Ramazanda kuran okumanın sevabı, Ramazanda Kur’an- ı Kerim okumanın sevabı nedir?

Ramazanda kuran okumanın sevabı, Ramazanda Kur’an- ı Kerim okumanın sevabı nedir?

Netkeyfim.com

Ramazanda Kur’an- ı Kerim okumanın sevabı nedir?
Ramazanda Kur’an- Kerim okumanın yeri nedir? Kur-an’- Kerim sadece ramazan ayında mı okunmalıdır?

DeÄŸerli mü’minler!

Ramazan ayına erişmiş bulunuyoruz. Manevî hayatımızda seçkin yeri olan bu aya bizleri eriştiren yüce Rabbimize hamdediyor, bu ayı nasıl değerlendireceğimizi bize öğreten sevgili Peygamberimize salât ve selâm ediyoruz.

Ramazan ayı faziletlerle dolu bir aydır. Peygamberimiz bu aydan söz ederken, “Evveli rahmet, ortası maÄŸfiret ve sonu cehennem’den kurtuluÅŸtur.”1 buyurmuÅŸtur.

Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum, o da ÅŸudur: Yılın ayları ile gün ve geceleri, zamanın dilimleri olmak itibariyle aynıdır, aralarında bir fark yoktur. Ancak önemli bazı dinî ve millî olayların meydana geldiÄŸi zaman dilimleri diÄŸerlerine göre farklıdır. İşte Ramazan da böyledir. Bu ayda meydana gelen olaylara baktığımızda bu ayın diÄŸer kamerî aylardan üstünlüğü anlaşılmış olur. Kur’an-ı Kerîm Ramazan ayından sözederken:

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doÄŸrunun ve doÄŸruyu eÄŸriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an indirildiÄŸi aydır.”2 buyuruluyor.

Demek ki Ramazan’ı diÄŸer kamerî aylardan üstün kılan özelliklerin başında, insanlık için bir hidâyet rehberi olan Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda inmesi ve inmeye baÅŸlamış olmasıdır.

Kur’an-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın gönderdiÄŸi kitapların sonuncusudur. Çünkü Allah Teâlâ onu, son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa sallalahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla göndermiÅŸtir. Allah Teâlâ, Peygamberimizden baÅŸka Peygamber görevlendirmeyeceÄŸi gibi baÅŸka kitap da göndermeyecek ve insanlık var olduÄŸu sürece Kur’an-ı Kerîm de insanlığa yol göstermeye devam edecektir.

Kur’an-ı Kerîm, Cebrâil aleyhi’s-selâm adındaki melek aracılığı ile Peygamberimize vahyolunmuÅŸtur. Kur’an-ı Kerîm, Peygamberimizin hayatında tamamen yazılıp tespit edilmiÅŸ ve daha sonra da mushaf haline getirilmiÅŸtir.

Kur’an-ı Kerîm, Peygamberimize vahyolunduÄŸu günden beri hiçbir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramadan bize kadar gelmiÅŸtir. Bu özelliÄŸi taşıyan baÅŸka bir kitap yoktur. DiÄŸer semavî kitaplar (İncil, Tevrat ve Zebûr) zamanla deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramış, insanlar tarafından ilâve ve çıkartmalar yapılmak sûretiyle deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. İndiÄŸi gibi bir kelime ilâve edilmeden ve bir kelime eksilmeden günümüze kadar gelen tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Çünkü onun her türlü deÄŸiÅŸiklikten korunacağı Allah Teâlâ tarafından va’d buyurulmuÅŸtur. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de:

“DoÄŸrusu Kur’an-ı Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz.”3 Kur’an-ı Kerîm, sadece Mushaflarda yer almamış, indiÄŸi günden itibaren çok kimse tarafından tamamen ezberlenmiÅŸtir.

DeÄŸerli mü’minler!

Kur’an-ı Kerîm, eÅŸi olmayan bir kitaptır, çünkü o, insan sözü deÄŸil, Allah kelâmıdır. Lafzı da manası da Allah’ındır. Peygamberimiz sadece onu insanlara tebliÄŸ etmeye memurdur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

“De ki, her kim Cebrâil’e düşman ise, bilsin ki o, Kur’an’ı Allah’ın izni ile kendisinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve mü’minlere müjdeci olarak, senin kalbine indirmiÅŸtir.”4 Yani o, ne Cebrâil’in ve ne de senin sözündür. Cebrâil aleyhi’s-selâm da onu kendiliÄŸinden getirmiÅŸ deÄŸildir. Allah’ın sözü olan bu kitabı yine Allah’ın izniyle indirmiÅŸtir.

