imamı Azam Ebu Hanife, İmamı azam kimdir, İmam-ı azam ebu hanifenin eserleri

imamı Azam Ebu Hanife, İmamı azam kimdir, İmam-ı azam ebu hanifenin eserleri

Netkeyfim.com

İmam-ı Azam . İmam-ı Azam Ebu Hanife

Tam adı EBU HANİFE EN-NUMAN BİN SABİT (d. 699, Küfe – ö., 767, BaÄŸdat, Irak), fıkıh ve kelam bilgini. İslamın hukuk öğretisi fıkhı sistemleÅŸtirmiÅŸ ve dört Sünni mezhebinden biri olan HanefiliÄŸi kurmuÅŸtur. Kadılığı ısrarla reddederek siyasetten uzak durduÄŸu için yönetenlerin baskılarına uÄŸramış, hapiste ölmüştür. KurduÄŸu mezhep birçok İslam toplumunca kabul edilmiÅŸ, Arap ülkelerinin yanı sıra Türkiye, Hindistan, Pakistan, Çin ve Orta Asya’ya kadar yayılmıştır.

Ebu Hanife, İrak’ın düşünsel merkez-erinden biri olan Küfe’de doÄŸdu. Tüccar olan babasını izleyerek ipek ticaretine atıldı ve alışveriÅŸteki dürüstlüğüyle ün yaptı. Bu iÅŸten saÄŸladığı düzenli ve yüksek gelirin büyük bölümünü hayır iÅŸlerine ayırarak özellikle bilginlerin elinden tuttu.

Doğumu Nesebi ve Künyesi

Ehli sünnetin dört büyük imamının birincisi olan İ-mamı Azam Ebu Hanife, H. 80′de Kufe’de doÄŸdu.

İslam’a tam gönül vermiÅŸ abid bir kimse olması veya Iraklılar arasında “Hanife” denilen bir divit veya yazı hokkasını devamlı yanında bulundurması sebebiyle verilmiÅŸ olduÄŸu söylenmektedir.

İlmi Yetişmesi

Ebu Hanife Kufe’de yetiÅŸti. GençliÄŸinde kumaÅŸ ticaretiyle uÄŸraÅŸtı. Bu ticaret onu ilimle uÄŸraÅŸmaktan alıkoymadı. Onu ilme teÅŸvik edenin Åža’bi olduÄŸu rivayet edilmektedir.

Ebu Hanife pek çok ilim halkasına katılmış ve değerli zatlardan ilim almış olmakla beraber, onun en uzun süre hocalığını Hammad ibnu Ebi Süleyman yapmıştır.

İmamı Azam Ebu Hanife’nin ilmi, hocası vasıtasıyla dört büyük sahabiye dayanmaktadır. Şöyle ki; Hz Peygamber’in vefatından sonra Kufe’ye yerleÅŸmiÅŸ olan Ali ibnu Ebi Talip ve Abdullah ibnu Mes’ud’dan ilim alan Mesruk ibnu’l-Ecda (Ö. 63), Alkame ibnu Kays (Ö. 62) ve Åžureyh (Ö. 80)’den Åža’bi ve İbrahim en-Nehai (Ö. 96) ders almışlar. Onlardan da Hammad ibnu Ebi Süleyman vasıtasıyla Ebu Hanife ilim almıştır. Ebu Hanife ayrıca Abdullah ibnu Abbas’ın kölesi İkrime ve Abdullah ibnu Ömer’in azatlı kölesi Nafi vasıtasıyla adı geçen sahabilerin ilimlerinden istifade etmiÅŸ, Mekke fatihi Ata ibnu Ebi Rebah (Ö. 114)’tan da uzun süre ders almıştır.

Çok sayıda hadisi şerif ezberleyen Ebu Hanife büyük bir hakim ve fikir adamı olarak yetişti. Üstün bir aklı ve herkesi şaşırtan bir zekası vardı. Fıkıh ilminde imkansız gibi görünen bir zamanda benzeri olmayan bir dereceye yükseldi.

