür.”
demiş. Nasrettin Hoca aldırış etmemiş ve
yıkamış. Arkadaşı dönüşte Nasrettin
Hocayı tekrar yolun kenarında görmüş.
Kedi ölmüştü. adam:
- “Nasrettin Hoca ben size kediyi
yıkamayın ölür demedim mi? demiş.
Nasrettin Hoca:
- “Ben kediyi yıkarken ölmedi ki
sıkarken öldü.”
Düşünür
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama
Nasrettin Hoca sorar.
- "Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe
istersin?
- "Nasrettin Hoca bu kuşa papağan derler
ve ve insan gibi konuşur." Bunu diyen
Nasrettin Hoca hemen eve koşar, kümesten
hindisini kaptığı gibi pazara döner ve
başlar bağırmaya.
- "Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye,
gel, gelll!" Herkesten çok papağan satan
şaşar bu ise ve sorar.
- "Nasrettin Hoca 100 Akçe çok değil mi
bir hindi için?"
- "Sen 50 ye satıyorsun ama"
- "Dedim ya Nasrettin Hoca benim kuş
konuşur ama"
- "Öyleyse, benimki de düşünür!"
Aynı Fikir
Nasrettin Hoca, gençliğinde, cimriliği
ve kıskançlığı ile tanınmış olan bir
adamın kazlarından birini yolda
yakalayıp cübbesinin altına saklamış.
Epeyce yol aldığı halde hayvancağız hiç
sesini çıkarmamış. Nasrettin Hoca, bir
ara “Şu kaza bir bakayım, öldü mü, kaldı
mı?” diyerek cübbesinin ucunu kaldırmış.
Bu sırada kaz, gagasını açarak sanki
“sussss!” der gibi ses çıkarmaya
başlamış:
- "Tısss, Tısss! Nasrettin Hoca, hemen
cübbesini örtmüş ve:
- "Aferin kaz oğlu, ben de sana bunu
tembih edecektim!..."
Tarifi Bende
Günün birinde Nasrettin Hoca et yemeği
yemek ister. Kasaptan bir kilo et satın
alır. Tarifi kağıda yazıp cebine koyar.
Evine giderken, bir karga Nasrettin
Hoca’ya doğru uçar, eti kapar ve kaçar.
Nasrettin Hoca çaresizdir. Ama hemen
elindeki tarifi hatırlar ve tarifi
cebinden çıkartarak kuşa doğru bağırır:
- “Hey, aptal karga tarifi unuttun!
Klavuz Horoz
Nasrettin Hoca köyünde en yakın kasabaya
tavuklarını götürmek için kafese koyar.
Yola koyulduktan sonra kendi kendine:
- “Bu cehennem sıcağına zavallı tavuklar
dayanamazlar. Onları kafesten çıkarıp
salıvereyim!” diye düşünür. Fakat
tavukları salar salmaz hepsi dört bir
tarafa dağılıvermişler. Nasrettin Hoca
küplere biner ve horozu yakalar:
- “Sen ne biçim kılavuzsun? Güneş
doğmadan önce karanlıkta ötmesini
biliyorsun da güpegündüz o şehrin yolunu
nasıl bilmezsin?”
Yas
Nasrettin Hoca’nın tavuğu kaybolmuş. Bir
siyah bez bulmuş, parça parça kesmiş,
her parçayı delip diğer kalan her
tavuğun boynuna takmış. Bunları
görenler,
- “Nasrettin Hoca bu ne?”
- “Analarının yasını tutuyorlar,” demiş.
Nasrettin Hoca

Yarasaydı,
sahibine yarardı
At nalının insanlara uğur getirdiğine
inanan biri, Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Nasrettin Hoca, at nalı insana uğur
getirirmiş, evin kapısına assak günah
olur mu?”
Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu
her zaman anlatan Nasrettin Hoca, bu
sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin.
Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir
değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye
kadar bir faydası olduğunu görmedim
aksine akşama kadar yediği kamçının,
taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun
hesabı yoktur.”
Nasrettin Hoca
ile Hakim
Nasrettin Hoca, Sivrihisar'da hatip
iken, Hakim ile kavga eder, gün olur
hakim döşeğinde ölümle pençeleşmeye
başlar. Yakınları Nasrettin Hocaya:
- "Gel, telkin ver", derler. O da:
- "Başka bir Nasrettin Hoca bulun, o
benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!" der.
Kime İtimat
Nasrettin Hoca, altını çize çize "Hiç
bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor
ya!.. Bunu duyan biri:
- “Nasrettin Hoca, demiş, sen bu ailene
neyle nasıl bakıyon Allah aşkına yaaav?
Nereden geliyor bu değirmenin suyu?.."
gibi soruları sıralamaya başlamış.
Nasrettin Hoca Talak Suresi 3. ayetini
okuyarak:
- “...kim Allah'a tevekkül ederse, Allah
ona yeter...bir de ona, ummadığı yerden
rızık verir, ” diye cevap vermiş, fakat
adam tatmin olmamış:
- “Nasrettin Hoca, amenna, amenna da...
Neyinen geçiniyoooon? diye tekrar
sormuş. Nasrettin Hoca bu kez de, Zümer
süresi, 36. ayetle cevap vererek;
- “Allah kuluna kafi değil mi?” demiş,
adam yine aynı densizlikle:
- “Nasrettin Hoca, amenna, anladık,
Allah kuluna kafi de... Sen neyinen
geçiniyooon?” diye üstelemiş. Nasrettin
Hoca da dayanamamış ve latife babında:
- “Şu kadar hanım, bu kadar hamamın
var!..” gibilerinden olmayan şeylerini
saymaya başlayınca adam:
- “Hah, demiş şimdi oldu işte canım!..”
deyince, Nasrettin Hoca'nın tepesi
atıvermiş:
- “Allah'a itimat etmiyon, hana hamama
itimat ediyon sen! Çabuk, tövbe et
hergele!.."
Ne Tarafa
Döneyim
Nasrettin Hoca Akşehir sokaklarında
yürürken bir gençler kendisini durdurur
ve sorar:
- “Nasrettin Hoca, namaz kılarken
kıbleye doğru döneriz. Acaba abdest
alırkende kıbleye mi dönmeliyiz?”
Nasrettin Hocaız aslında hazır kıbleye
doğru dön diyecek ama Akşehir
gençlerinin kendisine zaman zaman
oynadığı oyunları hatırlayarak:
- “Ceketin, çorabın, ayakkabın, şapkan
yani elbiselerin ne tarafta ise o tarafa
dön!“
Müjde
Yolda bir tanıdığı Nasrettin Hoca’ya:
- "Bir oğlun oldu, müjdemi isterim!
demiş." Nasrettin Hoca:
- "Allah’a bin şükür ama, demiş, benim
oğlum oldu, bundan sana ne?"
Minare Yapımı
Nasrettin Hoca, Akşehir'de dolaşırken
yanına daha önce hiç minare görmemiş bir
adam yaklaşır.
- "Bunları nasıl yapıyorlar," diye
sorar. Nasrettin Hoca ciddiyeti
bozmadan:
- "Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların
içini dışına çevirirler, olur sana bir
minare!"
Secdeye
kapanırsa
Bir gün Nasrettin Hoca, bir handa
gecelerken tavandaki tahtalardan
gıcırtılar gelmeye başlamış, hancıya
- "Yahu, bu senin tavan da ne kadar
gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!"
diyecek olmuş ama hancı sözü şakaya
boğarak;
- "Ağzını hayra aç Nasrettin Hoca, bu
gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan
tahtaları Hak'ka tespih çekiyor!" demiş.
Nasrettin Hoca da:
- "Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke
aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim
halimiz nice olacak!"
Çömlek Hesabı
Nasrettin Hoca Ramazan günlerini
hesaplamak için bir çömleğin içine her
gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik
olsun diye içine bir avuç daha taş
koyar. Bir zaman sonra cemaat:
- "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye
sorarlar. 65 tane taş sayan Nasrettin
Hoca 45'i der. Hiç Ramazan'ın 45 olur
mu?" diye itiraz ederler.
Nasrettin Hoca, biraz şaşkın biraz da
kızgın bir ifadeyle:
- "Ben yine insaflı davrandım. Benim
çömlek hesabına bakacak olursak; bugün
Ramazan'ın 65'i!"
Ne Dediysem O
Çok bilmiş komşusu Nasrettin Hocayı
sınamaya kalkmış.
- "Nasrettin Hoca sen her şeyi bilirsin.
- "Söyle bana Dünyanın merkezi
neresidir?" Nasrettin Hoca, adamın
niyetini hemen anlamış:
- "Tam bulunduğun yerdir." diye
yapıştırmış cevabı.
- "Aman Nasrettin Hoca! Nasıl olur?"
demiş adam. Nasrettin Hoca kızar gibi
yapmış.
- "Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan
alır cetveli ölçersin."
Dünyanın
Dengesi
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- "Sabah olunca insanların kimi o yana
,kimide bu yana gider. Sebebi hikmeti ne
ola ki?" diye sorarlar. Nasrettin Hoca
da:
- "Bunu bilmeyecek ne var, hepsi aynı
yöne gidecek olsa, dünyanın dengesi
bozulurda ondan."
Kürsüde
Nasrettin Hoca bir gün vaaz vermek için
kürsüye çıkmış. Fakat olacak bu ya,
aklına hiçbir şey gelmemiş. Oturmuş,
oturmuş, nihayet
- “Ey cemaat size söylemek için aklıma
bir şey gelmiyor desem ne dersiniz?”
Oğlu da kürsünün dibinde oturuyormuş.
Hemen ayağa kalkıp
- “İlâhi baba, hiçbir şey aklına
gelmiyorsa, kürsüden aşağı inmekte mi
aklına gelmiyor.”
Allah Taksimi
mi? Kul Taksimi mi?
Çocuklar, mahallede birbirlerine
girmişler. Kavga döğüş, kıyamet!... Ele
geçirdikleri bir kucak cevizi bir türlü
doğru dürüst bölüştüremiyorlarmış.
Kavganın kızıştığı bir sırada Nasrettin
Hoca da oradan geçiyormuş. Çocuklar
koşarak ona başvurmuşlar:
- "Nasrettin Hoca Efendi, ne olur,
şunları bize güzelce bölüştürüver!"
Çocuklar bir kenara çekilmişler.
Nasrettin Hoca geçmiş cevizlerin başına:
- "Çocuklar demiş, Allah taksimi mi
istersiniz, yoksa kul taksimi mi?"
Çocukların hepsi birden:
- "Allah taksimi, Allah taksimi!" diye
bağırmışlar. Bunun üzerine Nasrettin
Hoca bir avuç ceviz alıp bir çocuğa
vermiş. Arkasından iki cevizi bir
başkasına, birkaç avucu ötekine, beş
altı taneyi berikine... Bazı çocuklara
da hiç vermemiş. Çocuklar Nasrettin
Hoca’ya itiraza başlamışlar.
- "Bu nasıl taksim Nasrettin Hoca
Efendi, haksızlık ettin!" demişler.
Nasrettin Hoca da:
- "Çocuklar, siz benden Allah taksimi
istemediniz mi?... Allah taksimi
böyledir. O, dilediğine az, dilediğine
çok verir, hiç vermediği de olur, herkes
kısmetine boyun eğer!"
Tek Ayak
Nasrettin Hoca, abdest alırken suyu
bitmiş. Bunun için tek ayağını
yıkayamamış. Namaz esnasında tek ayağı
üzerinde duruyormuş.
Neden tek ayak üzerinde duruyorsun? Diye
sormuşlar. Nasrettin Hoca şöyle cevap
vermiş:
- Bu ayak abdestli değildir.
Lütfunda hoş,
kahrında
Günün birinde uzun bir yolculuktan dönen
Nasrettin Hoca, güneş altında koşmaktan
yorulur ve dua etmeye başlar.
- "Aman Allah’ım çok yoruldum, daha
fazla yürüyemiyorum. Lütfen bana bir
eşek gönder." Kısa bir zaman sonra
yanında eşek de taşıyan bir atlı gelir.
Nasrettin Hoca buna çok sevinir. Atlı
yaklaşınca Nasrettin Hoca’yı görür ve
ona şöyle der:
- "Hey sen tembel adam! Niçin burada
oturuyorsun? Bak benim eşek yolculuktan
ve sıcaktan bitkinleşti. Buraya gel ve
eşeğin yükünü şehre kadar taşı!" Önce
Nasrettin Hoca itiraz etmek ister, fakat
adamın kendisini döveceğini hissedince
korkar. Böylece Nasrettin Hoca eşeğin
yükünü şehre kadar taşımaya razı olur.
Yorucu birkaç saatten sonra şehre
varırlar. Genç adam Nasrettin Hoca’yı
dışarıda bırakarak hana girer. Bunu
gören Nasrettin Hoca yorgunluktan yere
yığılır ve şöyle dua eder:
- "Allah’ım, artık çok şey öğrendim.
Bundan sonra dualarımda dikkatli
olacağım."
Yağmurdan
Kaçıyormuş!
Bir gün, bardaktan boşanırcasına yağmur
yağarken, Nasrettin Hoca da evinin
penceresinde oturarak sokağı
seyrediyormuş. Bir ara dostlarından
birini, cübbesinin eteklerini beline
dolayarak koşa koşa evine giderken
görmüş ve pencereyi açarak seslenmiş:
- “İnan olsun ki çok ayıp! Senin gibi
aklı başında, olgun bir adam, Allah’ın
rahmetinden kaçar mı?...” İçinden
Nasrettin Hoca’ya hak veren adamcağız,
bu sefer ağır ağır yürümeye başlamış;
fakat tepeden tırnağa ıslanmış olarak
evine varınca, Nasrettin Hoca’nın
oyununa uğradığını anlamış. Günün
birinde Nasrettin Hoca yolda yağmura
tutulmuş; koşar adım evine yönelmiş.
Birkaç gün önce kendisiyle alay ettiği
ahbabının evi önünden geçerken adamcağız
“taşı gediğine koymanın tam zamanı”
diyerek, evin penceresinden Nasrettin
Hoca’ya bağırmış:
- “Nasrettin Hoca, Nasrettin Hoca,
Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun,
ayıp değil mi sana?” Nasrettin Hoca, hiç
istifini bozmadan koşmaya devam ederek
şu cevabı vermiş:
- “Hay anlayışsız, hay!... Ben rahmetten
kaçmıyorum; tam tersine yere düşen
rahmetleri çiğnememek için
koşuyorum!..."
Büyük
Farklılık
Nasrettin Hoca, namaz kıldırıp vaaz
vermek ve biraz para elde etmek için üç
günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir
ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Nasrettin
Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi
kendisi okumuş. Nasrettin Hoca’ya bir
satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı
kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum.
Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne
hacet, aramızda ne fark var?” Nasrettin
Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark
var; ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya
geldim, sense burada rahat huzur içinde
yan gelip yatıyorsun.
Kıyamet
- Kıyamet ne zaman kopar? Diye Nasrettin
Hoca’ya sormuşlar, O'da:
- "Hangi kıyamet?" demiş.
- "Kıyamet kaç tanedir?' demişler.
- "Aslında kıyamet iki tanedir. Kişinin
kendi ölümü küçük kıyamet, dünyanın
parçalanması ise büyük kıyamettir. Bizim
ev için sorarsan karım ölürse küçük
kıyamet. Ben ölürsem büyük kıyamet!"
diye karşılık vermiş.
Ezan
Nasrettin Hoca bir gün hem ezan okuyor,
hem de camiden koşarak çıkıyormuş.
- “Niçin hem ezan okuyor, hem de camiden
koşarak çıkıyorsun? Diye birisi
bağırmış. Nasrettin Hoca şöyle
inandırıcı bir cevap vermiş.
- “Bakalım sesim nerelere kadar varıyor
diye dinlemeye gidiyorum.
El Yazısı
Nasrettin Hoca iyi bir eğitim görmüştü.
Bölgenin en iyi okullarına gitmişti.
Bunu bilen ve okuma yazma bilmeyen bir
komşusu bir gün Nasrettin Hoca’ya
gelmiş:
- “Nasrettin Hoca” demiş. “Oğlum
Konya’da. Ona bir mektup yazar mısın?”
Nasrettin Hoca da:
- “Ben Konya’ya gidemem” demiş.
- “Sana, Konya’ya git demedim mektup
yazmanı istedim.” Nasrettin Hoca:
- “Benim el yazımı benden başka kimse
okuyamayacağında mektubu okumak için
kendim gitmeliyim.”
Doksan Dokuz
Bir devirde Nasrettin Hoca büyük bir
para sıkıntısına düşmüş. Ne yapsın?
Başlamış gece gündüz evinde yüksek sesle
dua etmeye:
- “Yarabbim, bana yüz altın ver! Doksan
dokuz olursa asla kabul etmem...” Onun
durmadan böyle dua ettiğini duyan zengin
bir komşusu merak etmiş. Yanına doksan
dokuz altın alarak görünmeden Nasrettin
Hoca’nın damına çıkmış. Tam Nasrettin
Hoca aynı duayı sayıklarken başlamış
bacasından teker teker altınları atmaya.
Nasrettin Hoca, bacasından altın yağmaya
başladığını görünce, Allah’ın nihayet
duasını kabul ettiğine inanarak koşmuş.
Başlamış altınları toplamağa... Bir
taraftan da sayarmış. Altınların sayısı
doksan dokuz olunca:
- “Buna da şükür Allah’ım! Varsın doksan
dokuz olsun! Diyerek altınları cebine
indirmiş.” Bacanın tepesinde bu işin
sonunu bekleyen zengin komşu hemen
telâşlanmış. Yukarıdan seslenmiş:
- “Nasrettin Hoca! Nasrettin Hoca! Hani
altınlar doksan dokuz olursa kabul
etmeyecektin! Oldu mu ya!” Nasrettin
Hoca pişkin bir tavırla şöyle cevap
verir:
- “Doksan dokuz altını veren Allah,
elbette birini de verir.”
İmtihan
Karısı ve dört çocuğuyla beraber tek göz
evde yaşayan bir adamı ziyarete giden
Nasrettin Hoca halinden şikayet eden
adama, kendisine yardım edeceğini ama
öncelikle bir şartı yerine getirmesi
gerektiğini söyler. Adam hemen kabul
eder ve sarılıp Nasrettin Hoca'nın
ellerini öper. Nasrettin Hoca, adama
eşeğini, keçisini ve tavuklarını da evin
içine almasını ve haftaya kendine
gelmesini söyleyince adam önce buna
şaşırsa da Nasrettin Hoca'nın bir
bildiği vardır deyip çaresiz kabul eder.
