Gizemli ve Mucuzevi Madde: CAM
Kum, camın ana maddesi. Kum, silis, kalker, kil ve çeşitli minerallerden oluşuyor. Kuma rengini veren madde ise demir oksit. Kumda silis ne kadar fazla ise, kum o kadar saf kabul ediliyor.
 
Cama biçim veren ateştir. Eritilen cama her türlü biçimi vermek mümkün. Biçim vermek için ya üfleniyor ya da kalıplar kullanılıyor. Burada esas olan, camın soğuma süresini çok iyi ayarlamak. Aksi takdirde cam saydamlığını yitiriyor.
 
Binlerce yıldır beraber yaÅŸadığı­mız “cam”, oda sıcaklığında bile gerçek bir sıvı ve sürekli akıyor. Ancak bu akış öylesine yavaÅŸ ki, belki ayda birkaç molekül düzeyin­de. Bir cam eÅŸyanın bütünüyle ak­mış olarak gözlenmesi birkaç mil­yon yıl gerektiriyor. Bilinen en eski insan yapısı cam birkaç bin yıllık olduÄŸuna göre, insanlık henüz bir “cam akışı” deneyini yaÅŸamadı.
 
Cam katı mı, sıvı mı?
 
DoÄŸadaki tüm maddelerin “katı”, “sıvı” ve “gaz” olmak üzere üç halde bulunduÄŸunu biliyoruz. Bu durum, maddelerin içindeki mole­küllerin enerji ve hareketlerine baÄŸlı; çünkü moleküller, gaz durumunda ısının etkisiyle birbirinden uzak ve çarpışır durumda; sıvı durumda bir­biri üstüne yığılmış ve düzensiz; ka­tıda ise düzenli ve birbirine yapışık bir yapıda diziliyorlar. Oysa camda, “sıvı ve katının birlikteliÄŸi” denilebi­lecek bir yapı var. Camın düzensiz moleküler yapısı tam bir sıvı özelliÄŸi gösteriyor. YaÅŸadığımız ortamda cam bir katı gibi davranıyor ve de­neyler de bunu kanıtlıyor. İşte, bu il­ginç durumun tek bir açıklaması var; o da “sıcaklık”…
 
Camın temel hammaddesi olan “silika”nın (SiO2), yüksek ısının et­kisiyle ergimiÅŸ halde olduÄŸunu düşü­nelim. Isı yavaşça düşürüldüğünde, ergimiÅŸ haldeki SiO2, önce “cam dö­nüşüm aralığı” denilen bir düzeye geliyor ve pelteleÅŸiyor. YavaÅŸ soÄŸut­maya devam edildiÄŸinde pelte, bir donma ya da kristallenme noktasında katılaşıyor. Bu yavaÅŸ soÄŸutma nede­niyle SiO2′nin molekülleri düzene giriyor ve cisim gerçek olarak katı halde bulunuyor. Ne var ki, ortaya çıkan madde kristal yapıda ve katı halde bir madde olmasına raÄŸmen asla “cam” sayılmıyor.
 
EÄŸer sıvı haldeki SiO2, cam dö­nüşüm aralığından sonra, hızlı bir biçimde soÄŸutulursa, elde edilen maddenin molekül yapısı düzensiz­leÅŸiyor. Bu durumda gerçek bir sıvı kategorisine giren maddenin adına da “cam” deniyor. Dönüşüm aralık­larını sıcaklık deÄŸeri olarak vermek gerekirse; 1800 C’da ergimiÅŸ SiO2 yavaÅŸ soÄŸutulursa 1650-1700 dere­celer arasında hemen kristalleniyor. Ancak sıcaklık, 1800 C’den ani bir düşüşle 1450 C’ye indirilirse, ergi­miÅŸ SiO2 “kristallenme”den “camsı faz”a geçiyor.
 
 
Cam, yalnızca fiziksel bir karışım…
 
Yüksek ısı­larda oluşmasına rağmen, bu yapı­sıyla camın kimyasal bir bileşim yok. Cam, yalnızca fiziksel bir karışım. Öyle ki, cam­laşmadan sonra soğutma çok yavaş biçimde devam ederse, elde edilen cam tekrar kristallenip SiO2 biçimi­ne geri dönüyor. Çünkü, yüksek ısı­ya rağmen kimyasal bir tepkime oluşmuyor. Ancak, her iki madde de sınırsız oranlarda karışıyorlar. Suyla alkol karışımı gibi. Tabii, farklı bir ısıyla her ikisini de birbirinden ko­layca ayırmak da mümkün.
 