Kur’an-ı Kerîm’in eÅŸsiz bir kitap olduÄŸu sadece bir iddia deÄŸildir. Kur’an-ı Kerîm bu konuda meydan okuyor .

“Kulumuz Muhammed’e indirdiÄŸimiz Kur’an’da şüphe ediyorsanız siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eÄŸer doÄŸru sözlü iseniz Allah’tan baÅŸka güvendiklerinizi de yardıma çağırın.”5

“Yoksa onu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: EÄŸer doÄŸru iseniz (doÄŸru söylediÄŸinize inanıyorsanız) Allah’tan baÅŸka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuÅŸ on sûre getirin.”6

Evet, Kur’an, kendisine benzer bir kitap deÄŸil bir sûre meydana getirilmesini istemiÅŸ, bunun baÅŸarılamıyacağını da haber vermiÅŸtir. Şöyle buyurulmuÅŸtur:

“De ki, insanlar ve cinler birbirine yardımcı olarak Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, andolsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.”7

Kur’an-ı Kerîm bu çaÄŸrıyı ne zaman yapmıştır? Arapların ÅŸiir ve hitabette doruk noktasında oldukları bir devirde nazil olmuÅŸ ve bu çaÄŸrıyı yapmıştır.

Mekke müşrikleri Kur’an’ın gönülleri aydınlatan, onu dinleyenleri ifade ve uslüp bakımından hayretlere düşüren nurunu söndürmek için her çareye baÅŸvurmuÅŸlardır. Onun benzerini getirmek için güvendikleri ÅŸair ve edipleri bir araya getirmiÅŸler çalışmalar yapmışlardır. Fakat bu çalışmalar Kur’an’ın fesahat ve belâgati karşısında çok sönük kalmış ve onlarca da Kur’an-ı Kerîm’le mukayeseye deÄŸer bulunmamış, bu yüzden:

“Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki galip gelirsiniz.”8 demek zorunda kalmışlardır.

Kur’an-ı Kerîm’in İngilizce mütercimlerinden Palmer: “En güzide Arap yazarları deÄŸeri itibariyle Kur’an’a eÅŸ olabilecek bir eser yazamamışlarsa hayret edilmemelidir. Çünkü Kur’an, benzeri yazılamayacak tek kitaptır.” demiÅŸtir.

DeÄŸerli mü’minler!

Kur’an-ı Kerîm, İslâmiyet’in ana kitabıdır. Dinin esasıdır. Dinî hükümlerin dayanağı olan delillerin birincisidir. Dinî hükümlerin esaslarını ihtiva eden Kur’an-ı Kerîm, semavî kitapların da özetidir. İnsan ve insan topluluklarını inanç, ibâdet, ahlâk ve sosyal yönden maddî ve manevî mutluluÄŸa ulaÅŸtıracak her ÅŸeyi bildirmiÅŸtir. Bir âyet-i kerîme şöyledir:

“Ey Muhammed, sana, her ÅŸeyi açıklayan ve müslümünlara doÄŸruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur’an-ı indirdik.”9

Pek çok âyette tekrar tekrar hatırlatılan bir husus da Kur’an-ı Kerîm’in insanları doÄŸruya ve doÄŸru yola hidâyet eden bir kitap olarak gönderilmiÅŸ olduÄŸudur. Bu husus gerçekten çok önemli ve üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir noktadır. Bu âyet-i Kerîmelerden bir tanesine iÅŸaretle yetineceÄŸiz, şöyle buyuruluyor:

“DoÄŸrusu bu Kur’an’ en doÄŸru yola hidâyet eden ve yararlı iÅŸler yapan mü’minlere büyük ecir olduÄŸunu, ahirette inanmayanlara yakıcı azap hazırladığımızı müjdeler.”10

Kur’an-ı Kerim, insan iliÅŸkilerine büyük önem verir. Bugün toplumların en çok ihtiyaç duydukları toplumsal barışı saÄŸlayacak hususları detaylarına kadar açıklar. Önce kiÅŸinin gerek Allah’a ve gerekse insanlara karşı görev ve sorumluluklarını bildirir. Toplumun özünü oluÅŸturan aile hayatı ile karı ile kocanın karşılıklı hak ve vazifelerinden milletlerarası münasebetlere varıncaya kadar sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir; en yüksek, en güzel ahlâk prensiplerini öğretir. Çok basit gibi görünen ve fakat insanları birbirlerine yaklaÅŸtırmada, sevgi, kardeÅŸlik ve dayanışma içerisinde yaÅŸamaları hususunda önemli etkisi olan selâmlaÅŸmaktan ve evlere izin alarak girme adâbına varıncaya kadar detaylara yer verir.