Ertesi hafta gelen adam bir haftada
canıma tak etti Nasrettin Hoca ne
yapacağız şimdi der. Nasrettin Hoca,
gayet sakin eşeği evden çıkarmasını ve
haftaya tekrar gelmesini söyleyip adamı
gönderir, diğer hafta keçiyi sonrada
tavukları evden çıkarttır. Sonunda adam
gelerek:
- "Allah senden razı olsun Nasrettin
Hoca sanki dünyaya yeniden doğmuş gibi
oldum."
Tanrı Misafiri
Nasrettin Hoca bir gün evinde
uğraşırken, gücü kuvveti yerinde fakat
utanmadan aylak aylak gezen bir adam,
Nasrettin Hoca'nın kapısını çalar ve
tanrı misafiri olduğunu söyleyince,
Nasrettin Hoca elindeki işini bırakıp
benimle gel diyerek adamı Akşehir’in
merkezine getirir ve camiyi işaret
ederek:
- "Sen yanlış kapıyı çaldın adamım eğer
tanrı misafiriysen bak işte tanrının evi
orası!"
Hazırlık
Nasrettin Hoca’yı siyah cübbe giymiş
halde gören biri sorar:
- “Hayrola Nasrettin Hoca cenaze mi
var?” Nasrettin Hoca:
- “Cenaze yok ama ben hazırlıklı olayım
dedim.”
Dolana Kadar
Nasrettin Hocaya sormuşlar:
- “Nasrettin Hoca bu insanların doğup
ölümü ne zamana kadar böyle sürecek?”
- “Cennet ve cehennem dolana kadar.”
Nefesin Gücü
Keçisi yaralanan adama komşuları yaraya
katran sürmesinin iyi geleceğini
söylerler fakat katrana para vermek
istemeyen uyanık adam bizim Nasrettin
Hoca’nın yanına gelerek:
- “Nasrettin Hoca sizin nefesiniz
kuvvetlidir. Bir okusanız da şu keçimin
yarası iyileşse.” Diye ısrar edince
Nasrettin Hoca dayanamaz:
- “Tamam senin istediğin gibi olsun, bir
şeyler okuyalım ama çabuk iyileşmesini
istiyorsan benim nefesime biraz katran
karıştırman lazım!”
Saygı
Bir gün Nasrettin Hoca, eşeğine binerek
, arkasına takılan talebeleriyle
birlikte, camiden eve dönerken
birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü
öğrencilerine dönük olarak eşeğe ters
biner, yani semere ters oturur. Bunu
görenler yaptığı hareketin nedenini
sorarlar. Nasrettin Hoca şöyle der:
- "Düşündüm taşındım, eşeğime böyle
binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı
hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı
bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük
saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size
arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru
değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise
hem ben önünüzden giderim, siz de
ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı
karşıya bulunuruz!
Tedbir
Adamın biri Nasrettin Hoca’dan bir hafta
sonra kesinlikle vereceği sözüyle bir
miktar borç ister. Nasrettin Hoca
parasını geri alacağından ümitsiz nasıl
olduysa parayı istemeyerek vermiş
bulundu. Bir hafta sonra adam sözünde
durunca Nasrettin Hoca bu işe çok
şaşırdı.Bir zaman sonra aynı adam:
- “Nasrettin Hoca bak geçen sefer tam
zamanında borcumu ödemiştim bana tekrar
borç verir misin?” Nasrettin Hoca:
-“ Kusura bakma arkadaş geçen sefer beni
çok şaşırttın. Tekrar eski fikrime
dönmek istemem.”
Herkesi Memnun
Edemezsin
Nasrettin Hoca komşu köye gitmek için
yola çıkar. Yolda bunları gören bir
köyün delisi gülerek:
- “Nasrettin Hoca eşeğin boşta ama siz
yürüyorsunuz.” Deyince Nasrettin Hoca
hemen oğlunu eşeğe bindirmiş giderken
yolda karşılaştıkları bir ihtiyar:
- “Ayıp kardeşim, ihtiyar babasını
yürütüyor kendi eşeğe binmiş.” Diye
Nasrettin Hoca’nın oğlunu yadırgar.
Bunun üzerine Nasrettin Hoca eşeğe kendi
biner. Biraz sonra bir grup kadın
karşılarına çıkar:
- “İnsaf et Nasrettin Hoca el kadar
çocuğu yürütüyorsun kendin eşeğe
biniyorsun.” Derler. Nasrettin Hoca
tutar oğlunun elinden ve arkasına oturur
ve beraber yola devam ederken katırcı
ile karşılaşırlar katırcı:
- “Yazık Nasrettin Hoca zavallı bir
eşeğe bu sıcakta iki kişi binilir mi
hiç?” Sonunda Nasrettin Hoca dayanamaz
hayatta bir kişinin herkesi memnun
etmesi mümkün değildir der ve oğluyla
birlikte eşeği sırtlanıp giderler.
İleri Dönük
Komşu kasabaya hamama giden Nasrettin
Hoca'yı tanımayan hamamcı Nasrettin
Hoca'nın sade kıyafetine bakıp pek
itibar etmez. Eski bir havluyla pörsümüş
bir sabun verir fakat Nasrettin Hoca
çıkışta giyimine göre hiç beklenmeyecek
şekilde hamamcıya ve çalışanlarının her
birinin eline birer altın sayınca hepsi
şaşırır. Ertesi hafta yine gelen
Nasrettin Hoca'ya pek itibar ederler, en
güzel havlulardan ve parfümlü
sabunlardan verirler. Bir güzel
yıkarlar, keselerler, masaj yaparlar
fakat Nasrettin Hoca çıkışta geçen hafta
aldıkları gibi altın geleceği için avucu
kaşınarak bekleyen sadece hamamcıya
değeri düşük bir bakır para vererek:
- "Geçen hafta verdiğim altınlar bu
haftaki ücrettir, bu bakır para ise
geçen haftanın." der.
Turşucu
Nasrettin Hoca turşuculuk yapıyormuş.
- “Haydi turşucu geldi, turşucuuuu...”
diye bağırdığında eşeği anırıyormuş.
Durum bir kaç defa tekrarlanınca
Nasrettin Hoca, Karakaçan’ın kulağına
eğilmiş:
- “Yeter be! Turşuyu sen mi satıyorsun
yoksa ben mi?!”
İnek
Nasrettin Hoca dişten tırnaktan arttırıp
kara gün için biraz para biriktirmiş.
Parayı bir keseye doldurup ağzını sıkıca
bağlamış. Önce bahçesinin bir köşesine
gömmüş. Ama içi rahat etmemiş, hırsız
gömdüğü yeri bulacak endişesine kapılmış
ve keseyi oradan alıp başka yere
gömmüş...Orayı da beğenmemiş bu kez
başka yere gömmüş. Derken bahçede
neredeyse kazmadığı yer kalmamış. Nereye
gömse gönlü bir türlü rahat etmiyor,
“burasını da hırsız bulur” diyormuş.
Öyle şaşkın şaşkın elinde para kesesi
bahçenin ortasında düşünüp dururken
gözüne köşedeki tümsek ilişmiş. “Tamam,
demiş, tam yerini buldum.” Para kesesini
uzun bir sırığın ucuna iliştirip o
tümseğe çakmış. Kendi kendine, “hırsız
kuş değil ya, sırığın tepesindeki para
kesesini alsın,” diyerek evine gitmiş.
Nasrettin Hoca bütün bunları yaparken,
meğer adamın biri kendisini
gözetliyormuş. Nasrettin Hoca eve girer
girmez adam bahçeye atlamış. Sırığı
çıkarıp ucundaki para kesesini aldıktan
sonra da tepesine biraz sığır pisliği
sürerek eski yerine çakmış ve çekip
gitmiş. Gel zaman, git zaman Nasrettin
Hoca’ya para gerekmiş. Bahçeye gelip
bakmış ki sırığın ucundaki para kesesi
yerine sığır pisliği var. Başını iki
yana sallayarak kendi kendine söylenmiş:
- “Allah Allah, ben buraya adam çıkmaz
diyordum, nasıl oldu da inek çıkabildi?”
Alış - Veriş
Nasrettin Hoca bir gün heybe almak için
pazara gider. Güzel bir heybe görüp
pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 akçeye
anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki
daha güzel bir heybe dikkatini çeker:
- "Kaç akçe şu heybe muhterem?"
- "2 akçe Nasrettin Hoca."
- "Aldım gitti," diyen Nasrettin Hoca
elindekini bırakır ve onu alıp tam
gidecekken pazarcı seslenir:
- "Nasrettin Hoca. Bu heybe 2 akçe. Sen
1 akçe verdin." Nasrettin Hoca
sinirlenir:
- "Bre cahil adam! Sana önce 1 akçe
verdim. Sonra da 1 akçelik heybe
bıraktım! İkisi eder 2 akçe. Daha benden
neyin parasını istersin!
Yelpaze
Nasrettin Hoca, geçim sıkıntısından
tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya
başlamış. Müşteriler yelpazeyi kullanıp
denemiş, tüyler hemen dağılmaya
başlamış.
- “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz
tüyleri dökülmeye başladı,” demişler.
Nasrettin Hoca :
- “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi
sıkı tutarak, başınızı iki tarafa
sallarsanız olur”
Vade
Adamın biri Nasrettin Hoca'dan, vade ile
para ister. Nasrettin Hoca duraklar:
"Benden sana bol bol vade, parayı da
başkasından iste!".
Peşin Para
Nasrettin Hoca bir komşusundan ödünç
para almıştı. Borcunu vaktinde
ödeyemedi. Alacaklı bir gün kapısını
vurdu:
- "Kusura bakma Nasrettin Hoca Efendi,
alacağımı istemeye geldim." Nasrettin
Hoca’nın o anda kesesinde bir akçesi
bile yoktu. Komşusuna:
- "Bak şu bahçenin kenarındaki çalıları
görüyor musun? Buradan geçen koyunların
yünleri bu çalılara takılacak. Bu
yünleri toplayacağım. Eğirtip iplik
yaptıracağım. İpliği satıp sana borcumu
ödeyeceğim." Nasrettin Hoca’nın yine
şakalaştığını sanan komşusu gülmeye
başladı.
- “Alem adamsın Nasrettin Hoca!” der.
Alacaklının güldüğünü görünce Nasrettin
Hoca da:
- “Peşin parayı görünce nasıl da
gülersin değil mi!”
Kırk Yıllık
Nasrettin Hoca'dan sirke isteyen
komşusuna benim sirke kırk yıllıktır
bunun için veremem deyince adam:
-"Olsun Nasrettin Hoca ne eksilir biraz
versen?" der ama Nasrettin Hoca yaman
bir defa sirke vermeyecek ya:
-"Hiç olur mu efendi her gelene biraz
versen kırk yıl sirke elde kalır mı?"
Katır
Nasrettin Hoca bir gün pazara gider, bir
at almak ister. Bir katır getirirler,
bunu al, derler. Nasrettin Hoca da bu
katırdır, bilirim, dediği halde ısrar
ederler. Nasrettin Hoca çaresiz kalıp
katırı alır. Üzengi vurup üzerine
bineyim derken, katır bir çifte atar.
Nasrettin Hoca da:
- "Bilirim sen benim bildiğim eski
katırsın, beni bana komadılar" der.
Ticaret
Nasrettin Hoca 10 akçeye aldığı 10
odunu, 9 akçeye satıyormuş
-"Nasrettin Hoca bu ne iştir hiç böyle
ticaret olur mu?" demişler. Nasrettin
Hocada
-"Önemli olan işi nasıl yaptığın değil,
insanların seni iş yaparken görmesidir."
Karşılık
Yedi kör, nehirden karşıya geçirmesi
için Nasrettin Hoca'yla adam başı iki
akçeye anlaşırlar. Akıntının arttığı bir
yerde ikisi suda kaybolunca körler
Nasrettin Hocaya çıkışır. Nasrettin Hoca
da:
-"Ne bağırıyorsunuz dört akçe eksik
verirsiniz".
Cimri
Cimrinin biri çaya düşmüş. "Elini ver,
elini ver" diye bağırmışlar. Ama adam
elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki !
Nasrettin Hoca seslenmiş:
- "Yahu! o vermeyi bilmez.'Elimi al'
diye bağırsanıza."
Göl Maya Tutar
mı?
Nasrettin Hoca göl kenarında oturmuş.
Elinde yoğurt kasesi.Göle maya
çalıyormuş. Bunu gören komşusu şaşırıp
sormuş:
- "Nasrettin Hoca Efendi hiç göl maya
tutar mı?"
- "Tutmaz bilirim tutmaz. Ama! ya
tutarsa !
Bu Mümkün
Değil
Nasrettin Hoca, bir ara, zeytin satmaya
heveslenmiş. Bir küfe zeytin alarak
pazarda satmaya başlamış. Kadının biri
zeytin küfesine yaklaşıp fiyatını sormuş
ve zeytini pahalı bulmuş. Nasrettin
Hoca:
- “Hele bir tane ye de tadına bak!...”
demiş. Kadın:
- “Baksam ve beğensem bile peşin para
ile alacak değilim.” Deyince, Nasrettin
Hoca:
- “Canım sen yabancı mısın? Rahmetli
kocanla dostluğumuz vardı. Ne olacak,
sonra verirsin parasını! Lakin şu
zeytinden bir tane tad da gör!..” Demiş.
Kadın ise nazlanmakta devam etmiş:
- “İmkânsız, bugün oruçluyum. Üç yıl
önce Ramazanda hastalanmıştım da bir
hafta oruç tutamamıştım. Bugünlerde o
borcumu ödüyorum.” Bu söz üzerine
Nasrettin Hoca, başını sallamış:
- “Haydi, güle güle git! Ben vazgeçtim
bu alışverişten. Zira Allah’a olan
borcunu üç yıl sonra ödeyen bir kimse,
kulun zeytin borcunu kim bilir ne zaman
verir!...”
Ödül
Nasrettin Hoca bir gün yeni aldığı güzel
ve çok pahalı sarığını kaybeder. Bir
arkadaşı sorar:
- “Nasrettin Hoca sarığın kaybolmasına
çok mu üzüldün?”
- “Hayır. Sarığımın tekrar geleceğini
adım gibi biliyorum. Çünkü sarığımı
bulana yarım gümüş vereceğim.”
- “Bu kadar az bir ödüle karşılık senin
sarığını bulan adam eminim o sarığı geri
getirmez. Zira senin sarığın en azından
90 gümüş eder. Anladın mı Nasrettin
Hoca?”
- "Evet, işte ben de bunu bildiğim için
herkese sarığımın değersiz bir sarık
olduğunu ilân ettim ya!”
Kara Tavuk
Nasrettin Hoca, kümesindeki bir kara
tavuğu, pazara götürüp satmak ister.
Adamın biri alıcı olur, tavuğu şöyle bir
gözden geçirdikten sonra:
- "Rengini beğenmedim, beyaz olsaydı
satın alırdım!...der. O anda Nasrettin
Hoca’nın aklını bir kurnazlık gelir,
bakkaldan hemen iki kalıp sabun alarak
hayvanı yıkamağa başlar. Tabii, hayvanın
tüyleri yine simsiyah kalır. Nasrettin
Hoca, kendisini hayretle seyreden
müşteriye dönerek:
- "Aferin boyacıya!.. Hiç de cimri
değilmiş; öyle has, öyle bol boya
kullanmış ki hayvanın rengini ağartmak
mümkün olmadı!... der." Bu söz,
müşteriyi güldürür ve müşteri tavuğu
satın alıverir.
Taşıma Parası
Nasrettin Hoca, yükte ağır pahada az
birtakım eşyasını bir hamalın sırtına
vurup giderken kalabalık bir yerde adamı
gözden kaçırır. Sağa sola bakınır, arar,
sorar; ortalıkta yok! On gün sonra,
hamala rastlar. Nasrettin Hoca, var
gücüyle kaçmaya başlar. Bunu görenler
daha sonra Nasrettin Hoca’ya kaçışının
sebebini sordukları zaman şu cevabı
alırlar:
- “Adamın sırtına on gün önce benim yükü
taşıyorken kaybettim. Ya benden on
günlük taşıma parası isteseydi halim
nice olurdu?...”
Öğüte Değil
Paraya İhtiyacım Var
Günün birinde Nasrettin Hoca sevdiği
zengin arkadaşı Ali’yi ziyaret etmiş.
Nasrettin Hoca arkadaşına:
- “Bana biraz borç para ver?” demiş.
- “Ne için?” diye sormuş arkadaşı.
- “Yüz kuzu satın almak istiyorum”,
demiş Nasrettin Hoca.
- “Şayet paran yoksa, kuzuları da
alamazsın!” bunun üzerine Nasrettin
Hoca:
- “Senden öğüt değil para istemiştim
arkadaşım.”
Para Sevgisi
Cimrinin biri, Nasrettin Hoca’ya, “
Nasrettin Hoca demek parayı sende
seviyorsun, fakat neden?” Nasrettin Hoca
hemen cevap verir:
- "Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de
ondan.
Çamurlu Kuyruk
Nasrettin Hoca bir gün eşeğini satmak
için pazara götürmüş. Yolda eşeğin
kuyruğuna çamur bulaşmış. Nasrettin Hoca
bunu görür görmez, onu kesip heybeye
koymuş. Pazara geldiğinde bir müşteri
eşeği satın almak istemiş. Fakat ilk
önce eşeğin bir sakatlığı olup
olmadığını araştırmak istemiş. Bu sırada
onun kuyruğunun olmadığını görmüş ve:
- “Hey! Bu ne biçim eşek ki? Henüz
kuyruğu da yok”, demiş. Bunun üzerine
Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Merak etme! Merak etme! Kuyruk
yabanda değil. Pazarlıkta uyuşursak
heybeden çıkarıp veririm”.
Beş Kuruş
Nasrettin Hoca’nın bakkala elliüç akçe
borcu varmış. Nasrettin Hoca bir gün,
birkaç eşi-dostuyla çarşıdan geçerken
bakkal onu görüp dükkândan fırlamış.
Nasrettin Hoca’nın karşısına geçip
eliyle para işareti yapmaya başlamış,
“borcunu vermezsen seni tanıdıklarının
yanında rezil ederim” demek istemiş.
Nasrettin Hoca, görmezlikten gelerek
başını başka tarafa döndürmüş. Bakkal o
tarafa geçmiş, yine aynı işareti yapmış.
Bakkalın, bu hareketi devamlı yapması,
Nasrettin Hoca’yı fena halde
sinirlendirmiş, dostları da işi
anlamışlar. Artık sabrı tükenen
Nasrettin Hoca, “gel buraya” diye
hiddetle bakkalı çağırmış; “bana bak”
demiş, “benim sana ne kadar borcum var?”