 
Camın tarihi gelişimi
 
Bir rastlantıdan doğdu, bütün dünyaya egemen oldu.
Camın kimler tarafından bulun­duÄŸu konusu bugün bile tartış­malı. Ama bugün bile, bu mucize maddeyi bir tesadüf sonucu Feni­keliler bulduÄŸuna inanılıyor. M.Ö. 3000 yıllarında bir Fenike gemisi, mumyalama iÅŸleminde kullanılan doÄŸal sodyum karbona­tı Mısır’a taşırken Akdeniz’de fırtı­naya tutulmuÅŸ ve bir adaya sığın­mıştı. Gemiciler, ısınmak için ateÅŸ yakmaya çalışırken, doÄŸal sod­yum karbonat ve kum, sıcaklığın da etkisiyle birbirine karışmış ve ortaya saydam bir madde çık­mıştı.
 
Camın mucidi her ne kadar Fe­nikeliler olarak kabul ediliyorsa da, bu maddeden yapılmış en eski arkeolojik kalıntılar Eski Mısır’a ait… Bunlar M.Ö. 2700 yılından kaldığı tahmin edilen cam vazo­lardır. Oysa, Roma İmparatorlu­ğu’na kadar camdan sadece kol­yeler üretilmiÅŸti. Romalılar ise bu maddeden vazo, bardak ve sade cam yaptılar. M.S. I. yüzyılda, bu­gün cam üretiminde kullanılan üfleme tekniÄŸi geliÅŸtirildi. Orta ÇaÄŸ boyunca bu teknik ve boyama yöntemleri özellikle İtalya’nın Mu­rano ve Çekoslavakya’nın Bohem­ya bölgelerinde çok ileri boyutlara vardı. KurÅŸun katkısıyla elde edi­len “kristal” ilk kez 1675 tarihinde İngiltere’de keÅŸfedildi. Aynı dö­nemde Fransa’da BaÅŸbakan Col­bert, seri halinde cam üretimi için emir vermiÅŸti. Bu yüzyılın baÅŸla­rında cam sanayinin hızlı geliÅŸimi, “sanayi camı” ile “camcılık sanatı” arasında derin uçurumlar yarattı.
 
Cam sanayiinde seri üretime ve standartlaÅŸmaya ilk kez Fransa’da geçildi. 1860 yılında, bu ülkede 100 milyon cam bardak satılıyor­du. Üstelik bunların tümü üfleme tekniÄŸiyle elde edilen cam bar­daklardı. Camcılığın geliÅŸmesiy­le birlikte, üretilen eÅŸyaların sergi­lendiÄŸi büyük gösteriler düzenlen­di, ilk “Uluslararası Cam Sergisi” 1900′de Fransa’da açıldı ve Emile Gaile, Henry Cros ve Rene Lalique gibi cam ustaları en mükem­mel yapıtlarını sergilediler.
 
 
Volkanik kökenli doÄŸal bir cam olan “obsidyen”
 
Volkanik kökenli doÄŸal bir cam olan “obsidyen”in, M.Ö. 75.000′lerde Prehistorik el baltası olarak iÅŸlendiÄŸi­ni ve yine M.Ö. 10.000 ile 2000 yıl­ları arasında, Mezopotamya’da cam üretilip üflendiÄŸi biliniyor. Cam sera­mikler konusunda Türkiye’de ulusla­rarası düzeyde çalışmalar yapan Prof.Dr. Lütfı ÖveçoÄŸlu, bu madde­nin, 18. yüzyıla kadar el sanatçılarını ilgilendiren bir malzeme olduÄŸunu söyleyerek, “Sanayi devriminden sonra makineleÅŸmenin artması nede­niyle bu alanda hızlı ve yoÄŸun bir üretim yaÅŸandı. O dönemde yapılan bilimsel buluÅŸların da buna ayrıca katkısı oldu. ÖrneÄŸin, Edison’un yeni bir ışık kaynağı olarak ampulü bul­ması, cam ampul üretimine büyük katkılar saÄŸladı” diyor.


Facebook'ta PaylaÅŸ Leave a CommentYorumRSS FeedSubscribe

Yorumlar
Yorum Yazın »
İsminiz
E Posta Adresiniz
Yorumunuz
Uyarı: Konu ile alakasız, küfür ve hakaret içeren yazılarınız onaylanmayacaktır. Hakaretin boyutuna göre, hak sahibi tarafının mahkemeye başvurma hakkı sağladığınızı unutmayın