DiÄŸer taraftan Kur’an-ı Kerîm, insana büyük deÄŸer verir.

“Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık.”11 buyurarak insanın yaratıklar içerisinde en güzel sûrete sahip olduÄŸunu bildirir. Ayrıca insanın üstünlüğüne iÅŸaret etmek üzere de şöyle der.

“Biz gerçekten insanoÄŸlunu ÅŸan ve ÅŸeref sahibi kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik. Yine onları yarattıklarımızın bir çoÄŸundan cidden üstün kıldık.”12

Kur’an-ı Kerîm’in insana verdiÄŸi deÄŸeri saymaya gerek yok. Çünkü Kur’an, insandan baÅŸka kâinatta olan her ÅŸeyin insanoÄŸlunun emrine âmâde kılındığını ve insana hizmet için yaratıldığını bildirir. Bu konuda ÅŸu âyet-i kerîmeyi hatırlatmak yeterli olur:

“Allah’ın göklerdeki ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiÄŸini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiÄŸini görmediniz mi? Yine de insanlar içinde- bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır (yazıklar olsun).”13

Kur’an-ı Kerîm, zina, fuhuÅŸ, adam öldürmek, yalan söylemek, iftira etmek, haksızlık yapmak, israf etmek,hıyanette bulunmak, gıybet ve sarhoÅŸluk gibi toplumu temelinden sarsan kötülükleri yasaklar.

Kur’an-ı Kerîm, daima ileriyi emreder. “Babalarımızdan böyle gördük” diyerek akıl ve ilim ile açıklanamayan alışkanlıklardan ayrılmak istemeyenleri ayıplar ve körü körüne taklidi reddeder. Bu konuda Kur’an-ı Kerîm bir örnek olmak üzere İbrahim aleyhi’s-selâm ile kavmi arasında geçen bir konuÅŸmayı hikâye eder ve şöyle der:

“Hani O, babasına ve kavmine neye tapıyorsunuz? demiÅŸti.

Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz, demişlerdi.

İbrahim:

- Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı? Şöyle cevap verdiler:

- Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk. İbrahim:

- İyi ama, ister sizin ister önceki atalarınızın neye taptığını (biraz olsun) düşündünüz mü? dedi.14

İlk inen âyeti:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku.”15 olan Kur’an-ı Kerîm, daima ilme teÅŸvik eder. Fenne ve müsbet ilimlere karşı asla tavır almaz. Akla ve düşünceye özel yer verir. Kâinatı ve kâinattaki yaratılış inceliklerini düşünmeye davet eder. ”Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyerek ilmin üstünlüğünü vurgular.

Özet olarak ÅŸunu söylemek gerekir ki, Kur’an-ı Kerîm, insan için inmiÅŸtir. İnsanı dünya ve âhirette mutlu kılacak her ÅŸeyi ihtiva eden bir kitaptır. Böyle bir kitabı rehber edinen yanılmaz. Ona sımsıkı sarılan sapıklığa düşmez. Onun gösterdiÄŸi yoldan yürüyen ÅŸaşırmaz ve onu okuyanın ecri az olmaz.