Bakkal, “elliüç akçe” demiş. Nasrettin
Hoca, “peki” demiş, “yarın gel
yirmisekiz akçesini al, öbür gün gel,
yirmisini daha vereyim; etti mi
kırksekiz, geriye ne kalır? Topu topu
beş akçe. Be hey zalim adam, beş
akçeceğiz için beni çarşıda, ele güne
karşı rezil etmekten utanmaz mısın?”
Çekirdeğinde
Ağırlığı Var
Nasrettin Hoca, hurma yerken
çekirdeklerini çıkarmıyormuş. Karısı:
“Efendi, hurmayı, çekirdeğiyle mi
yiyorsun” deyince “elbette ben hurmayı
aldığım zaman hurmacı da hurmayı
çekirdekleriyle tarttı da bana verdi”
demiş.
Nasrettin
Hoca'nın Çilekleri
Bir gün Nasrettin Hoca erken saatlerde
güzel bahçesine gider ve birkaç çilek
diker. Fakat akşam olduğunda da onları
söker ve beraberinde eve getirir. Bu
sırada bir tanıdık:
- “Bu ne iştir Nasrettin Hoca?” diye
sorar. O da:
- “Ortaklık bozuldu, ne olur ne olmaz.
Herkes kendi malını göz önünde tutmalı”,
der.
Yeni Uşak
Nasrettin Hoca’nın yeni bir uşağa
ihtiyacı varmış. Komşusu Ahmet ona:
- “Ben sana Hasan’ı tavsiye ederim. O
çok çalışkan bir işçidir,” demiş.
Nasrettin Hoca:
- “İyi, onu bana gönder!” Demiş. Birkaç
hafta sonra Ahmet, Nasrettin Hoca’ya
sormuş:
- “Hasan’dan memnun musun?”
- “Evet, o çok iyi çalışıyor, fakat bana
biraz pahalıya mal oluyor. Benden her
gün para istiyor.”
- “Bu kadar parayla ne yapıyor ki?” Diye
sormuş komşusu. Nasrettin Hoca:
- “Bunu bilmiyorum, şimdiye kadar hiç
vermedim ki!”
Uzayan Maşa
Nasrettin Hoca, bedestende dolaşırken
tellâlın bir kılıç sattığını görür:
- “Bu kılıç gazidir. On altına
satıyorum; bedavadır, bedava!...”
Tellâlın yanına varan Nasrettin Hoca, bu
kılıcın bu kadar pahalı satılmasındaki
kerameti sorar. Tellâl:
- “Nasrettin Hoca, bu kılıç, düşmana
uzatıldığı vakit tam beş arşın
uzayıverir! “ Nasrettin Hoca, içinden
“ya, öyle mi?” der ve koşa koşa eve
gelerek büyük mangal maşasını alıp
tekrar bedestene döner; maşayı sallaya
sallaya bağırmaya başlar:
- “On altına; bedava, bedava!”"
Nasrettin Hoca’yı görenler gülüşerek:
- “Bir akça bile etmeyen adi bir ocak
maşası on altın eder mi?” Derler.
Nasrettin Hoca da onlara şu cevabı
verir:
- “Ya, siz adi bir kılıcı biraz önce on
altına satıyordunuz!.. “
- “Ama o kılıç, cenkte beş arşın uzar!”
Nasrettin Hoca:
- “Eee der, bu maşa da bizin hatunun
bana kızıp da şöyle bir kaldırdığı zaman
50 arşın, belki de daha fazla
uzuyor.....! “
Karakaçan

Eşeğin Acelesi
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğe binmiş
yolda giderken, eşek birden koşmaya
başlamış. Kontrolünden çıkan eşeği
durdurmaya çalışsa da Nasrettin Hoca
başarılı olamamış. Eşeğin sırtında iken
Nasrettin Hocanın rüzgar gibi geçtiğini
görenler:
- "Hayırdır Nasrettin Hoca, bu telaş da
neyin nesi, ne tarafa böyle?" diye
sormuşlar. Nasrettin Hoca geride
bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından
başını geri çevirerek şöyle cevap
vermiş:
- "Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin
acele bir işi çıktı da,birlikte oraya
gidiyoruz.."
Mısır kadısı
Bir gün Nasrettin Hoca, gene eşeğini
kaybeder. Eee, bu kaçıncı! Gayri canına
'tak' eder:
- “Biraz da o beni arayıp bulsun!" diye
soylenir. Şuradan şuraya adımını atmaz.
Aradan aylar, günler geçer. Karakaçan ne
döner gelir, ne bir kuru selam gönderir.
Günlerden bir gün Nasrettin Hoca eşekler
başı Deli Ömer’i görür ve eşeğinden
haber sorar. Deli Ömer:
- “Duymadın mı senin eşek Mısır’a kadı
oldu!” Bunu duyunca, Nasrettin Hoca
başını sallar:
- “Tevekkeli değil; ben bizim çömeze
ders verirken, o da kulaklarını dikip
dinliyordu!" der.
Göle Koş
Nasrettin Hoca, bir gün kırlardan
topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip
evine götürürken acaba, yaş çırpı da
kurusu gibi yanar mı?" diye düşünür ve
şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi
çalı çırpıya dokundurur. Aralarında
kuruları da bulunan çalı çırpı hemen
alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş,
huzursuzluktur başlar. Anırarak, çifte
atarak dört nala koşmaya başlar.
Nasrettin Hoca da arkasından olanca
gücüyle bağırır:
- "Aklın varsa göle koş!
Eşek Nerde?
Nasrettin Hoca İstanbul'a gitmiş. Orada
eşeğini kaybetmiş , aramış aramış
bulamamış. Bir otele yerleşmiş.
Çarşaflar o kadar temizmiş ki yatamamış
tutmuş yatağın altına girmiş. Odayı boş
gören karı koca odaya yerleşmiş. Adam
karısına:
- “Gözlerinde bütün İstanbul'u
görüyorum.” demiş. Nasrettin Hoca
yatağın altından kafasını çıkarıp:
- “Benim eşeği de görüyor musun?”
Nasrettin
Hoca'nın Eşeği Pazarda
Nasrettin Hoca eşeğini pazara götürüp
satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin
yaşını anlamak için dişine bakacak olur.
Eşek onun elini ısırır. Adam sövüp
sayarak çekilir gider. Başka bir müşteri
çıkar, kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba
etine demirden bir çifte yer. O da
topallayarak sövüp sayarak gider. Tellâl
gelir:
- “Nasrettin Hoca, bu eşeği kimse almaz.
Önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor”.
Nasrettin Hoca başını sallar:
- “Zaten ben de onu pazara satmak için
getirmedim. İnsanlar görsünler de benim
neler çektiğimi anlasınlar diye
getirdim” der.
Bildiği
Nasrettin Hoca bir gün eşeğini bulamaz
ve basar yaygarayı:
-"Eğer eşeği hemen bulmazsam ben bilirim
yapacağımı" diye. Bir kaç saatte eşek
bulunur ve Nasrettin Hocaya birisi
sorar:
-"Nasrettin Hoca bulunmasaydı ne
yapacaktın?", Nasrettin Hoca biraz
tebessümle:
- "Ne olacak gidip yenisini alacaktım."
Memnuniyeti
Nasrettin Hoca merkebini kaybetmiş. Hem
arar, hem şükredermiş.
- “Arıyorsun iyi, fakat neden
şükrediyorsun?”
- “Nasıl şükretmeyeyim ya üstünde ben de
olsaydım da beraber gitseydim.”
Nereye
Nasrettin Hoca günün birinde karakaçana
binmiş. Fakat bir türlü sahip
olamıyormuş. Yolda birisi sormuş:
- “Böyle nereye Nasrettin Hoca?”
- “Eşeğin istediği yere.”
Salıdan Cuma
Namazına
Eşeğin üstünde ağır ağır gidiyormuş
Nasrettin Hoca. Bir tanıdığı çıkmış
önüne:
- “Nasrettin Hoca hayrola, nereye böyle
ağır ağır?”
- “Cuma namazına... “
- “Nasıl olur? Bugün daha Salı...”
Nasrettin Hoca, eşeğini göstererek şöyle
cevap vermiş:
- “İnsanın böyle kocamış bir eşeği
olursa, ancak salıdan çıkıp yetişebilir
cumaya..”
Getir Cübbemi
Al Semerini
Nasrettin Hoca bir gün eşeğine binip
ormanın içinden bahçeye gidiyormuş.
Yolda küçük ihtiyacı gelmiş. Eşeğini bir
ağaca bağlamış. Pahalı cübbesini eşeğin
semeri üzerine atmış ve uygun bir yer
aramış. Bu arada hırsızın birisi gelip
cübbesini çalmış. Nasrettin Hoca döndüğü
zaman cübbesinin çalınmış olduğunu
görmüş. Bunun üzerine eşeğin semerini
alıp omzuna atmış ve şöyle söylemiş:
- “Öyle olsun! Hırsız! Sen benim cübbemi
geri vermezsen, ben de senin semerini
vermem!”
Nasrettin Hoca
ve Heybesi
Nasrettin Hoca bir gün pazara gitmiş.
Aldığı zerzevatı heybesine doldurmuş,
omuzuna vurmuş, eşeğine binmiş
gidiyormuş. Yolda birisi:
- “Efendi!. Efendi! Niye heybeyi eşeğin
terkisine koyup da rahat rahat
gitmiyorsun?” deyince Nasrettin Hoca şu
cevabı vermiş:
- “Hem hayvan bizi taşısın, hem de fazla
olarak sırtına bir de heybeyi mi
yükletelim?”
Yenisi
Günün birinde Nasrettin Hoca'nın karısı
ölür. Fakat Nasrettin Hoca'da ciddi bir
üzüntü belirmez. Bir müddet sonra
eşeğide ölünce Nasrettin Hoca yas
tutmaya başlar. Bu işe şaşıran komşuları
sorar:
- "Bu nasıl iş Nasrettin Hoca karın
öldüğüne bu kadar üzülmedin, eşeğin öldü
bir haftadır ağzını bıçak açmıyor?"
- "Karım öldüğünde hepiniz, üzülme daha
genç ve güzel yeni bir hatun buluruz
diye beni teselli ettiniz fakat hiç
kimse yeni bir eşek alalım demiyor."
Daha ne kadar
gideceğiz?
Nasrettin Hoca ile hanımı dört günlük
yola daha yeni çıkmışlar. Nasrettin Hoca
yola çıkar çıkmaz hanımına:
- "Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye
sormuş. Hanımı Nasrettin Hocanın
sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
- "Bugün ile yarın gidersek daha iki
günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine
Nasrettin Hoca:
- "Desene hatun, yolu yarıladık."
Bizim Çocuklar
Nasrettin Hoca’nın karısı ölür. Ölen
karısından beş çocuğu olan Nasrettin
Hoca, beş çocuğu olan bir dul kadınla
evlenir. Nasrettin Hoca’nın yeni eşinden
de iki çocuğu olur. Bir gün karısı
feryadı basar:
- “Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca yetiş!
Senin çocuklarla benim çocuklar bir
olmuş, bizim çocukları dövüyorlar.”
Öldü
Nasrettin Hoca Konya’dayken biri gelip:
- "Karın öldü! demiş. Nasrettin Hoca:
- "Nasıl olsa boşayacaktım, ölsün!"
Hatim
Nasrettin Hoca ve karısı konuşuyorlardı.
Karısı:
- “Benim yüzüme bakarken besmele
çekiyorsun.” Nasrettin Hoca
- “Ne olmuş yani?” der. Karısı:
- “İmam efendi, karısının yüzüne bakarak
yasin okuyormuş.” deyince, Nasrettin
Hoca güldü :
- “Ben o kadını görsem, hatim bile
indiririm!..”
Sıcak Çorba
Nasrettin Hoca'nın karısı bir kurnazlık
düşünmektedir. Derken akşam eve aç
dönene Nasrettin Hoca'nın önüne ateşten
yeni indirdiği çorbayı koyar. Unutarak
dolu kaşığı ağzına götüren kadının ağzı
sıcak çorbadan yanınca bir anda
gözlerinde ateş fışkırır ve ağlamaya
başlar. Karısının ağlamasına bir anlam
veremeyen Nasrettin Hoca ne olduğunu
sorunca, karısı:
- "Rahmetli annemi hatırladım, o da pek
severdi bu çorbayı." der. Nasrettin Hoca
kaynanasına pek sevdiğinden rahmetliyi
hayırla anarak çorbaya kaşığı sallar.
Nasrettin Hoca'da sıcak çorbadan
nasibini alınca onunda gözleri yaşarır.
Karısı neden ağladığını sorar, Nasrettin
Hoca'da:
- "Bir anda rahmetli kayınvalidemin
yerinde senin olabileceğin aklıma geldi
de."
Aksi
Nasrettin Hocanın karısı ırmakta çamaşır
yıkarken kaybolur. Bütün köylü seferber
olur dere boyunca cesedini aramaya
koyulurlar. Fakat Nasrettin Hoca
akıntının tersiden doğru giderek:
- "Sizde onu benim kadar tanısaydınız,
hayattayken ne aksi bir kadındı."
Anahtar
Nasrettin Hoca bir gün anahtarını
kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını
arıyormuş. Hanımı sormuş:
- "Nasrettin Hoca, anahtarı nerede
düşürdün?",
- "be kadın nerede düşürdüğümü bilsem,
hiç arar mıyım?"
Ciğer
Nasrettin Hoca evine sık sık ciğer
getirdiği halde bir türlü onları yemek
kendisine nasip olmaz. Her seferinde
hanımı :
- Kahrolası kedi ciğeri yedi, hınzır
hayvan ciğeri yemiş, canı çıkasıca
sarman kedi ciğeri aşırmış, diye
bahaneler uyduruyormuş. Bir gün
dayanamamış Nasrettin Hoca. Hemen bir
kenarda duran baltayı kapıp, mutfak
dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
- “Ne yapıyorsun Nasrettin Hoca baltanın
dolapta işi ne?” Nasrettin Hoca cevap
vermiş:
- “Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ
tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere
tenezzül eden hayvan kırk akçelik
baltayı bırakır mı sanıyorsun?.”
Biraz Daha
Gideyim mi?
Bir gece yatakta karısı Nasrettin
Hoca’ya “Efendi biraz ileri gider
misin?” der. Nasrettin Hoca üstünü
başını toplar, giyinir ve yola düşer.
Epey bir yol aldıktan sonra sabahleyin
bir tanıdığına rastlar. Adam:
- “Yahu Nasrettin Hoca böyle sabah sabah
nereye gidiyorsun?” der. Nasrettin Hoca
da şöyle seslenir adama:
- “Vallahi bilmiyorum, yalnız sen bizim
eve git, hanıma sor bakalım; daha
gideyim mi, gitmeyeyim mi?”
Görürsem
Söylerim
Bir arkadaşı Nasrettin Hoca’ya gelmiş.
- "Bana bak Nasrettin Hoca, kulağını
bükmesi benden... Şu karına bir şey
söyle, sabahtan aksama kadar ev ev
dolaşıyor, konu komşu bırakmıyor...
Söyle de azıcık evinde otursun."
Nasrettin Hoca:
- “Peki, görürsem söylerim...”
Evlilik
Hazırlığı
Nasrettin Hoca habire döşeme tahtalarını
söküp tavana, tavan tahtalarını da söküp
döşemeye çakıyor. Bunu gören komşular
merâkla olayın nedenini sormuşlar.
- “Yakında evleneceğim, demiş Nasrettin
Hoca, İnsan evlenince evin altı üstüne
gelir derler ya, bende bari şu tamirle
iki masrafı bir edeyim dedim!”
Aklı
Nasrettin Hoca'ya bir gün:
- “Karın aklını kaybetti..” demişler.
Nasrettin Hoca düşünmeye başlamış.
- “Ne düşünüyorsun Nasrettin Hoca?” diye
sormuşlar.
- “Bizim karının aklı zaten yoktu ki,
kaybetsin. Acaba başka bir şey mi
kaybetti diye düşünüyorum”
Nasıl
Nasrettin Hoca bir gün karısının bilgisi
denemek amacıyla sorar.
- “Karıcığım, ölü bir adamın, ölmüş
olduğunu nasıl anlarsın?” Karısı şu
cevabı vermiş:
- “Kendisine sorarım.“
Kaybettin
Nasrettin Hoca, bir gün eşeğiyle odun
getirir. Karısına:
- “Hatun, eşek çok yoruldu, onu bir
yemleyiver,” diye seslenir. Karısı da:
- “Efendi, benim işim var, sen
yemleyiver,” der. Nasrettin Hoca
sıcaktan iyice bunalmış vaziyette
kendini minderin üzerine atar.
- "Olmaz! Hiç halim yok, veremem, sen
ver der." Eşeğin yemini sen vereceksin
ben vereceğim derken iş kızışır. Kim
önce konuşursa eşeğe o yem vermek üzere
bahse tutuşurlar. Az sonra kadın, el
işini alarak komşuya gider. Aradan biraz
zaman geçer. Eve bir hırsız girer.
Nasrettin Hoca’yı görünce kaçacak olur.
Ama Nasrettin Hoca'dan hiç ses ve tepki
gelmediğini anlayınca kaçmaktan
vazgeçer. Ortalıkta ne var ne yoksa koca
bir çuvala doldurur. Nasrettin Hoca’nın
gözleri önünde çuvalı yüklenerek evden
çıkar. Karısı epey zaman sonra eve girip
evin halini görür. Eşyaların yerinde
yeller esmektedir. Telaşla:
- “Bu ne hal Efendi! diye çığlık atar.”
Nasrettin Hoca yattığı yerden
doğrularak:
- “Haydi bakalım Hatun, bahsi kaybettin.
Eşeğin yemini sen vereceksin.”
Sen düştün
Nasrettin Hocanın bir gün karısı ölmüş.
Bir ay sonra dul bir kadınla evlenmiş.
Evlendiği kadın Nasrettin Hocaya sürekli
eski kocasını anlatıyormuş. Yine bir gün
yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim
eski kocam şöyle yapardı, böyle
yapardı... Nasrettin Hoca sinirlenmiş ve
kadına bir tekme atmış ve kadın yere
düşmüş. Kadın sormuş aman Nasrettin Hoca
niye attın beni. Nasrettin Hocanın da
cevabı hazır:
- “Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben
bide eski kocan üçümüz sığamadık sende
düştün”
Evlilik
Nasrettin Hocaya evlilik ne demektir
diye sormuşlar Nasrettin Hocada:
- "Gündüzleri çifte hırlama, geceleri
çifte horlama"
Gezgin
Arkadaşları Nasrettin Hoca'ya,
takılırlar:
-"Nasrettin Hoca, sizin hanım akşama
kadar kapı kapı dolaşıyor."
-"Olur mu canım dediğiniz kadar
dolaşsaydı bize de bir ara uğrardı!"
Kimi Kimden
Sorarsınız?
Nasrettin Hoca’nın karısı ölür.
Cenazesinin evden çıkarılacağı sırada
imam, usule uyarak cemaate hitaben
sorar:
- "Merhumeyi nasıl bilirsiniz?" Herkes
beraberce:
- "İyi biliriz!" der denmez koşa koşa
imamın yanına gelen Nasrettin Hoca:
- “Aman, aman! Sen onu benden sor; kimi
kimden soruyorsun!”
Kim Tuhaf?
Nasrettin Hoca, bir gün yolda giderken,
birisi ona gülünç bir soru sormuş:
- “Nasrettin Hoca, senden önce ve senden
sonra evlenenleri tuhaf bulmuyor musun?”
- “Her ikisini de tuhaf buluyorum”,
demiş Nasrettin Hoca.
- “Neden böyle”, diye bir daha sormuş
arkadaşı.
- “Neden mi? Benden önce evlenenlere,
bana hiç öğüt vermedikleri için
kızıyorum. Benden sora evlenenler de,
onlara hiç öğüt vermediğim için, bana
kızıyorlar.”
Dişi mi Yoksa
Erkek Miydi?
Biri Nasrettin Hoca’ya sormuş:
- “Gagasında zeytin dalı ile Nuh
Peygamber’e geri gelen güvercin dişi
miydi yoksa erkek miydi?”
- “Tabii ki, erkekti, şayet dişi
olsaydı, o kadar süre ağzını kapalı
tutamaz ve zeytin dalını getiremezdi.”
Fark Var
Bir gün Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- “Nasrettin Hoca, bir adam karısını
öperse orucu bozulur mu?”
Nasrettin Hoca şu cevabı vermiş:
- "Yeni evlenmişlerse bozulur, amma
ikinci senede bilmem. Üçüncü senede ha
bir tahtayı öpmüş, ha karısını.
Hangisi
Nasrettin Hoca’nın bir zamanlar iki
karısı vardı. Bunlardan biri yaşlı
diğeri genç ve güzeldi. Bunlar bir gün
Nasrettin Hoca’ya beklenmeyen bir soru
sorarlar:
- “Akşehir gölünde kayığımız devrilse
hangimizi kurtarırsın?” Nasrettin Hoca
cevap vermeden kurtulamayacağını
anlayınca, yaşlı karısına döner ve şöyle
der:
- “Hanım sen biraz yüzme biliyordun
galiba?”
Kapalı Kapının
Ardından
Nasrettin Hoca’nın karısı geceleri komşu
komşu gezermiş. Buna pek canı sıkılan
Nasrettin Hoca, bir gece, karısı yine
evde yokken kapıyı arkasından
sürgülediği gibi yatağına yatmış.
Kadıncağız, geç vakit eve döndüğü zaman
çalmış çalmış açtıramamış kapıyı.
Nasrettin Hoca’nın kızdığını anlayarak,
yalvarıp yakarmaya başlamış:
- "Vallâhi, billâhi, bir daha seni
yalnız bırakıp bir yere gitmeyeceğim
canım kocacığım! Aç kapıyı; bu saatte
ben nereye gideyim?.. Kadın, bakmış
olacak gibi değil, bağıra, bağıra: -
"Bari, kendimi şu kuyuya atayım da
kurtulayım!. Ve eline geçirdiği büyük
bir taşı, kapı önündeki kuyuya atarak
bir kenara çekilmiş. Nasrettin Hoca, bir
süre yine aldırmamış, sonra hiddeti
geçerek: “Şu hatunu kuyudan kurtarayım!”
deyip kapıyı açmış. Fakat tam o sırada
kadın, evden içeri girivermiş; kapıyı
kapadığı gibi Nasrettin Hoca’yı sokakta
bırakıp bağırmaya başlamış:
- "Yeter artık senden çektiğim, bana
rahat yüzü göstermedin; her gece arkadaş
dedin, sohbet dedin gezip tozdun.
Alacağın olsun senin!..." Nasrettin
Hoca, karısının feryadı üzerine
sokaklara dökülen komşulara dönmüş:
- "Komşular görenler ve bilenler Allah
için söylesin!
Yaşı Hakkında
Mı?
Bir komşu Nasrettin Hoca’ya koşa koşa
gelmiş:
- "Aman Nasrettin Hoca! Bizim evde
karılarımız kavga ediyorlar, çabuk gel,"
demiş. Nasrettin Hoca hiç aldırış
etmeden şöyle sormuş:
- “Yaş hakkında mı, yoksa görünüş
hakkında mı?”
- “Hayır, başka bir şey hakkında, diye
cevaplandırmış komşu!”
- “Öyle ise evine git ve merak etme
şimdiye kadar çoktan barışmışlardır.”
Bana
göstermede
Düğünden sonra Nasrettin Hoca ilk defa
gelini görecektir. Yüzündeki yaşmağı
kaldırınca birde ne görsün sanki
dünyanın en çirkin kadını karşısında
duruyor! Nasrettin Hoca olduğu yerde
donakalmış. Bu sırada yeni gelin mahcup
bir şekilde mahrem olmayan akrabalarını
öğrenmek için sorar:
- "Emrindeyim Nasrettin Hoca. Kimlere
yüzümü gösterebilirim?" diye sorunca
Nasrettin Hoca:
- "Bana göstermede kime istersen
gösterebilirsin."
Sorumluluk
Nasrettin Hoca'nın yanına telaşla gelen
bir komşusu:
- "Yetiş Nasrettin Hoca evin yanıyor!"
Nasrettin Hoca gayet sakin:
- "Biz evlenirken hanımla yaptığımız
anlaşmaya göre ben çalışıp kendimizi
geçindirdiğim sürece evle ilgili her
türlü sorumluluk ona aittir. Şimdi sakin
ol ve karımı bulup bunları ona anlat.
Mavi Boncuk
Nasrettin Hocanın iki tane hanımı
varmış. Bunlara değişik zamanlarda birer
mavi boncuk vererek kesinlikle diğer
eşine veya başka bir kimseye
göstermemesini tembih etmiş. Bir gün
hanımlar Nasrettin Hoca'nın yanına
gelerek sormuş:
- "Nasrettin Hoca hangimizi daha çok
seviyorsun?" Nasrettin Hoca hemen işi
bağlamış.
- "Sadece mavi boncuk verdiğimi daha çok
seviyorum.
Onunla Yaşamak
İstemiyorum
Nasrettin Hoca boşanmak istiyormuş,
bundan dolayı mahkemeye gitmiş. Kadı
birkaç bilgi edinmek istemiş ve
Nasrettin Hoca’ya karısının adını
sormuş:
- “Bilmiyorum” demiş Nasrettin Hoca:
- “Kaç yıldır evlisiniz?”
- “Kırk yıldır.”
- “Kırk yıldır evlisiniz de nasıl olur
da hanımınızın ismini bilmezsiniz?”
- “Ne yapayım; onunla geçinmek
istemedikten sonra ismini öğrenmeme ne
gerek var”
Ölü
Nasrettin Hoca Yolculuğu sırasında tenha
bir yer olan mezarlıkta elbiselerini
yıkar kuruması için astığı bir sırada
kuvvetli bir rüzgar esip giysilerini
alıp götürmüş. Nasrettin Hoca da
giysilerinin ardınca koşarken birkaç
yolcuya rastlamış. Yolcular, böyle
çıplak halde mezarlıkta ne aradığını
sormuşlar. Nasrettin Hoca da:
- “Görmez misiniz, çıplak bir ölüyüm, su
dökmeye çıktım, şimdi yine kabrime
gidiyorum” demiş.
Fincancının
Katırları
Nasrettin Hoca bir gece mezarlıktan
geçerken aniden ayağı kayar ve eski bir
mezarın içine düşer. O anda aklına
geceyi orada bir ölü gibi geçirerek
yazıcı melekleri görme fikri gelir.
Hemen yatar ve beklemeye başlar. Bir
süre sonra mezarlığa yaklaşmakta olan
fincancı kervanından yükselen katırların
çan sesleri, katırcıların konuşmaları,
homurtular derken iyice yaklaşan
seslerden korkan Nasrettin Hoca kıyamet
vakti geldi sanarak dışarıda ne olduğunu
görmek için mezardan dışarı çıkınca bir
anda yarı çıplak Nasrettin Hoca'yı gören
katırlar ürker. Hortlak görmüş gibi her
biri bir tarafa kaçışan katırlar bütün
yükleri yerlere yuvarlar, küfelerdeki
porselen tabak çanak fincanları zayi
ederler. Bunun üzerine sinirlenen
fincancılar koşup Nasrettin Hoca'yı
yakalarlar:
- "Be adam gecenin bir vakti ne
yapıyorsun burada?" derler. Nasrettin
Hoca korkudan kekeleyerek
- "Be be ben öbür dünyadan geldim. Bir
bakayım burada işler nasıl gidiyor."
Deyince adamlar Nasrettin Hoca'yı bir
güzel pataklarlar. Bin perişan eve dönen
Nasrettin Hoca'yı telaşlı karısı
karşılar:
- "Ee anlat bakalım ne bu halin? Öbür
dünya nasıl? Ne var?...Nasrettin Hoca
biraz vakurlu biraz üzgün:
- "Hiç bir şey. Ta ki fincancı
katırlarını ürkütene kadar!"
Haddini Bil
Nasrettin Hoca tarlada çalışırken
yorulunca ceviz ağacının gölgesine
oturur ve kendi kendine:
- "Şu işe bak kocaman kabaklar yerdeki
ufacık sapa bağlı, küçücük cevizler koca
ağaçta asılı.." daha Nasrettin Hoca
bunları düşünürken ağaçtan kafasına bir
ceviz düşünce hemen:
- "Ey büyük Allah'ım bu günahkar kulunu
affet, senin işinin hikmetinden sual
olunmaz ya şu ağaçta kabak gibi cevizler
yetişseydi halim nice olurdu."
Dert Çekme
Nasrettin Hoca Nasreddin çift sürerken
boyunduruğun kayışı kopar. Nasrettin
Hoca derhal başından sarığını çıkarıp
kayışı yerine bağlar. Kısa bir zaman
sonra tülbent de dayanamayıp kopar.
Nasrettin Hoca tülbende hitap ederek:
-"Sen de gör, zavallı kayış ne bela
çekermiş" der.
Bu Nasıl Ülke
Nasrettin Hoca, bir kış günü köye gitmek
için yola çıkar. Her taraf buz
tutmuştur. Birden çevresini köpekler
sarar. Taş almak için eğilir. Ama hangi
taşa el atsıysa bir türlü yerinden
kıpırdatamaz. Köpeklere bakarak elini
açar:
-"Ey Allah'ım bu nasıl ülke? Taşları
bağlayıp köpekleri salmışlar."
Bulmak Zevki
Nasrettin Hoca yine bir gün merkebini
kaybetmiş, çarşıda bağıra bağıra:
- "Benim merkebimi kim bulursa,
yularıyla, semeriyle müjde olarak ona
vereceğim, diyerek herkese bildirmiş.
Birisi:
- “Nasrettin Hoca, merkebi semeriyle,
yularıyla bulana tekrar verdikten sonra,
ha kaybetmişsin, ha kaybetmemişsin bir
şey fark eder mi? Bundan sen ne kazanmış
olacaksın!”
Diye sormuş, Nasrettin Hoca gülerek:
- “İyi amma, ya bulmak zevkini o kadar
önemsiz mi zannediyorsun”
Uykusu Kaçmış
Da!
Bir yaz gecesi Nasrettin Hoca’nın uykusu
kaçmış. Uykusuzluktan ve can
sıkıntısından evde duramayınca kendini
sokağa atmış. Yolda, nöbetçi subaşıya
rastlamış. Subaşı:
- “Nasrettin Hoca, böyle gece yarısı
burada ne arıyorsun?...” diye sorunca
Nasrettin Hoca, esneyerek cevap vermiş:
- “Hiç, uykum kaçtı da onu arıyorum.”
Eski Zamandan
Nasrettin Hoca yer altında bir ahır
yapmak hevesine kapılmış. Toprağı kaza
kaza her şeyden habersiz bir halde
komşunun ahırına geçmiş. Bir sürü öküz
görünce koşa koşa karısının yanına
gitmiş.
- “Hanım, hanım!” diye bağırmış.
“Müjdemi isterim! Eski zamandan kalma
bir ahır ve birçok öküz buldum”.
Korkunç Hata
Nasrettin Hocanın uykusu kaçmıştı ve
pencereden dışarıyı seyrediyordu. Bir
anda ilerideki ağaçların arasında
hayalete benzer iki şeyi havada dans
eder gibi gördü. Hemen okunu hazırlayıp
pencereyi açarak fırlattı. İsabet
ettirmişti. Fakat bir anda sevinmesi
yerini şaşkınlığa döndü çünkü hayalet
sandığı görüntü karısının gündüz yıkayıp
kuruması için astığı kendi
entarileriydi. Nasrettin Hoca "ne
korkunç bir hata" diye söylendi. Çok
şükür Allah'ım ya içinde bende olsaydım.
Hesaba Ekle
Komşu köyde birinden alacağı olan
Nasrettin Hoca ne kadar bastırdıysa da
bir türlü parasını alamaz. Tekrar evinin
yolunu tutan Nasrettin Hoca oldukça
yorulmuş bir o kadar da acıkmıştır. Az
sonra bir fırının önüne yaklaşan
Nasrettin Hoca yeni pişmiş ekmeklerin
kokusunu da duyunca açlığı ikiye
katlanmış. Ama işe bak ki kesede tek
kuruş yok ekmek almaya. Derken fırına
girmiş bir bakmış etrafta kimsecikler
yok. Utanarak bir ekmeği aldığı gibi
oradan sıvışmış. İleride çökmüş bir
ağacın altına ve başlamış yalvarmaya: Ey
büyük Allah'ım senin merhametin
sonsuzdur, ne kadar aç olduğumu sen daha
iyi biliyorsun hata ettim bir günaha
girdim, affet beni... Fırıncıya olan
borcumu da alacaklı olduğum adamın
hesabına ekle.
Böyle Olmalı
Nasrettin Hoca kıyı boyunca uzun bir
yolculuk yapmaktadır. Fakat gel gör ki
bu sıcak havada suyu da bitince
susuzluktan dudakları bile kurumuştur.
Ne kadar kendini sıksa da susuzluğa
dayanamaz ve biraz olsun belki
susuzluğumu dindirir diye deniz suyundan
içmeye karar verir. Ama nerede!
Susuzluğunu dindirmesi bir yana
Nasrettin Hoca tuzlu suyu içince içi bir
kat daha yanar. Yola bir miktar devam
edince bir tatlı su birikintisine rast
gelir ve kana kana içer. Sonrada
kavuğunu çıkararak içine su doldurur ve
kendinden emin adımlarla denizin
kıyısına gelir ve kavuğundakini denize
doğru savurarak:
- “Bırak kabarmayı, dalgalanıp köpürmeyi
su dediğin böyle olur.”
Hak etmiş
Nasrettin Hoca su içmek için bir
çeşmenin başına gelir fakat bakar ki
çeşmenin ağzı bir ağaç parçasının ucuna
bez sarılarak kapatılmış. Ayağını
çeşmenin duvara yaslayıp şöyle bir
asılınca tıkacın yerinden çıkmasıyla
birlikte çeşmeden fışkıran su Nasrettin
Hoca'yı baştan aşağı ıslatır.
Homurdanarak yerinden kalkan Nasrettin
Hoca:
- "Belli ki hak etmişsin de ağzını böyle
tıkamışlar.
Kalıp
Nasrettin Hoca özel bir iş için şehre
iner. Fakat ne kadar uğraştıysa da bir
türlü istediği sonucu elde edemez. Bir
arkadaşının tavsiyesiyle 40 gün boyunca
şehrin en büyük camiinde her vakit dua
eder fakat sonunda yine bir şey çıkmaz.
Ertesi gün sabah namazına yakındaki
küçük bir camiye gider ve çaresizlik
içerisinde yana yakıla ihlasla Allah'a
yalvarır. Nasrettin Hoca'nın duası kabul
olur ve öğlene kalmaz hemen işini
istediği gibi halleder. Sonra büyük
camiye giderek bağırmaya başlar:
- “Kalıbından utan, küçücük caminin
yaptığını 40 günde yapamadın.”
Ayın yeri
Nasrettin Hoca bir gece kuyudan su
çekmeye gider fakat bir de ne görsün. Ay
kuyuya düşmüş. Bir koşu eve gider ve
çengeli alır. Sallar kuyuya fakat ne
kadar uğraştıysa da bir türlü çıkaramaz.
Bir ara çengel kuyunun dibinde bir taşa
takılınca Nasrettin Hoca gayretle
asılır, ıkınır, sıkılır... Tam o sırada
çengel sıyrılır ve Nasrettin Hoca sırt
üstü yere serilir. Bir bakar ki ay gök
yüzünde:
- “Eh kolay olmadı ama sonunda yerine
koyduk.”
Birlikte Gelin
Nasrettin Hoca kilerden bir şeyler almak
için içeri girer fakat içerisi karanlık
olduğundan bir anda içi patates dolu bir
eleğin kafasına düşmesiyle kendini yerde
bulur. Biraz sonra kedini toparlar ve
ayağa kalkar. Bir kaç adım atmıştı ki
ayağı eleğe geçince tekrar yere düşer.
Başından sonra sırtını da inciten
Nasrettin Hoca birazda sinirle eleğe bir
tekme savurur. Elek duvardan seker ve
Nasrettin Hoca'nın alnını çizer.
Nasrettin Hoca sonunda dayanamaz ve
duvarda asılı yatağan kılıcına
sarılarak:
- “Hadi bakalım elekler! Şimdi hanginiz
gelse umurumda değil.”
Damdan Düşen
Gelsin
Nasrettin Hoca evinin çatısını
aktarırken dengesini kaybedip yere
düşer. Tüm ahali etrafına yığılıp ne
yapabileceklerini tartışırken, Nasrettin
Hoca:
- “Bana damdan düşen birini getirin.”
demiş.
Kibir
- "Nasrettin Hoca senin evliyalar
katında ulu bir kişi olduğun söylenir
aslı var mıdır?" Nasrettin Hoca'nın
böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir
kere soruldu ya etrafındakilere güzel
bir ders vermek istemiş...