Şüphe yok ki, Kur’an-ı Kerîm’i okumaktan maksat, manasını öğrenip yapın dediklerini yapmak ve yasaklarından sakınmaktır. Çünkü Kur’an, Allah’ın insanlara gönderdiÄŸi mesajıdır. Bu mesajın içeriÄŸini anlamadan sadece onu okumanın, gerçek anlamda onu okumak demek olmayacağı açıktır. Bu konuda Peygamberimize verilmiÅŸ olan görevi ifade eden âyet-i kerîmeyi hatırlatmak yararlı olur. Şöyle buyuruluyor:

“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana bu Kur’an-ı indirdik. Umulur ki düşünüp anlarlar.”16

Kur’an’ı okumaktan asıl maksadın manasını öğrenip onu hayata geçirmek olmakla beraber, ayrıca onu okumanın da sevap olduÄŸunda şüphe yoktur. Nitekim Peygamberimiz:

“Bir kimsenin Kur’an’dan bir harf okuması bir hasenedir. Her haseneye de on sevap vardır. Ben size “Elif Lâm Mîm” bir harftir demiyorum. Belki “Elif” baÅŸlı başına bir harftir, “Lâm” bir harftir, “Mîm” bir harftir.”17 buyurmuÅŸtur.

Kur’an-ı Kerîm’den bir harf okuyana on sevap verildiÄŸine göre “Elif Lâm Mîm” diyen kimse üç harf okumuÅŸ olacağı için otuz sevabı var demektir.

Bu Hadîs-i Åžerif, Kur’an-ı Kerîm’i okumanın da sevap olduÄŸunu ifade ediyor ki, buna aykırı olan görüşler bir deÄŸer taşımaz.

Burada bir baÅŸka noktaya iÅŸaret etmekte yarar vardır. O da ölüler için Kur’an okumak konusudur.

DeÄŸerli mü’minler, akaid kitaplarımızda şöyle bir ifade vardır: “Hayatta olanların ölüler için yapacakları dualardan ve onlar için verecekleri sadaka, yapacakları hayırlardan ölüler yararlanırlar.” Çünkü Peygamberimiz mezarlığa uÄŸradığında onlara selâm vermiÅŸ ve dua etmiÅŸtir. Buna göre ölüler için okunan Kur’an dan da yararlanırlar mı?

İslâm alimlerinin bu konudaki görüşlerini nakletmeden önce bir hususa işaret etmek istiyorum.

Ülkemizde mezarlıkta ve ölüler için genel olarak Kur’an-ı Kerîm’in Yâsîn sûresi okunmaktadır. Bakınız bu sûrede ne buyuruluyor:

“Biz ona (Peygambere) ÅŸiir öğretmedik, zaten ona yaraÅŸmazdı da. Onun söyledikleri ancak Allah’tan gelmiÅŸ bir öğüt ve apacık bir Kur’an’dır. Diri olanları uyarsın ve inanmayanlara da azap sözünün hak olması içindir.”18

Bu âyet-i kerîmelerde Kur’an’ın, hayatta olanları uyarmak ve onlara yol göstermek, rehberlik etmek için indiÄŸi açık bir ÅŸekilde ifade edilmektedir. Hem de ölüler için okunması âdet haline gelen bir sûrede. Demek Kur’an, ölüler için deÄŸil, yaÅŸayanlar için inmiÅŸtir. Bu konuda merhum ÅŸair M. Akif ERSOY ne güzel söylemiÅŸ:

“İnmemiÅŸtir hele Kur’an, ÅŸunu hakkıyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.”

Evet, Allah rızası için Kur’an-ı Kerîm’i okumak bir ibadettir ve her ibadet gibi bu da sevaptır. Kur’an-ı Kerîm’i okuyan kimse bu sevabı dilerse ölünün ruhuna bağışlayabilir ve ölü de bundan yararlanır. İslâm âlimlerinin çoÄŸunluÄŸu bu görüştedir. Ancak Kur’an-ı Kerîm’i Allah rızası için deÄŸil de bir ücret karşılığında okumak sevap olmayacağı için ölünün bundan yararlanması da sözkonusu deÄŸildir. Åžu nokta çok önemlidir. Bir iÅŸin ibadet olabilmesi, o iÅŸin yalnız Allah rızası için yapılmış olmasına baÄŸlıdır. DeÄŸil bir ücret karşılığı, gösteriÅŸ için yapılan ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin bile Allah katında bir deÄŸeri yoktur.

İmam Åžafîye göre ise Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaÅŸmaz.19 Özetleyecek olursak, bir kimse yalnız Allah rızası için Kur’an okur ve bunun sevabını dilediÄŸi ölünün ruhuna bağışlayabilir, ölü de bundan yararlanır. Ancak baÅŸkasına para karşılığında ölüleri için Kur’an okutmanın bir faydası yoktur.