- "Her halde öyle olmalı." demiş.
Çevresindekiler ağacı yanına getirmesi
yönünde:
- "O zaman göster bakalım kerametini
derler." Nasrettin Hoca;
- "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!.." der
ama tabii ne gelen ağaç var ne giden.
Nasrettin Hoca biraz durduktan sonra
kendisi ağacın yanına gider. Halk,
- "Ne oldu Nasrettin Hoca ağacı
getiremedin, kendin oraya gittin!" der
ve gülerler, Nasrettin Hoca;
-"Bizde kibir yoktur, ağaç yürümezse kul
yürür" der.
Hepsini
İlme değer vermeyen zengin bir adam
Nasrettin Hoca’yla aşağılamak için:
- “Nasrettin Hoca sen bu kitapların
hepsini sürekli okuyor musun gerçekten?”
diye alaylı bir ifadeyle sorar.
Nasrettin Hoca:
- “Senin kaç evin ve koyunun var?” diye
sorunca, adam:
- “O kadar çok ki sayısını ben bile
bilmiyorum.” deyince Nasrettin Hoca
cevabı yapıştırır:
- “Sen o evlerin hepsinde yaşayıp
koyunların hepsini de yiyor musun?”
Adam Olmak
Nasrettin Hocaya bir gün:
- "Adam olmanın yolu nedir?" Diye
sormuşlar. Nasrettin Hoca şu cevabı
vermiş:
- "Bilenler söylerken, bilmeyenler can
kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler
söylerken, susturmanın çaresine bakmalı.
Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı
işitmeli!
Gerçek
Nasrettin Hoca
Nasrettin Hoca kırda dolaşırken bir deli
çobana rastlar. Çoban:
- “Sen Nasrettin Hoca mısın?” diye
sorar. Nasrettin Hoca:
- “Evet,” der.
- “Sana bir şey sorsam bilir misin?”
- “Bilirim sor!...” der.
- “Bilmezsen sormayayım. Zira kime
sorduysam cevap veremedi.”
- “Sor dedik ya...” der.
- “Her ay yeni ay çıkıyor, sonra incelip
kayboluyor. Sonra yine yenisi çıkıyor. O
eskilerini ne yapıyorlar?” Nasrettin
Hoca şöyle bir deliye bakar:
- “Bu kadarcık şeyi bilemedin mi?... Bir
kısmını kırpıp kırpıp yıldız yaparlar,
gökyüzü onlarla dolu. Bir kısmını da
uzatırlar şimşek yaparlar, yağmurlu ve
fırtınalı günlerde kılıç gibi uzar, sen
bunları hiç görmedin mi?” der. Çoban
biraz düşünür ve daha sonra:
- “Aferin be sen gerçekten tam bir
Nasrettin Hocaymışsın. Ben de öyle
düşünüyordum.”
Adamına Göre
Nasrettin Hoca arkadaşıyla birlikte
yolda yürürken yanına yanaşan iyi
giyimli bir dilenci Nasrettin Hoca'dan
sadaka ister. Nasrettin Hoca:
- "Alacağın parayla ne yapacaksın?" diye
sorunca dilenci:
- "Kendime yeni bir elbise ve ayakkabı
alacağım, sonra arkadaşlarıma yemek
ısmarlayıp akşama da kahvehaneye
gideceğim." der. Nasrettin Hoca cebinden
bir altın çıkarıp verir, biraz
yürüdükten sonra üstü başı eski bir
dilenci daha yanaşır ve para ister.
İsteme sebebi olarak da yemek için
peynir ve ekmek alacağını söyler. Bu
defa Nasrettin Hoca yeni bir elbise,
ayakkabı, arkadaşlarıyla beraber yemek
yeme ve sonrada kahvehaneye gidip
gitmeyeceğini sordu. Dilenci:
- "Ben dindar birisiyim, vaktimin çoğunu
ibadetle geçiririm, sorduğun şeyler için
istemiyorum" der. Nasrettin Hoca elini
kesesine atıp bir kuruş verir. Durumu
merak eden arkadaşına da:
- "İlk dilencinin masraflı
alışkanlıkları var rahat bir hayat
istiyor, diğeri ise nefsinin isteklerini
kırarak yaşayan sade bir insan."
şeklinde izah eder.
Ayın Değeri
Nasrettin Hoca bir gün pazarda
dolaşırken adamın biri yanına yaklaşıp:
- “Nasrettin Hocaefendi bu gün ay kaça
geldi?” demiş.
Nasrettin Hoca da adama:
- “Valla bilmiyorum. Bugünlerde hiç ay
alıp satmadım.”
Davetiye
Nasrettin Hoca'nın komşusu evlenirken
Nasrettin Hoca'dan davetiye dağıtmasını
istemiş. Nasrettin Hoca şehirde kendini
beğenmiş olarak ün kazanan bir zenginin
davetiyesini vermeye gitmiş.Nasrettin
Hoca'yı gören zengin sinirinden :
- "Davetiyeleri dağıtmaya iyi bir insan
bulamamışlar mı?" demiş. Nasrettin Hoca
:
- "İyi insanlar da vardı, ama onlar iyi
insanların davetiyelerini vermeye
gitti," diye cevap vermiş
Benden Yana
mısın? Ayıdan Yana mı?
Nasrettin Hoca bir gün yolda yürürken
yanına bir adam yaklaşıyor ve şöyle
diyor;
- "Nasrettin Hoca, şimdi bir ayı gelse
ne yaparsın?" Nasrettin Hoca hemen
yerden iki taş alır ve bunlarla kendimi
savunurum, diyor. Adam tekrar soruyor;
- "Diyelim ki taş yok o zaman ne
yapacaksın? Nasrettin Hoca bu sefer;
- "Kaçarım," diyor. Adam da;
- "Ayı senden hızlı koşar ve seni
yakalar, o zaman ne yapacaksın?
Nasrettin Hoca;
- "Ağaca çıkarım, diyor. Adam tekrar;
- "Ayı da ağaca çıkar, o zaman ne
yapacaksın?" Nasrettin Hoca artık
dayanamaz ve şöyle der;
- "Bre hain, bre hain sen benden yana
mısın yoksa ayıdan yana mısın?"
Ben Uyuyorum
Bir gün Nasrettin Hoca şehire gelip, bir
arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece
yarısı arkadaşı sormuş:
- “Nasrettin Hoca, uyudunuz mu?”
- “Buyurun bir şey mi var?”
- “Biraz borç para isteyeyim demiştim.”
Nasrettin Hoca hemen horlamaya başlayıp:
- “Ben uyuyorum!”
Çaresi
Nasrettin Hoca pazara giderken
mahalleden şakacı biri yanına gelip:
- “Efendim akşam uyurken fare ağzıma
kaçtı. Bunun çaresi nedir?” Nasrettin
Hoca:
- “Çaresi kolay acıkmış bir kediyi
yutun!” demiş.
Kardeşlik
Bir gün Nasrettin Hoca eşeği ile
giderken bir komşusuna rastlamış. Adam
Nasrettin Hocayla alay edip :
- “Nasrettin Hoca, iki kardeş nereye
gidiyorsunuz?” diye sormuş. Nasrettin
Hoca:
- “Evet efendim, kardeşiniz ‘canım
sıkıldı bir ahbabın evine götürün’ dedi
de onu sizin eve götürüyorum. Size
rastladık yolumuz kısaldı”
Halep Oradaysa
Arşın Burada
Palavracının biri başına topladığı üç
beş cahile karşı övünüp duruyormuş:
- "İşte ben güçlü ve maharetli bir
adamım. Evet ben Halep'te bulunduğum
sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir
kimseyim!.." Nasrettin Hocada bu sırada
oradan geçiyormuş. Palavracının yanına
yaklaşıp :
- "Yaa demek sen altmış arşın atlarsın.
Haydi atla da görelim." Adam hık mık
etmiş.
- "Ama ben Halep'te atladım." demiş
Nasrettin Hoca kızmış :
- "Canım Halep oradaysa arşın burada."
Taşradan
Haberler
Adamın biri gezdiği yerlerdeki olayları
anlatmaktadır; su baskınları, yangınlar,
kudurmuş köpekler, cinayetler....
Nasrettin Hoca bir süre dinledikten
sonra sözünü keser:
- "Taş üstünde taş kalmazdı dolaşsaydın
hala taşrada".
Cimri
Bencil bir adam çaya düşmüş. Başlamış
çırpınmaya.Hemen koşup köylüler. "Elini
ver, elini ver" diye bağırmışlar. Ama
adam elini uzatmamış. Tam göz göre göre
boğuluyormuş ki !Nasrettin Hoca
seslenmiş:
- “Yahu! o vermeyi bilmez. ‘Elimi al’
diye bağırsanıza”
Tavuklar
Arasında Bir Horoz
Nasrettin Hoca’nın ahbapları toplanıp,
Nasrettin Hoca’ya bir oyun oynamaya
karar vermişler. Her şeyi önceden
hazırladıkları gibi yapmak için de
anlaşmışlar. Bu sırada Nasrettin Hoca
olacaklardan habersiz bir şekilde
dostlarını görünce sevinmiş; “Çok şükür,
sohbet edecek birkaç dost var” deyip
tesbihini sallaya sallaya yanlarına
gitmiş. Dostları:
- “Nasrettin Hoca Efendi, Nasrettin Hoca
Efendi, temizlik imandan gelir. Biz
hamama gidiyoruz, sen de gelir misin?”
dediklerinde Nasrettin Hoca, “Tabii
gelirim, hemen gidelim” deyip onlara
katılmış. Hamamın önüne gelmişler:
- “İşte, bu civarın en güzel hamamı...
Ne dersiniz Nasrettin Hoca Efendi,
girelim mi?” diye sormuşlar. Nasrettin
Hoca da “Hay hay!” deyip kabul etmiş.
Hamamda güzel güzel yıkandıktan sonra,
havadan sudan konuşurlarken biri:
- “Bir teklifim var. Hepimiz
yumurtlayalım. Kim yumurtlayamazsa hamam
paralarını o ödesin” demiş. Biraz sonra
hepsi, “Gıt gıt gıdaaak... Gıt gıt
gıdaaak...” diye gıdaklamaya
başlamışlar. Sonra da daha önce
sakladıkları yumurtaları birer birer
çıkarıp ortaya koymuşlar. Nasrettin Hoca
bir oyuna geldiğini hemen anlamış.
İçinden “şimdi gösteririm ben size”
diyerek “Kukurikuuuuuu, kukurikuuu!”
diye ötmeye başlamış. Dostları hayretler
içinde:
- “Nasrettin Hoca Efendi, aklını mı
oynattın. Neden durmadan ötüp
duruyorsun?..” diye sormuşlar. Nasrettin
Hoca da:
- “Be yumurtacılar, bu kadar tavuğa bir
de horoz lâzım değil mi?” diye cevap
vermiş.
Eşeğin Sözü
Adamın biri Nasrettin Hoca'dan eşeğini
ister fakat evde olmadığını söylediği
sırada ahırdan anırma sesini duyunca:
- "Aşkolsun Nasrettin Hoca bunca yıllık
komşuyuz. Bak işte sesi geliyor."
Nasrettin Hoca hemen cevabı yapıştırır:
- "Ne yani şimdi kırk yıllık komşuna
değil de kılkuyruk eşeğin sözüne mi
inanıyorsun?!" der.
Subaşının
Eşeği
Eşeği kaybolan Subaşı, ateş püskürmüş:
Halk zoraki aramaya başlamış.
- "Nasrettin Hoca, böyle türkü
söyleyerek ne yapıyorsun" diyen
komşusuna Nasrettin Hoca:
- "Subaşının kaybolan eşeğini arıyorum!"
demiş.
Perde
- "Hadi bir şeyler çal da dinleyelim"
diye Nasrettin Hoca'nın eline sazı
tuttururlar! Bir elini perdeye basıp
diğerini aşağı bir yukarı teller
üzerinde rasgele vurunca,
- "Aman Nasrettin Hoca demişler, ustalar
böyle mi çalar? Perdeler üzerinde
usulüyle gezinmek gerek ..." Nasrettin
Hoca:
- "Onlar perdeyi bulamazlar, aramak için
gezinip dururlar. Ben buldum işte. Niçin
boşu boşuna gezinip durayım,"
Önsezi
Nasrettin Hoca ormana gitmiş. Oturmuş
bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.
Aşağıdan geçen bir yolcu Nasrettin
Hoca'ya seslenmiş:
- "İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi
düşeceksin." Nasrettin Hoca adama
aldırmamış; işine devam etmiş. Az sonra
dal kırılmış. Nasrettin Hoca, cumburlop
düşmüş. Düştüğü yerden perişan
seslenmiş:
- "Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi
de söyle bari."
Herkese
Kıyamet
Nasrettin Hoca'nın bir danası varmış.
Bir grup uyanık bu danayı boğazlatmak
için aralarında anlaşırlar. Nasrettin
Hoca'nın yanına giderek,
- "Haberin var mı, yarın değil öbür gün
kıyamet kopacak...biz bir araya gelip
eğleneceğiz, seni de meclisimize
isteriz" derler. Nasrettin Hoca "baş
üstüne" deyip cemiyete dahil olur.
Adamlar, "Nasrettin Hoca danayı da
götürelim" derler. Nasrettin Hoca da
kabul eder. Seyir yerine vardıkları
zaman Nasrettin Hoca'ya :
- "Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak,
gel bu danayı kesip yiyelim" derler.
Nasrettin Hoca da aldanıp kabul edince,
dana kesilir. Ateş yakılıp kazan
kurulur. Uyanıklar Nasrettin Hocayı
ateşin başında bırakıp oyuna dalar ve
biten odun ihtiyacında oyun bahanesiyle
cevapsız bırakınca Nasrettin Hoca
bunların elbiselerini atar kazanın
altına odun yerine yakar. Uyanıklar,
Nasrettin Hoca'ya çıkışırlar. Nasrettin
Hoca'da,
- "Nasıl olsa öbür gün kıyamet kopacak"
diyerek onları teselli eder. İkna
edemeyince de kendisine yapılanın iç
yüzünü anlar,
- "Maşallah kıyamet yalnız bizim dananın
başına mı kopsun, cümle ile beraberiz"
Yoksulun Malı
Nasrettin Hoca'yı bir şölene davet
etmişler. Sofraya oturulunca, Nasrettin
Hoca ağzındaki sakızı çıkarıp burnunun
ucuna yapıştırmış. Bunu görenler:
- "Sakızı koyacak başka yer bulamadın
mı?
- "Ne olur ne olmaz, yoksulun malı
gözünün önünde gerek.
Ye Kürküm
Nasrettin Hoca bir ziyafete katılır
fakat kalabalıktan bir türlü kendisiyle
ilgilenen olmaz. Gel zaman aynı adam bir
başka ziyafette yine Nasrettin Hocayı
çağırır fakat Nasrettin Hoca bu defa
kolları ve yakaları süslü kürkünü
giymiştir. Daha salona girer girmez
ayakta karşılanıp baş köşeye oturtulunca
Nasrettin Hoca tebessüm eden bir yüzle
kürküne bakar ve:
- "Ye kürküm ye" der
Kazan Doğurdu
Nasrettin Hoca komşusundan ödünç aldığı
kazanı iade ederken içine bir tencere
koyar ve kazan doğurdu diyerek verir.
Halinden memnun komşu ikinci kez kazanı
aldığında aradan uzun zaman geçmesine
rağmen gelmeyince evine gittiği
Nasrettin Hocadan "senin kazan öldü
cevabını alınca":
- "Olur mu Nasrettin Hoca hiç kazan ölür
mü?" der, Nasrettin Hoca'da
- "Doğurduğuna inandın da öldüğüne niye
inanmazsın be adam!
Heybe
Nasrettin Hoca, bir köye konuk olmuş.
Birkaç gün sonra Nasrettin Hoca’nın
heybesi kaybolmuş. Köy ağalarına, “bana
bakın” demiş, “heybemi bulursanız bulun,
yoksa ben yapacağımı bilirim.” Ağaları
bir telaştır almış, köylüleri
sıkıştırmışlar, nihayet heybe bulunmuş.
Ağalardan biri merak edip
- “Nasrettin Hoca heybe bulunmasaydı ne
yapacaktın bize?” Nasrettin Hoca cevap
vermiş:
- "Size yapacağım bir şey yoktu. Evde
eski bir kilim vardı, onu bozup heybe
yapacaktım."
Alışkanlık
Bir gün Nasrettin Hoca’nın komşularından
birisi Nasrettin Hoca’ya neden daima
soruyu zıt bir soruyla cevapladığını
sorar. Nasrettin Hoca da,
- “Af edersiniz bu benim alışkanlığımdır
da!”
Mazeret
Komşunun biri Nasrettin Hoca’dan ip
ister. Nasrettin Hoca içeri girip çıkar,
- “İpe un serilmiş”, der. Komşu hayretle
başını sallar:
- “Öyle mi Nasrettin Hoca! Nasıl olur da
ipe un serilir?” Nasrettin Hoca buna
karşılık şöyle cevap verir:
- “Ben onu ödünç vermek istemedikçe her
şey mümkün!”
Kendim Sandım
Nasrettin Hoca, bir gün, bir münasebetle
birisiyle konuşur, uzun müddet
dertleşir. Adamcağız giderken Nasrettin
Hoca:
- "Bağışla, tanıyamadım, kimdin sen?”
der. Adam:
- "Amma yaptın Nasrettin Hoca,
tanımıyordun da bunca vakittir ne diye
uzun uzun konuştun benimle?” Nasrettin
Hoca der ki:
- “Baktım, kavuğun kavuğuma benziyor,
kaftanın kaftanıma, seni kendim sandım.”
Yalnız Ağzını
Açtı
Geveze bir adam bir defasında bir
toplantıda konuştuğunda, Nasrettin Hoca
sık sık esner. Toplantıya katılanların
hepsi de evlerine dönerler. Geveze adam
Nasrettin Hoca’ya: “Nasrettin Hoca!
Nasrettin Hoca! Siz ağzınızı hiç
açmadınız” der. Nasrettin Hoca da hemen
şöyle cevap verir:
- “Ne yapmalıydım yani? Ağzımı öyle
açtım ki, az kalsın ağzım
parçalanacaktı.”
Bu Keçi mi
Yoksa Fil Miydi?
Nasrettin Hoca’nın pek güzel, haşarı bir
kuzusu varmış. Komşusu, ikide birde:
- “Nasrettin Hoca ne olur, şu kuzuyu kes
de bize bir ziyafet çek” Nasrettin Hoca:
“O kuzu benim eğlencem” der.. Adam,
Nasrettin Hoca’ya muziplik olsun diye
bir gün kuzuyu keser. Nasrettin Hoca’yı
da davet edip bir ziyafet çeker,
sonradan da işi anlatır. Nasrettin Hoca,
bu duruma çok üzülür. Komşusunun bir
tiftik keçisi varmış. O da onu tutup
keser ve afiyetle yer. Komşusu,
keçisinin kaybolduğuna yanar yakılır,
her mecliste, “tüyü şöyle uzundu, boyu
böyle güzeldi” diye devamlı keçisinden
bahsetmeye başlar. Bir yıl geçer, her
sohbette keçi bahsi bir türlü tükenmez.
Nihayet bir gün her şeyden bezmiş olan
Nasrettin Hoca, dayanamaz ve oğluna
şöyle der:
- “Deli gönül diyor ki, çıkar şu keçinin
postunu ortaya da keçi miydi, fil miydi,
görsün herkes!”
Gecelik Kavuğu
Nasrettin Hoca, bir akrabasına gece
yatısına gitmiş. Nihayet yatma vakti
gelince, kendisine ayrılan odaya girip
soyunmuş. Sıra gecelik kavuğu giymeğe
gelmiş. Nasrettin Hoca, kavuğu başına
geçirir geçirmez boğulacak gibi olmuş.
Kavuk, adamakıllı bol ve uzun olduğundan
Nasrettin Hoca’nın boynuna geçivermiş.
Ne yaptıysa kavuğu başına uyduramayan
Nasrettin Hoca, mendilini çıkarıp kavuğu
ortasından sıkıca bağlamış ve başında
durabilecek bir duruma getirmiş.
Sabahleyin ev sahibi kavuğu görünce:
- “Nasrettin Hoca, kavuğu boğmuşsun!..”
demiş. Nasrettin Hoca da:
- “Birader, ben onu boğmasaydım, o beni
boğacaktı!...”
Nasrettin Hoca
ve Çaylak
Nasrettin Hoca bir gün ciğer almış,
evine gidiyordu. Bir çaylak geldi,
elinden ciğeri kapıp gitti. Başka bir
gün Nasrettin Hoca sokakta giderken
elinde ciğer bulunan bir adama rastladı,
hemen davrandı ve adamın elinden ciğeri
kaptı, yüksek bir taşın üstüne çıkıp
oturdu. Adamcağız sordu:
- “Bre Nasrettin Hoca nedir bu
yaptığın?” Nasrettin Hoca şu cevabı
verdi:
- “Kendimi denemek için ben çaylak
oldum!”
Mum Ateşi
Koyu bir sohbet sırasında Nasrettin Hoca
soğuk kıştan hiç rahatsız olmadığını
hatta geceleri evde ısınmak için ateş
bile yakmadığını söyler. Fakat kimse
buna inanmaz. En sonunda iddiaya
tutuşurlar. Şayet Nasrettin Hoca ateş
olmadan köyün meydanında sabaha kadar
beklerse ona yemek ısmarlayacaklar, yok
eğer bekleyemezse Nasrettin Hoca hepsine
evinde bir akşam yemeğe davet edecektir.
Nasrettin Hoca sabaha kadar meydanda
bekler, sabah olunca iddiayı
kazandığından bahisle yemeği isteyince
birisi itiraz eder:
- "Olmaz Nasrettin Hoca efendi ben
gördüm, 300 metre ilerideki evde bir mum
yanmaktaydı. Bu nedenle bahsi
kaybettin." Nasrettin Hoca ne kadar
direndiyse de adamlarla başa çıkamaz ve
mecburen bir akşam yemeğe Nasrettin
Hocanın evine cümbür cemaat doluşurlar.
Nasrettin Hoca ise yemeği hazırlamak
için mutfağa geçer fakat onca zaman
geçmesine rağmen bir türlü yemeğin
gelmediğini gören davetliler sonunda
mutfağa gelince bir de ne görsünler.
Nasrettin Hoca tavandan astığı kocaman
bir kazanın altına koymuş bir mum ve
kaynamasını beklemiyor mu! Hep bir
ağızdan:
- "İlahi Nasrettin Hoca! Hiç koca
kazanla yemek mum ateşiyle kaynar mı?"
derler. Nasrettin Hoca hemen taşı
gediğine koyar:
- "300 metreden bir adamı ısıtan mum
alevi 3 santimden bir kazanı neden
ısıtmasın!?"
Kafasını
Unutmasın
Akşehir’in zenginlerinden birinin
köşküne ziyarete gelen Nasrettin Hoca’yı
kapıda karşılayan hizmetçi efendisinin
evde olmadığı konusunda diretince
Nasrettin Hoca:
- “Efendine söyle bir daha evden
çıkarkenpencerenin kenarında kafasını
unutmasın!”
Siz Dışarı
Çıkın
Nasrettin Hoca'nın kadılık yaptığı
zamanlarda, bir adam tarafından bir
köpek öldürülmüş. Bu suçundan dolayı o
şahsı mahkemeye vermişler. Gün gelince
mahkeme salonu tıka-basa dolmuş tabii.
Salonu dolduranların gürültü yapmaları
dolayısıyla rahatsız olan Nasrettin
Hoca, sinirlenerek şöyle demiş:
- "Bu kalabalık da neyin nesi? Yahu! Siz
dışarı çıkın da ölenin akrabalarından
kimler varsa onlar gelsin içeri."
Sağlıkla Giy
Nasrettin Hoca bir gün bağlarda yanında
arkadaşları ile dolaşırken, Akşehir
kadısına rastlamış. Kadı efendi keyfine
düşkün bir adammış. Akşehir'de halkın
yanında içemeyeceği için, canı içmek
isteyince, şarap şişesini alır, bağlara
gider, kendisini kimsenin görmeyeceği
bir yere varınca şarabı orada içip
sarhoş olmuş, sonra cübbesini, sarığını
bir yere fırlatıp atmış kendiside sızıp
kalmış. Nasrettin Hoca'nın da bir
cübbeye ihtiyacı varmış. Üstündeki epey
eskiymiş. Yerdeki atılmış cübbeyi
görünce hemen alıp sırtına giymiş. Kadı
akşama doğru ayılmış, bir baksa cübbe
yok. Biraz arar bulamaz. Çalındığını
sanır. O halde evine gelir. Ertesi
sabahta adamlarına kimin sırtında
cübbesini görürlerse yakalayıp
getirmelerini emretmiş. Adamlar da hemen
çarşıyı pazarı dolaşırlar, bir baksalar
Nasrettin Hoca'nın sırtında kadı
efendinin cübbesini görürler. Nasrettin
Hocayı aldıkları gibi kadının huzuruna
çıkartırlar.
Kadı cübbeyi tanıyınca sormuş:
- “Bu cübbeyi nerden buldun? “ Nasrettin
Hoca cevap vermiş:
- “Dün bazı arkadaşlarla bağda
dolaşıyorduk. Bir de ne görelim. Saçı
sakalı ağarmış, şöyle sizin gibi kelli
felli bir adam, zil zurna sarhoş olmuş
yatmıyor mu? Yanında da içilmesi haram
olan koca bir şarap şişesi var.
Cübbesini sarığını çıkartıp atmış. Bu
halde oralardan bir hırsız geçecek olsa
cübbeyi çalacak. Buna meydan vermemek
için cübbeyi aldım. Sahibi çıkınca hemen
çıkarıp vereceğim. Şahitlerim de var,
demiş. Kadı şöyle sakalını bir
sıvazlamış. Biraz düşünmüş. Sonra:
- “Sen hele onu sağlıkla giymeğe devam
et Nasrettin Hoca! Bu cübbenin sahibi
çıkmaz“
Tokat
Günlerden bir gün Nasreddin büyük bir
şehre gelmiş. Caddede birçok insan
varmış. Dikkatsizliği yüzünden kalabalık
içerisinde bir adama çarpmış . Nasrettin
Hoca daha özür dilemeye fırsat bulamadan
adam Nasrettin Hoca’ya esaslı bir tokat
atmış. Nasrettin Hoca buna çok kızmış ve
onu Kadı’ya getirmiş. Kadı her ikisini
de dinledikten sonra kanun hükümlerine
bakmış ve hemen şöyle karar vermiş:
“Tokat için Nasrettin Hoca’ya 10 para
ödemek zorundasın.” Bu hafif ceza kararı
ile Nasreddin, davalının Kadı’nın
arkadaşı olduğunu anlamış. Davalı ise
yanında parası olmadığını iddia ederek
para alıp gelmek için eve gitmiş.
Nasrettin Hoca 10 parayı alabilmek için
davalı geri gelene kadar beklemek
zorunda kalmış. Kadı sessizce kanunları
okumaya devam etmiş. Nasrettin Hoca da
bekledikçe beklemiş. Adamın gitmesinden
iki saat geçmiş olmasına rağmen para
gelmemiş. Nasrettin Hoca hemen ayağa
kalkmış. Kadı’ya kuvvetlice bir tokat
indirmiş ve şöyle söylemiş:
- “Öyle ya! Şimdi 10 parayı siz
alırsınız, bu adam parayı bana getirene
kadar bekleyemem. Çünkü acele bir işim
var.”
Haklı Haklıdır
Nasrettin Hoca, kısa bir süre önce
hakimliğe atanmıştı. Ona ilk dava
sunulmuştu ve davacı öyle inandırıcı
deliller göstermişti ki, Nasrettin Hoca:
- “Haklısın”, demiş. Mahkeme kâtibi onu,
davalıyı dinlemeden önce karar vermemesi
için uyarmıştı. Davalının güzel
konuşması onu öyle etkilemişti ki, adam
konuşmasını bitirir bitirmez:
- “Haklısın”, demiş. Mahkeme kâtibi bu
yargılama şekline asla razı olmamış ve:
- “Beyefendi, her ikisi de haklı olamaz
ki” Nasrettin Hoca:
- “Sen de haklısın” demiş.
Kanunun
Alfabesi
Nasrettin Hoca caddenin üzerinde, çok
arzu ettiği değerli bir yüzük bulmuş.
Fakat kanun, bir şey bulan kişinin çarşı
meydanına gitmesini ve bulunan şeyi
yüksek sesle üç defa tanıtmasını
istiyormuş. Nasrettin Hoca, sabah saat
üçte sessizce çarşı meydanına gitmiş ve
bütün kuvveti ile bağırmış:
- “Çok değerli bir yüzük buldum.” Üçüncü
defada çarşı insanla dolmuş. “Ne
söyledin ki Nasrettin Hoca?” diye
sormuşlar.
- “Kanun üç defa bağırmamı istiyor.
Dördüncü defa bağırırsam belki kanunu
çiğnerim. Fakat size daha başka bir şeyi
bildirebilirim. Ben pırlanta bir yüzüğün
kanunî sahibiyim.”
Etraflıca İlgi
Nasrettin Hoca, kendi köyünde hakim
olarak çalışırken, adamın biri gayet
heyecanlı bir şekilde ona doğru koşmuş
ve hakkını istemiş:
- “Saldırıya uğradım ve soyuldum” diye
bağırıyormuş. “Hemen bu köyün önünde.
Buradan biri olmalı. Suçluyu bulmanızı
istiyorum. Benim pelerinimi, kılıcımı ve
hatta çizmemi de çaldı!”
- “Gördüğüm kadarıyla atletini
çalmamış?”
- “Hayır, onu çalmadı.” Nasrettin Hoca:
- “O halde o bizim köyden değil. Burada
her şeyle etraflıca ilgilenilir. Sen
suçluyu aramızda haksız yere arıyorsun.”
Kadı'nın İneği
Nasrettin Hoca’nın Kadı vekilliği
yaptığı günlerden birinde adamın biri,
dili bir karış dışarıda, endişeli
endişeli mahkeme binasına doğru
koşuyormuş. Nasrettin Hoca da, makamına
oturmuş keyifli keyifli kahvesini
içiyormuş. Birden odanın kapısı açılmış.
Adam nefes nefese,
- “Kadı Efendi, Kadı Efendi! Adaletini
göster!” deyip, biraz durmuş, sonra da
anlatmaya başlamış: “Efendi Hazretleri,
ben cahil bir adamım. Kanundan filân
anlamam. Onun için size geldim, sorup
öğreneyim, dedim. Bir inek, bir ineği
öldürürse cezası ne olur acaba?” diye
sormuş. Nasrettin Hoca, güya adamı ikna
edebilmek için önünde duran kara kaplı
kitabı açmış.
– “Eveeet! İşte, şurada bir yerde yazılı
olacak... Tamam, tamam! İşte buldum.
Dinle bak” dedikten sonra: “İki inek
kavga eder de biri diğerini öldürürse,
hayvanda akıl olmadığından
cezalandırılamaz. Şayet, sahibinin
olaydan haberi yoksa ona ceza verilmez,”
demiş. Nasrettin Hoca’nın bu sözleri
üzerine adam rahatlamış. Derin bir nefes
almış. Sonra da kıs kıs gülerek;
- “Nasrettin Hoca efendi, nasıl olsa
kanunu söyledin. İşini aslını şimdi
dinle” dedikten sonra da: “Efendi
Hazretleri, az önce doğruyu söylemekten
korkmuştum. Benim ineğin ne kadar
dövüşçü olduğunu bilirsin. Bu sabah
çayırda otlarken senin sarı ineğin
karnını deşip öldürdü” demez mi? O zaman
Nasrettin Hoca’nın rengi atmış. Bütün
hiddetiyle gürleyerek,
- “Demin ben de sana, seni baştan savmak
için yalandan okumuştum. Şimdi mesele
değişti. Hele şu kara kaplı kitabı bir
daha açık okuyalım!” demiş.
Çömlek
Günün birinde Nasrettin Hoca’nın Kadı’ya
işi düşmüş. Nasrettin Hoca Kadı’nın
yaptığı her iş için bir hediye
istediğini duyunca “ne vermeliyim
acaba?” diye düşünmeye başlamış.
Nasrettin Hoca çömleğini yanına alarak
nehrin kenarına gitmiş. Çömleği çamurla
doldurmuş ve üstüne de bal koymuş. Kadı,
Nasrettin Hoca’nın elinde çömleği görür
görmez, işi gücü bırakır ve çömleği alıp
belgeyi Nasrettin Hoca’nın lehine
onaylar. Nasrettin Hoca gittikten sonra
Kadı bir parmak alınca anlamış ki
çömleğin altı koyu balçıkla dolu. Hemen
Nasrettin Hoca’ya bir adam yollamış.
Gelen adam:
- “Nasrettin Hoca, Kadı efendi seni
çağırıyor. Belgenin bir yerinde bozukluk
varmış, onu düzeltecekmiş.” Nasrettin
Hoca, bu sözü duyunca demiş ki:
- “Bozukluk belgede değil, bal
çömleğinde.”
Kim Isırdı?
Nasrettin Hoca kadı iken iki adam
gelmiş. Biri diğerini göstermiş:
- “Bu adam kulağımı ısırdı,” demiş.
Diğeri kendini şöyle savunmuş:
- “Hayır! O kulağını kendi ısırdı.”
Nasrettin Hoca sormuş:
- “Kim ısırdı?”
- “Kendisi.” Nasrettin Hoca odasına
dönmüş ve kendi kendine kulağın ısırılıp
ısırılamayacağını düşünmüş ve bir de
kendisi denemiş. Denerken yere düşmüş ve
ayağını kırmış. Doktorlar gelmişler ve
ayağını sarmışlar. Ertesi gün Nasrettin
Hoca suçlunun kim olduğuna karar vermiş:
- “Aptal! Kulağı ısıran da sensin, benim
bacağımı kıran da.”
Buharını
Satan, Parasının Sesini Alır
Bir yoksul, nasılsa elde ettiği kuru
arpa ekmeğini, bir aşçı dükkânına gidip
tenceresinden çıkan buhara tutar,
yumuşatır ve yermiş. Ekmeği tamamiyle
yedikten sonra aşçı, yoksulun yakasına
yapışmış; “buharımın parasını ver”
demiş. Adamcağız; “yahu, insaf et, buhar
da para ile satılır mı?” demişse de
dinletememiş. Sonunda mahkemelik
olmuşlar ve kadılık yapan Nasrettin
Hoca’ya gitmişler. Nasrettin Hoca davayı
dinledikten sonra cebinden iki akçe
çıkarıp iki avucunun arasına kor,
davacıyı çağırıp iyice dinledikten sonra
avuçlarını adamın kulağına yaklaştırır
ve sallar. Paralar da avucunda şıngır
şıngır sallanır. Adama, “haydi” der, “al
paranın sesini ve git.” Aşçı, “paranın
sesi alınır mı” deyince Nasrettin Hoca
şöyle cevap verir:
- “Yemeğin buğusunu satan, paranın
sesini alır.“
Ekmek ve
Bilginler
Filozoflar, tefsirciler ve hukuk
bilginleri, Nasrettin Hoca hakkında
karar vermek için saraya çağrıldılar.
Davası çok ciddi idi, zira Nasrettin
Hoca imparatorluğun adı geçen
âlimlerinin, bilgisiz, boşboğaz, şaşkın
olduklarını köy köy dolaşarak ilân
ettiğini etmişti. Devletin güvenliğini
tehlikeye sokmaktan dava edilmişti.
- "İlk olarak sen konuş", dedi Padişah.
Nasrettin Hoca:
- "Kâğıt kalem getirtiniz", dedi. Her
ikisi de getirildi.
- "Onları ilk yedi âlim arasında
paylaştırınız!" Olay şöyle devam etti.
- "Herkes şu soruyu kendi kendine
cevaplandırsın: Ekmek nedir?" Bir müddet
böyle geçti. Cevaplar padişahın eline
verildi ve padişah onları okudu. İlk
cevap şöyleydi:
- "Ekmek bir yiyecek maddesidir."
İkinci:
- "Ekmek un ve sudur". Üçüncü:
- "Ekmek Allah vergisidir". Dördüncü:
- "Ekmek pişirilmiş hamurdur". Beşinci:
- "Ekmek kavramı çok anlamlıdır".
Altıncı:
- "Ekmek besleyici bir maddedir".
Yedinci:
- "Hiç kimse bunu çözemez". Demiş.
Nasrettin Hoca:
- "Şayet ekmeğin ne olduğuna karar
verebilseydiniz başka şeylere de karar
verebilirdiniz. Bu kafalara nasıl
güvenebilir? Kendileri için her gün
aldıkları bir şey üzerinde aynı fikirde
olmadıkları halde, diğer taraftan benim
suçlu olduğuma karar vermeleri çok
haksız değil mi?"