DeÄŸerli mü’minler, denizden bir avuç mesabesinde anlatmaya çalıştığımız yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm, iÅŸte bu ayda inmeye baÅŸlamıştır. Bunun için bu aya “Kur’an ayı” denmektedir.

Her konuda olduÄŸu gibi Ramazan ayı konusunda da örnek alacağımız kimse Peygamberimizdir. Peygamberimiz Ramazan ayında diÄŸer aylardan daha çok Kur’an-ı Kerîm’le ilgilenirdi. Kendisine vahiy getiren melek Cebrâil aleyhi’sselâm Ramazanın her gecesinde Peygamberimizle buluÅŸur Kur’an okurlardı.

Hz. Fâtıma validemizden gelen bir rivâyete göre, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Cebrâil aleyhi’s-selâm her yıl Kur’an-ı Kerîm’i benimle mukabele ederdi. Bu sene iki defa mukabele etti. Öyle sanıyorum ki ölümüm yaklaÅŸmıştır.”20

Ashâb-ı Kirâm’ın hafız ve âlim olanlarından Ubey İbn Ka’b ile Muaz (R.anhuma ) Ramazanda Kur’an-ı Kerîm’i hatmederlerdi. Hafız olmayanlar ise ezberledikleri sûreleri okurlardı.

Büyük İslâm âlimi Ebû Hanife (Allah ona rahmet eylesin) nin Ramazan ayında geceleri Kur’an-ı Kerîm’i okumakla ihya ettiÄŸi rivâyet edilir.

Ramazanda camilerimizde mukabele okunması, evlerimizde Kur’an-ı Kerîm’in hatmedilmesi, Peygamberimizin ve onu örnek alan ashabının ve İslâm âlimlerinin Ramazan hayatından alınmış güzel örneklerdir. Peygamberimizin huzurunda okunan, yazılan ve ezberlenen Kur’an-ı Kerîm’in zamanımıza kadar bir kelimesi eksilmeden gelmiÅŸ olması, Peygamberimizin Ramazan hayatının eseridir.

İşte deÄŸerli mü’minler, Ramazan ayını diÄŸer aylardan üstün kılan olayların başında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda inmeye baÅŸlamış olmasıdır.

DiÄŸer bir olay da, İslâm’ın beÅŸ esasından biri olan oruç ibadetinin bu aya tahsis edilmiÅŸ bulunmasıdır.

Böylesine mübarek bir aya kavuÅŸmanın sevinci içerisindeyiz. Bunu fırsat bilerek bu ayı oruç tutarak, Kur’an okuyarak, ibadet yaparak geçirmeliyiz. Kimseyi incitmemeye özen göstermeliyiz. Yoksulları ve kimsesiz çocukları korumalıyız. Böyle yaptığımız takdirde Allah’ın rızasını kazanmış oluruz. Ne mutlu Ramazan-ı Åžerifi bu ÅŸekilde deÄŸerlendirenlere.

Bu duygularla hepinizin Ramazan-ı Şerifini kutluyor, hepimiz, ülkemiz, milletimiz ve hatta insanlık âlemi için hayırlara vesile olmasını yüce Mevlâdan niyaz ediyorum. Amin.

DİPNOTLAR

1 el-Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, c. 2, s. 95, Beyrut, 1968.

2 Bakara,185.

3 Hicr, 9.

4 Bakara, 97.

5 Bakara, 23.

6 Hud,13.

7 İsrâ, 88.

8 Fussilet, 26.

9 Nahl, 89.

10 İsrâ, 9.

11 Tîn, 4.

12 İsrâ, 70.

13 Lokman, 20.

14 Şûara, 70-75.

15 Kalem, 1-2.

16 Nahl, 44.

17 Tirmizî, Fedailü’I-Kur’an, 6.

18 Yâsîn, 69-70.

19 Daha geniÅŸ bilgi için bak: Åževkânî, Neylü’I-Evtar, c. 4, s.108.

20 Buhari, Fedailü’I-Kur’an, 7.



Facebook'ta PaylaÅŸ Leave a CommentYorumRSS FeedSubscribe

Yorumlar
Yorum Yazın »
İsminiz
E Posta Adresiniz
Yorumunuz
Uyarı: Konu ile alakasız, küfür ve hakaret içeren yazılarınız onaylanmayacaktır. Hakaretin boyutuna göre, hak sahibi tarafının mahkemeye başvurma hakkı sağladığınızı unutmayın