Taşınma
Bir gece Nasrettin Hoca uyurken evine
hırsız girer. Hırsız evde bulduğu işe
yarar ne varsa alır evine götürür. Bunu
gören Nasrettin Hoca'da geri kalan
eşyaları aldığı gibi hırsızın evine
götürür. Hırsız hayretle sorar:
- “Evimde bu saatte ne arıyorsun?”
Nasrettin Hoca gayet sakin:
- “Oğlum biz bu eve taşınmadık mı?”
Sahibiyim de
Nasrettin Hoca, bir gece gürültüyle
uyanmış. Bakmış, bir hırsız eşyaları
topluyor. Adamdan korkmuş. Sesini
çıkartmamış. Ama peşine de düşmüş. Az
sonra, durumu fark eden hırsız,
kızgınlıkla sormuş:
- “Beni neden takip ediyorsun bakayım?”
Nasrettin Hoca, sakin, pişkin
yanıtlamış.
- “Taşıdığın evin sahibiyim de”
Gerçek Hırsız
Nasrettin Hoca’nın evine hırsız girmiş.
Nasrettin Hoca, tek başına
hakedemeyeceğini anlayınca kaçmasın diye
sezdirmeden hırsızın papuçlarını
saklamış. Hırsız, aramış, taramış,
çalacak bir şey bulamamış. Çıkarken
bakmış ki ayakkabıları yok. Nasrettin
Hoca, tam bu sırada “tutun, hırsız var”
diye bağırmaya başlamış. Hırsız ne
yapsın yalın-ayak sokağa fırlamış. Ama
Nasrettin Hocanın feryadını duyan millet
hırsız kaçamadan etrafını sarmış. Yavuz
hırsız gelenlere:
- “İnsaf edin yahu, eve giren benim amma
papuçlarımı çalan kendisi, gerçek hırsız
odur.”
Dilenci
Günlerden sıcak mı sıcak bir yaz günü
ıssız sokaklardan birinde bir dilenci,
“Allah rızası için bir sadaka...” deyip
geziyormuş. Nasrettin Hoca da kışın
geleceğini düşünerek böyle sıcak bir yaz
gününde dama çıkmış, kan ter içinde
kırılan kiremitleri yenileriyle
değiştiriyormuş. Bu sırada kapı
çalınmış. Nasrettin Hoca bakmış ki,
tanımadığı biri. Daha ne istediğini
sormaya meydan kalmadan, adam:
“Nasrettin Hoca biraz aşağıya iner
misiniz. Mühim bir şey söyliyeceğim”
diye seslenmiş. Bunun üzerine Nasrettin
Hoca, yüzünden akan terleri silerek
“Mühim olan şey de ne ola” diye merak
edip merdivenden aşağıya inmiş. İnmiş
ama, karşısındaki yabancı elini uzatıp,
“Nasrettin Hoca Efendi, Allah rızası
için bir sadaka...” demiş. Nasrettin
Hoca kendisini kandırıp damdan aşağıya
indiren bu dilenciye çok kızmış. Fakat
kızdığını belli etmemiş. Merdivene doğru
yürüyüp, “Hele bir yukarıya çıkalım da”
diye cevap vermiş. Dilenci, dama
çıkarken Nasrettin Hoca’dan daha fazla
birşeyler kopartmak düşüncesiyle,
“Nasrettin Hoca, Allah seni kazadan
belâdan korusun” gibi laflar söylemeye
devam etmiş. Nasrettin Hoca, dilenci ile
kırk ayak merdiveni tırmandıktan sonra
da adama dönüp:
- “Şimdi ödeştik babalık, haydi bakalım
Allah versin!” demiş.
Hırsızın Bunda
Hiç Suçu Yok mu?
Günün birinde hırsızın biri Nasrettin
Hoca'nın evine girmiş ve ne bulduysa
hepsini yanına almış gitmiş. Nasrettin
Hoca'nın arkadaşları evi yalnız
bıraktığı ve kapıyı sıkı kapamadığı için
ona katıla katıla gülmüşler. Nasrettin
Hoca buna daha fazla dayanamamış ve:
- "Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama
hırsıza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu
yok mu?"
Çok Kolay
Nasrettin Hoca bir defasında yatakta
mışıl mışıl uyurken, karısı ona
heyecanla dürter:
- “Nasrettin Hoca, Nasrettin Hoca! Damda
birisi var. O mutlaka bir hırsızdır.”
Nasrettin Hoca:
- “Hırsız gelsin. Değerli bir şey
bulursa elinden alması kolay.”
Ben De Senin
Gibi Düşünüyorum
Nasrettin Hoca günlerden bir gün bahçeye
giderek orada ne bulduysa karpuz, kavun,
havuç, şalgam koparıp çuvala doldurmuş.
Tam iş başındayken bahçıvan ona doğru
gelmiş:
- “Burada ne arıyorsun?” demiş.
Nasrettin Hoca şöyle cevap vermiş:
- “Geceki korkunç fırtına beni buraya
attı.”
- “Öyle mi? Ya bunları kim kopardı?”
- “Nasıl fırtına beni oradan buraya
kadar fırlattıysa kendisine tutunduğum
şeyler de elimde kaldı.” Bahçıvan:
- “Peki bunları çuvalına kim doldurdu?”
Nasrettin Hoca hayret ederek şöyle der:
- “Ben de sizin düşündüğünüz şeyi
düşünüyorum.”
Sonuç
Evlerinin önündeki gürültüye uyanan
Nasrettin Hoca ne olduğunu anlamak için
bir yorgana sarılarak dışarı çıkar. İki
adamı birbirine kapışmış görünce,
ayırmak için giden Nasrettin Hocanın
sırtındaki yorganı bir anda birisi
sıyırıp alır ve adamların ikisi birden
kaçarlar. Duruma şaşıran Nasrettin Hoca
eve girer. Karısı:
- "Nedir adamların dertleri gece yarısı
bağrışıyorlar?" der. Nasrettin Hoca:
- "Bizim yorganmış. Bak yorgan gitti
kavga bitti.
Kör Dövüşü
Nasrettin Hoca, gençliğinde dilenen bazı
insanlar görür. Epey bir zaman adamları
inceler. Dilenciler kör oldukları için
çevredeki insanlar onlara pek çok yardım
verirler. Fakat dilenciler bir türlü
doymak bilmezler. Nasrettin Hoca,
dilencilerin yanlarına yaklaşır.
Cebinden para kesesini çıkartıp
şakırdatır. Daha sonra dilencilere:
- "Alın bu paraları da aranızda
bölüşün," diyerek yanlarından biraz
uzaklaşır ve adamları izlemeye koyulur.
Kör dilenciler, para kesesinin
içlerinden birine verildiğini sanarak
parayı kapmak için birbirlerine
girerler: "kese sende! Ben de yok
sende!" "Çabuk benim payımı verin, yoksa
ben size yapacağımı bilirim!" gibi
sözlerle açgözlü dilenciler,
birbirlerine vurmaya, küfretmeye
başlarlar ama keseyi de bir türlü ele
geçiremezler. Nasrettin Hoca bunları
gözlerken:
- "Hey gidi açgözlü iki dünya körleri
hey!" diye söylenirken biri:
- "Ne oluyor Nasrettin Hoca?" diye soru
sorar. Nasrettin Hoca:
- "Ne olacak, kör dövüşü nedir
bilmiyorsan öğren."
Postacılar
Nasrettin Hoca`nın bir gün paraya çok
ihtiyacı olmuş ve Allah`a mektup yazmış.
Mektupta; "Allah’ım bana yüz altın
gönderir misin?" yazıyormuş. Mektubunu
postaneye vermiş. Postacılar bakmışlar
ki mektup Allah`a gidecek, merak edip
mektubu okumuşlar ve kendi aralarında
altın toplamışlar fakat 99 tane çıkmış.
Bir zarfın içine koyup, Nasreddin
Nasrettin Hoca`nın evine bırakmışlar ve
kapının arkasından dinliyorlarmış.
Nasrettin Hoca mektubu açıp altınları
saymış ve Allah`a şükrünü ifadeden
sonra;
- "Allah’ım bi daha şu postacılarla
gönderme, hiç güven olmuyor."
Karanlık
Nasrettin Hoca, bir gün yüzüğünü
kaybetmiş. Aramış, aramış bulamamış.
Canı sıkılmış, sokağa çıkmış. Orada da
sağa sola bakınmaya başlamış. Yoldan
geçen komşusu durup sormuş.
- "Ne arıyorsun Nasrettin Hoca."
- "Evde yüzüğümü kaybettim de."
- "İlahi Nasrettin Hoca, öyleyse neden
burda arıyorsun?!
- "Eee!! içerisi pek karanlıkta."
Tecrübe
Nasrettin Hoca yüksek bir ağacın üzerine
çıkmış bir adam görür. Ağacın altında
beş on kişi ne yapalım diye
konuşurlarken Nasrettin Hoca yaklaşır,
olup biteni sorar.
-"Görmez misin, herif aşağı inemiyor"
derler. Nasrettin Hoca:
- "Ne kadar ahmak adamlarsınız, şu
kadarcık işi halledemiyorsunuz" diye
çıkışır. Sonra bir ip getirmelerini
ister. İp gelince Nasrettin Hoca ağaca
çıkıp bir ucunu adamın beline sıkıca
bağlar, diğer ucunu da aşağıdakilere
atar. Adamlar 1,2,3 deyip ipe öyle
yüklenirler ki adam tutunduğu dalla
birlikte aşağı yere yapışır ve ölür.
Nasrettin Hoca şaşar bu işe,
- "Geçen gün bir kuyudan böyle ip ile
bir adam çıkardık, ölmemişti, bu niçin
öldü" diye söylenir.
Ümit
Nasrettin Hoca eşeğini kaybetmiş ve
arıyor, bu arada da neşeli bir türkü
tutturmuş. Birisi sorar:
- "Nasrettin Hoca, eşeğini kaybettiğin
halde sen türkü söylüyorsun.
- "Son bir ümidim, eşeğin tepenin
arkasında olabilir. Eğer değilse, bekle
ve gör o zaman sen bendeki feryadı!"
Testi
Nasrettin Hoca bir gün oğlunu çeşmeye
göndermiş ve iki tokat atarak testiyi
eline tutuşturmuş ve sakın ha suyu
getirirken düşürüp testiyi kırma demiş.
Merakla kendisine bakanlara:
-" Ne yani testiyi kırdıktan sonra ne
diye tembihleyecektim.
Patlıcan
Nedir?
Nasrettin Hoca’nın beş altı yaşlarında
bir oğlu vardı, bir gün bir patlıcan
göstererek:
- “Bu nedir?” Diye çocuğa sormuşlar,
çocuk da:
- “Gözü açılmadık sığırcık yavrusu!”
Diye karşılık verince, bu sırada orada
bulunan Nasrettin Hoca göğsünü
kabartarak:
- “Vallahi dostlar, bunu ben kendisine
söylemedim. Çocuk akıllıdır kendi
kafasıyla buldu” demiş.
Kendimi Balık
Sandım
Birkaç ahbabı Nasrettin Hoca’ya gelip
rica ederler:
- "Gel, hep beraber gölde balık
avlayalım!" Derler. Nasrettin Hoca razı
olur. Göl kenarında, ahbapları balık
ağlarını suya atar atmaz o da göle
balıklama dalar. Eşi dostu bağırırlar:
- "Nasrettin Hoca, ne yapıyorsun?"
Nasrettin Hoca, başını sudan çıkararak
cevap verir:
- "Kendimi balık sandım da!"
Göl Yerine
Otlak
Nasrettin Hoca gençliğinde,
Sivrihisar’dan Akşehir’e ilk gelişinde
Akşehir gölünü görünce şaşakalmış.
Yanındaki arkadaşına:
- "Eğer buraya su doldurmamış olsalardı
hayvanlar için ne güzel bir otlak
olurdu, değil mi?... demiş.
Yabancısıyım
Bir gün bizim Nasrettin Hoca şehrinden
pek fazla uzak olmayan bir köyü ziyaret
etmiş. Gezerken bir köylü ona:
- “Bugün günlerden hangi gündür” demiş.
Bizim Nasrettin Hoca:
- “Bilmem ki! Ben buranın yabancısıyım.”
Göz Ağrısı
Bir vatandaş Nasrettin Hoca’ya gelir ve
göz ağrısından dolayı ona başvurur:
- “Ah, Nasrettin Hoca! Ne yapmalıyım?
Bana lütfen bir öğüt ver!” Nasrettin
Hoca da şöyle cevap verir:
- “Benim dişim ağrıyordu, çektirdim
kurtuldum sende çektir kurtulursun!”
Ahmak Dediysek
Değirmene buğday götüren Nasrettin Hoca,
bir fırsatını bulup orada bulunan diğer
çuvallardan birer avuç alıp kendi
çuvalına doldururken, değirmenci görür
ve Nasrettin Hoca’ya ne yaptığını sorar.
Şaşıran Nasrettin Hoca hemen
- “Ben ahmağın biriyim, ne yaptığımı
bilmem ki” der. Değirmenci:
- “Ahmaksan neden kendi çuvalından alıp
başkasının çuvalına doldurmuyorsun”
deyince, Nasrettin Hoca şu cevabı verir
- “Ahmak dediysek, o kadar da değil.”
Bildim Bildim
Bir gün bir adam avucunda tuttuğu
yumurtayı işaret ederek:
- “Nasrettin Hoca! Şu avucumdakini
bilirsen sana bundan bir kayganalık
veririm”, demiş. Bunu üzerine Nasrettin
Hoca:
- “Biraz şeklini tarif edersen, bilirim”
demiş. Adam “dışı beyaz, içi sarıdır”
diye açıklayınca Nasrettin Hoca hemen şu
cevabı verir:
- “Bildim, bildim. Şalgamı soymuşlar,
ortasını oymuşlar, içine havuç
koymuşlar.”
Ya Kokusu
Birisi Nasrettin Hoca’nın yanında
otururken kazara seslice yellenmiş.
Sonra kabahatini belli etmemek için
ayağı ile tahtayı gıcırdatmış. Nasrettin
Hoca demiş ki:
- “Haydi sesini onun sesine benzettin
diyelim. Ya kokusunu ne yapacaksın?”
Tok Olmak İçin
Bir köy imamı Nasrettin Hoca’yı misafir
olarak kabul eder. Ev sahibi de ona
şöyle söyler:
- “Beyim! Beyim! Siz yorgun musunuz,
yoksa susuz musunuz? Karnı aç olan
Nasrettin Hoca şöyle cevap verir:
- “Buraya gelmeden önce bir su
kaynağının önünde uyumuştum da.”
Bulgur
Rüzgarlı bir günde eşeğiyle giden
Nasrettin Hoca aynı zamanda bulgur
pilavı da yemeye çalışmaktadır ama
kaşığı ağzına götürene kadar rüzgardan
hepsi savruluyormuş. Nasrettin Hoca’yı
görenler ne yiyorsun diye sormuşlar.
Nasrettin Hoca’da gülerek:
- “Eğer böyle giderse hiçbir şey.”
Benim ne
yediğimi niçin sormazsınız
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz
veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa’nın
göğün dördüncü katında olduğunu
söylemiş... Vaazdan sonra, bir kadın
Nasrettin Hoca'ya yanaşmış;
- “Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?”
demiş. Nasrettin Hoca’nın tepesi atmış :
- “Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman
oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın
da, Allah’ın peygamberini sorarsın!
Akıllı Adam
Bir keşiş dünyanın en akıllı adamını
bulmak için diyar diyar geziyormuş sıra
Nasrettin Hoca'nın köyüne gelmiş ve
köylülere sormuş.
- “Sizin köyün en akıllı adamı kim?“
demiş. Köylülerde:
- “Nasrettin Hoca” demiş. Bunun üzerine
keşiş köy meydanında Nasrettin Hoca ile
yarışmaya başlamış ve eline bir çomak
almış yere bir daire çizmiş, Nasrettin
Hoca da çomakla daireyi ortadan ikiye
bölmüş, keşiş bir doğru daha çizerek
daireyi dörde bölmüş, Nasrettin Hocada
dörde bölünmüş dairenin üç dilimine
çarpı işareti koymuş, keşiş elleriyle
aşağıdan yukarıya doğru hareket yapmış,
Nasrettin Hocada yukarıdan aşağıya
yapmış ve kesiş büyük bir hayranlıkla
Nasrettin Hoca'yı tebrik etmiş. Olup
bitenden bir şey anlamayan halk keşişe
ne olduğunu sormuş keşiş de :
- “Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı
adamı, yere dünya çizdim o ortadan
ekvator geçer dedi, ben dünyayı dörde
böldüm o da dört de üçü sudur dedi, ben
yerden buharlaşma sonucunda ne olur
dedim o da yağmur yağar dedi.” Bu sefer
Nasrettin Hocaya neler olduğunu sorar
halk Nasrettin Hoca da:
- “Bu adam oburun biri, yere bir tepsi
baklava çizdi ben de yarısı benim dedim,
daha sonra tepsiyi dörde böldü o zaman
dört de üçü benim dedim, o da tepsi
altından ateşi hafif hafif almalı dedi
ben de üstüne fındık fıstık eklersek
daha iyi olur dedim”
Şair Nasrettin
Hoca
Bir gece Nasrettin Hoca, birdenbire
uyanır; mışıl mışıl uyuyan karısını
dürter :
- "Kalk, çabuk şu mumu yak, aklıma bir
şiir geldi, hemen yazıvereyim!" deyince,
karısı kalkıp mumu yakar, diviti ve
kağıdı Nasrettin Hoca'nın önüne koyar.
Nasrettin Hoca, çabuk çabuk bir şeyler
yazdıktan sonra yatmak üzereyken karısı
merakla sorar :
- "Efendi, şu yazdığını oku bakalım
bana!" Nasrettin Hoca nazlanmadan
yazdığı şiiri okur :
- "Yeşil yaprak arasında kara tavuk
kızıl burnu"
Farz
Nasrettin Hoca'nın evine bir gün üç
molla misafirliğe gelir. Üçü de
birbirinden obur şeylermiş. Nasrettin
Hoca ne yemek çıkarmışsa silip
süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek
bitince, bunu da "sünnettir" diye
ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada
odaya Nasrettin Hoca'nın oğlu girmiş.
Mollalar Nasrettin Hoca'yı memnun etmek
için:
- "Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun?”
diye sormuşlar. Nasrettin Hoca:
- “Adı Farzdır,” demiş. Mollalar şaşırıp
birbirlerine bakmışlar:
- “Bu ne biçim isim Nasrettin Hoca
Efendi?" demişler. Şimdiye kadar böyle
bir isim hiç duymamıştık.” Nasrettin
Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- “Yaa, sünnet diyeyim de onu da mı
yiyin? “
Allah Biliyor
Nasrettin Hoca bir cimri tanıdığının
evine gittiğinde tanıdığı ona bayat
ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş.
Nasrettin Hoca bayat ekmeği dişi
kesmeyince sinirinden balı kaşıkla
yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü
yerinden oynamış :
- “Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise,
insanin içini sıyırır” Nasrettin Hoca
hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
- “Kimin içinin sıyrıldığını Allah
biliyor”
Balık Başı
Nasrettin Hoca yolculuk sırasında mola
verip bir hana girer, bu sırada hana bir
başka yolcu daha girer ve ikisi birden
hancıdan yiyecek bir şeyler isterler.
Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir
balık olduğunu söyler ve bunu
paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine
Nasrettin Hoca:
- “Ben balığın sadece başını yiyecem”
der. Hancı bunun nedenini sorar,
Nasrettin Hoca’da:
- “Balık başı zekayı arttırır, balık
başı yiyen insan akıllı olur” der. Bunun
üzerine diğer yolcu hemen atılır ve
Nasrettin Hocaya:
- “Balık başını niye sen yiyeceksin, ben
yemek istiyorum” der. Nasrettin Hoca da
itiraz etmez ve balığın koca gövdesini
Nasrettin Hoca yer ve bir güzel karnını
doyurur, diğer yolcu ise sadece balığın
başını yer ve sonra Nasrettin Hocaya
seslenir:
- “Sen koca gövdeyi yedin karnını
doyurdun ben sadece kafayı yedim aç
kaldım” der Nasrettin Hoca da bunun
üzerine:
- “Bak nasıl da hemen akıllandın”
Ateş Düşünce
Nasrettin Hoca'ya misafir olan arkadaşı
acele edip mantıyı hemen ağzına atınca
boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli
etmemek için başını tavana doğru dikmiş
ve durumu kurtarmak için havadan bir
soru sormuş :
- "Nasrettin Hoca bu tavanı ne zaman
yaptınız. Nasrettin Hoca hemen:
- "Boğazına ateş düştüğü zaman.."
Baklava
Nasrettin Hoca akşamleyin eve doğru
yürürken, baklava seven bir köylüyle
karşılaşır.
- "Nasrettin Hoca, biraz önce bir adam
büyük bir tepsi baklava götürüyordu...
- "Bana ne!
- "Fakat adam tepsiyi sizin eve
götürüyordu.
- "O zaman sana ne!"
Yemek
Bir gün Nasrettin Hoca köyde gidiyormuş.
Birkaç yaramaz çocuk onu taşlamaya
başlamışlar. Nasrettin Hoca onlara
bağırmış:
- "Şayet beni taşlamaya son verirseniz,
size ilginç bir haber vereceğim."
Yaramazlar bunu kabul ederler.
- "Peki, bize ne haberi vereceksin?"
- "Muhtar bedava yemek veriyor. Orada
istediğiniz kadar pasta börek
yiyebilirsiniz." Çocuklar mümkün olduğu
kadar çabuk muhtarın evine koşmuşlar.
Bizim Nasrettin Hoca bu parlak fikrine
bir kez daha sevinmiş ve kendi kendine:
- "Ben de oraya gideyim, belki doğru
olabilir," demiş.
Davetsiz
Misafir
Nasrettin Hoca, günlerden bir gün evine
dönerken büyük bir konağa bir sürü
insanın girip çıktığını görmüş. Konaktan
çıkanlardan birine yaklaşıp içerde neler
olduğunu sorunca, adam: “düğün var”
demiş. Düğün lafını duyan Nasrettin
Hoca’nın gözünde kızarmış tavuklar,
hindiler, tepsi tepsi pilavlar
canlanmaya başlamış. Hemen oradan boş
bir kâğıt bulup bir zarfa koymuş, sonra
da doğru konağa gitmiş. Uşaklardan
birine:
- “Efendini göreceğim, çok saygı değer
birinden mektup getiriyorum.” demiş.
Uşak hemen Nasrettin Hoca’nın önüne
düşmüş, onu efendisinin huzuruna
çıkarmış. Nasrettin Hoca:
- “Şenliğiniz mübarek olsun. Zamansız
geldiğim için bağışlayın” deyip, mektubu
vermiş. Ve hemen ilk davette sofraya
çökmüş, derhal iştah ile atıştırmaya
başlamış. Düğün sahibi Nasrettin
Hoca’nın getirdiği zarfı bir zaman
elinde evirip çevirdikten sonra: -
“Efendi, bir yanlışlık olmasın. Bu
zarfın üzeri yazılı değil” diye sormuş.
Nasrettin Hoca da başını sofradan dahi
kaldırmadan cevap vermiş:
- “Kusura bakmayın efendi hazretleri,
biraz aceleye geldi. Esasında onun içi
de yazılı değildir!”
Soğuk Hoşaf
Nasrettin Hoca bir gün arkadaşını
ziyaret etmek için yola çıkıyor. Hava
öyle sıcak ki, Nasrettin Hoca’nın dili
damağına yapışmış bir halde terliyor.
Nasrettin Hoca köye vardığında, arkadaşı
şöyle söylüyor:
- “Ah Nasrettin Hoca, ne oldu böyle? Sen
ne kadar da yorgun görünüyorsun. Gel,
eve gidelim ve buz gibi bir soğuk hoşaf
içelim. Sen onu içersen, dinlenirsin.”
Arkadaşı Nasrettin Hoca’yı eve getirmiş.
Kaynatılmış erik hoşafını kurulan
sofraya koymuş. Nasrettin Hoca’ya da
küçük bir kaşık vermiş! “Beraberce
hoşafı içelim” diyerek kendisi de büyük
bir kaşık almış. Daha sonra soğuk hoşafı
içmeye başlarlar. Nasrettin Hoca şöyle
söylenir:
- “Ne kadar da lezzetli. Fakat hoşaf bu
küçük kaşıkla içilmiyor.” Ev sahibi de
yanan göğsünü serinletmeye çalışır.
Arkadaşı hoşafı içtikçe, bir eliyle de
midesini tutar. - “Ahh, çok yorulmuşum,
hoşafı içersem, tekrar hayatıma
kavuşurum.” der. Adam içini çektiğinde,
Nasrettin Hoca kendi kendine şöyle
söylenir: “devamlı içini çeken ve ölmek
isteyen ne utanmaz bir adammış bu?”
Bunun üzerine sabrı tükenen Nasrettin
Hoca şöyle söyler:
- “Hey, arkadaş! Devamlı ölmeye ne var?
Büyük kaşığı bana ver ki, ben de kendimi
öldürebileyim.”
Aklımda
Olacağına Midemde Olsun
Bayram gecesi Nasrettin Hoca’nın karısı
tatlı pişirmiş. Karı koca, konuşa gülüşe
yemişler, birazı da artmış, bunu da
sabaha yeriz deyip kalkmışlar. Uykuları
gelince de yatmışlar. Yatmışlar amma
Nasrettin Hoca’yı bir türlü uyku
tutmamış. Nihayet karısını dürtmüş:
- “Hanım kalk, kalk aklıma pek önemli
bir şey geldi, durma, kalk.” Karısı
telaşla kalkıp:
- “Ne var, hayrola” deyince
- “Şu artan tatlıyı getir”. Karısı,
tabağı getirince
- “Çök yanıma” demiş. Oturup tabağı bir
güzel temizlemişler. Sonra
- “Şimdi yatalım, uyuyalım. Hiç olmazsa
tatlı karnımızda olsun.”
Büyük Yangın
Nasrettin Hoca’nın karnı pek açıkmış.
Sofradaki çorbaya kaşığını daldırıp
hemen ağzına almış, yutmuş. Fakat çorba
çok sıcakmış. Ağzı, boğazı müthiş bir
surette yanan Nasrettin Hoca, hemen
sokağa fırlamış, bağırıp kaçmaya
başlamış.
- "Savulun dostlar, karnımda yangın
var."
Üzerine
Nasrettin Hoca, arkadaşlarıyla şirin bir
köye gezmeğe gitmiş. Akşama kadar yiyip
içerek eğlenmişler. Burasını pek beğenen
arkadaşları, her biri bir yemeği üzerine
almak şartıyla birkaç gün daha kalmağa
karar vermişler. Kafileden birisi:
- “Böreği benim üzerime!” demiş.
Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiş. Herkes
üzerine bir yemek alırken Nasrettin
Hoca:
- “Arkadaşlar, bu ziyafetler aylarca
bile sürse buradan ve aranızdan
ayrılırsam Allah’ın lâneti de benim
üzerime!...”
Ekmek ve Kar
Kahvede bir masa sohbetinde yeni
yemekler bulma fikri ortaya atıldı.
Nasrettin Hoca bunu sonuna kadar
dikkatlice dinledi ve gayri ihtiyari:
- “Ben de bir defa kar ile ekmek
yemeğini hazırlamıştım, ama o benim bile
hoşuma gitmedi”, demiş.
Bayram Günü
Nasrettin Hoca bir gün yabancı bir
memlekete gitmiş. Bakmış ki, bu şehrin
bütün halkı yiyip içmekte, eğlenmekte...
Nasrettin Hocayı da davet ederek bir
şeyler ikram etmişler. Nasrettin Hoca
doyduktan sonra şöyle söylemiş:
- “Tuhaf şey! Bu ne ucuz şehir böyle?”
demiş. Bu sözü duyan adamın birisi:
- “Efendi, sen deli misin? Bugün
bayramdır. Herkes evinden pişmiş bir
şeyler getirir, biz de burada yer, içer,
eğleniriz” demiş. Nasrettin Hoca bunun
üzerine:
- “Keşke her gün bayram olsaydı, herkes
mutlu olurdu” demiş.
Nasrettin
Hoca'nın Tehdidi
Nasrettin Hoca uzak bir köye gider fakat
köye varana kadar bütün azığı bitmiştir.
Vardıktan sonra bütün çiftçileri
muhtarın yanına çağırttırır ve
kızgınlıkla şöyle der:
- “Ben köyünüzde kaldığım müddetçe bana
yeterince yemek vereceksiniz. Aksi halde
gittiğim son köyde beni aç
bıraktıklarında onlara yaptığımın
aynısını size de yaparım.” Onu büyük bir
büyücü sandıklarından önce korkarlar.
Bundan dolayı da istediği kadar ona
yemek verirler. Birkaç gün sonra tekrar
yola koyulmak istediğinde köydeki
meraklının biri sorar:
- “Eğer size yiyecek bir şey vermeseydik
ne yapardınız?” Nasrettin Hoca o zaman
gülerek cevap verir. - “O zaman aç
olarak yoluma devam ederdim. Son
gittiğim köyde de aynı şeyi yapmıştım.”
Nasrettin
Hoca'nın Şansı
Günün birinde Nasrettin Hoca ve
komşuları yiyecekler üzerine konuşmaya
dalmışlardı. Nasrettin Hoca bu konuşmayı
sevmiş ve konuştukça da konuşmaya devam
etmişti. Bazen konuşur, bazen de
dinlerdi. Oradakilerden biri Nasrettin
Hoca’ya:
- “Nasrettin Hoca şu anda neye sahip
olmak istersin?” diye sordu. Bunun
üzerine Nasrettin Hoca düşünmeden:
- “Helvam olsun isterim. Uzun zamandan
beri helva yemeye fırsatım olmadı” diye
cevap verdi. Bunun üzerine komşusu:
- “Nasrettin Hoca bu niye böyle?” diye
sordu. Nasrettin Hoca da:
- “Evet, unumuz olduğunda şekerimiz
yoktur. Şu anda biraz şekerimiz var,
fakat yağımız yok. Yağı bulduğumuzda da,
un bulamayız. Bu yüzden helva yemedim”
diye devam etti.
- “Çok doğru Nasrettin Hoca! Hepsinin
tam olarak bulunduğu bir anınız olmadı
mı?” diye arkadaşları sordu. Bunun
üzerine Nasrettin Hoca:
- “Ha, o zaman da ben evde değildim”
diye cevap verir.
Hepsinin Tadı
Aynı
Nasrettin Hoca, eşeğine iki küfe üzüm
yüklemiş, evine götürüyormuş. Şehre
girince çocuklar başına üşüşüp
“Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca”
demişler, “bize birer salkım üzüm ver”.
Nasrettin Hoca, çocukların çokluğunu
görünce her birine üçer beşer üzüm
vermiş. “Nasrettin Hoca” demişler “bu
kadar az verilir mi?” Nasrettin Hoca
demiş ki:
- “Çocuklar, küfelerdeki bütün
üzümlerine tadı da bir tanesinin tadı da
aynı. Az yemekle çok yemek arasında bir
fark yok ki.”
Boş Mideyle
Uyku
Nasrettin Hoca bir gün misafirliğe
gitmiş. Ev sahipleri de yemek yemişler.
Nasrettin Hoca’yı da yemek yedi
sanmışlar ve yemek getirmemişler. O da
sıkılmış, bir şey söyleyememiş.
Konuşulmuş, görüşülmüş, şerbetler
içilmiş, Nasrettin Hoca’yı öbür odaya
götürüp yatağını göstermişler. “Allah
rahatlık versin” deyip gitmişler.
Nasrettin Hoca, aç karnına bir türlü
uyuyamamış. Sağa dönmüş, sola dönmüş,
ama yine de uyuyamamış. Kalkıp ev
sahiplerinin odasına gitmiş, kapıyı
çalmış. “Hayrola Nasrettin Hoca ne var”
demişler. Nasrettin Hoca demiş ki:
- “Efendim, yumuşak bir yatak
yapmışsınız, rahatım kaçtı, uyuyamadım.
Bilirsiniz, biz fukaralıktan yetişmiş
adamlarız. Siz bana bir kül pidesi verin
de yarısını yatak, yarısını yorgan
yapayım, mışıl mışıl uyuyayım.”
Suyunun Suyu
Günün birinde komşu köyden Ahmet adında
biri elinde hediye bir tavukla çıkagelir
ve o akşam Nasrettin Hocanın evinde
misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet'in
arkadaşı olduğunu söyleyen bir başka
kişi yine gelir ve Nasrettin Hoca onu da
evinde bir gece en güzel şekilde
ağırlar. Bir zaman sonra Ahmet'in
arkadaşının arkadaşı olduğunu söyleyen
biri daha gelir, Nasrettin Hoca onu da
sofraya oturtur ve önüne bir kase sıcak
su koyar. Bu işe şaşan adama Nasrettin
Hoca tebessümle:
- "Bu Ahmet'in tavuğunun suyunun suyu"
der.
Tilki
Günün birinde Nasrettin Hoca komşu köyle
gitmiş. Köye geldiğinde büyük bir
heyecan varmış. Köylüler ona bir
tilkinin birçok tavuğu, kazı, ördeği ve
hindiyi yediğini anlatmışlar. Köylüler
tilkiyi yakalamış, intikam almak için de
hayvanı basit bir şekilde değil, aksine
işkence yaparak öldürmek istemişler.
Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- "Nasrettin Hoca, bize öğüt verir
misin?" Nasrettin Hoca cevap vermiş:
- "Evet, tabii arkadaşlar. Siz her şeyi
bana bırakın." Nasrettin Hoca paltosunu
ve kavuğunu çıkarıp her ikisini de
tilkiye giydirmiş. Daha sonra tilkiyi
salıvermiş. Köylüler Nasrettin Hoca’ya
sormuşlar:
- "Neden böyle yaptın?" Nasrettin Hoca
cevap vermiş:
- "Korkmayın, ahali! Tilkiyi gören
herkes onu imam zannedecek. Böylece o
ömrü boyu aç kalacak."
Sağken
Nasrettin Hoca damdan düşmüş baygın
halde yatarken karısı gelir ve öldü
sanarak tabuta koyup mezarlık yoluna
koyulurlar. Yol ayrımına gelince hangi
yoldan gideceklerini tartışırken
Nasrettin Hoca tabuttan konuşur:
- "Ben sağken şu taraftan yürürdüm".
Dünya Kaç
Arşındır?
Meraklılar çok!.. Birisi, Nasrettin
Hoca’nın karşısına dikilmiş:
- "Nasrettin Hoca, çok merak ettim; bunu
bilse bilse bizim Nasrettin Hoca Efendi
bilir, dedim.
- "Neymiş o, bakayım!..
- "Dünya Kaç Arşındır?" Nasrettin Hoca,
o sırada oradan geçmekte olan cenazeyi
işaret etmiş.
- "Bunu git de tabutun içindekine sor.
Dünyanın kaç arşın olduğunu ölçmüş,
biçmiş de gidiyor işte!"
Hasta Ziyareti
Nasrettin Hoca, ağır hastadır; artık
evine gidip gelenlerin haddi hesabı
olmaz. Nasrettin Hoca, bunalmaya başlar,
fakat kimseye de “kalkın, gidin!”
diyemez. Hele bir ziyaretçi kafilesi,
Nasrettin Hoca’nın yanında oturur da
oturur. Nihayet giderken içlerinden
biri:
- "Nasrettin Hoca, bir isteğin var mı?
Allah geçinden versin ama bir vasiyetin
falan!" deyince Nasrettin Hoca, fırsat
bu fırsattır diye düşünür:
- "Evet, bir vasiyette bulunacağım size:
Bir hasta ziyaretine gidince yanında
oturup kalmayın!... der.
Vasiyet
Nasrettin Hoca, bir ara çok hastalanır.
Komşu kadınları kendisini sık sık
yoklamağa gelirler. Nasrettin Hoca’nın
iyileşmeye yüz tuttuğu günlerde
ziyaretine gelen kadınlardan biri lâtife
olsun diye şöyle bir soru sorar:
- “Nasrettin Hoca Efendi, Allah geçinden
versin ya, şayet bir gün ecelin gelir de
seni kaybedersek arkandan ne diye yas
tutalım? “ Nasrettin Hoca, bu sorudan
pek hoşlanır:
- “Kadınların sohbetine doyamazdı, diye
yas tutarsınız!”
Kadının Sözü
Nasrettin Hoca karısına bir gün sorar:
- “Birinin öldüğünü nereden anlarsın?”
- “Eli ayağı soğur, ondan bilirim!...”
Birkaç gün sonra Nasrettin Hoca odun
toplamaya ormana gider. Hava soğuktur.
Bakar ki elleri ayakları buz gibi.
- “Ben mutlaka öldüm!...” diye bir
ağacın altına uzanır. Balta sesinin
kesildiğini duyan kurtlar eşeği yemeye
başlarlar. Nasrettin Hoca yattığı yerden
başını kaldırıp,
- “İyi buldunuz sahipsiz eşeği, yiyin
bakalım”