Ders Vermeye Başlaması

İmamı Azam Ebu Hanife, on sekiz yıl boyunca kendisinden ilim öğrendiÄŸi hocası Hammad’ın en sevdiÄŸi talebelerinin başında geliyordu. Çünkü o, üstadının söylediklerini en iyi öğrenen ve hıfzeden talebesiydi. Bu yüzden hocası ders halkasının önünde, kendi hizasında ondan baÅŸkasının oturmasını yasaklamıştı.

Hammad’ın herhangi bir sebepten dolayı ÅŸehir dışında olduÄŸu zamanlarda Ebu Hanife, kendisine vekaleten talebelere ders verirdi. Hatta fıkhi meselelerde sorulan sorulara cevap bile verirdi. Hocası Hammad geldiÄŸinde o sorulara verdiÄŸi cevapların çoÄŸunu tasdik ederdi.

Kufe’nin müftüsü olan hocası Hammad vefat edince, arkadaÅŸları onun yerine oÄŸlu İsmail’i geçirmek istediler. Fakat Hammad’ın oÄŸlunun ÅŸiire, gece meclislerine, hikayeye düşkün olduÄŸunu görünce, Ebu Hanife’nin ders vermesi hususunda ittifak ettiler. O da kabul etti.

Ebu Hanife zühd ve takvasıyla, üstün zekasıyla kendini etrafındakilere kabul ettirdi. Zamanla şöhreti arttı, ashabı çoğaldı, mecliste en geniş halkaya sahip oldu.

İmamı Azam’ın tedris faaliyetinde dikkat ettiÄŸi en önemli hususlardan biri de, talebeleriyle istiÅŸare yapmaktı. Onlarla istiÅŸare etmeksizin kendi başına bir içtihatta bulunmazdı. Müminler için nasihatta bulunurken katı davranmazdı.

Talebesi Züfer’den nakledilen ÅŸu rivayet de onun sabit fikirli olmadığını ortaya koyması ve istiÅŸareye verdiÄŸi önem bakımından dikkat çekicidir. Züfer şöyle der: “Ebu Hanife’nin derslerine devam ederdik, Ebu Yusuf ve Muhammed ibnu Hasan da bizimle birlikte okurlardı. Biz Ebu Hanife’nin görüşlerini yazardık. Bir gün Ebu Hanife, Ebu Yusuf’a hitaben: “Ey Yakub vay haline! Benden her iÅŸittiÄŸini yazma. Ben bugün böyle düşünüyorum. Yarın onu bırakabilirim. Yarınki görüşümü ertesi gün terk edebilirim” dedi.” (İbnu Muin, Tarih, II. Cilt, sh. 607; BaÄŸdadi, Tarih, XIII. Cilt, sh. 402)

Yine onun: “Bu bizim söyleyebildiÄŸimiz en güzel sözdür. Kim bizim sözümüzden daha doÄŸru bir söz getirirse, o hakikate bizimkinden daha yakındır” dediÄŸi; “Senin bu verdiÄŸin fetvalar doÄŸruluÄŸunda hiç şüphe olmayan hakikatler midir?” diye sorulunca da: “Bilmiyorum belki de yanlışlığında hiç şüphe olmayan yanlıştır” ÅŸeklinde karşılık verdiÄŸi nakledilmektedir. (BaÄŸdadi, Tarih, XIII: Cilt, sh. 352)

Bütün bunlar onun serbest fikirli ve uzak görüşlü bir şahsiyet olduğuna, verdiği hükümlerle de kimseyi ilzam etmediğine işaret etmektedir. Nitekim kendinin hocalarına, talebelerinin de kendine karşı zaman zaman muhalefet ederek aynı meselelerde farklı hükümler verdikleri nadir olmayan olaylardandır.

Sünnet ve Hadis Konusundaki Tutumu

İmamı Azam Ebu Hanife’nin hadis ve sünneti teÅŸri kaynağı olarak kabul etme konusunda diÄŸer imamlardan farkı yoktur. O şöyle der: “Resulullah (s.a.s.)’in üzerinde konuÅŸtuÄŸu her ÅŸey, biz duyalım, duymayalım, başımız ve gözümüz üstündedir. Buna inandık ve bunun Resulullah (s.a.s.)’in söylediÄŸi gibi olduÄŸuna ÅŸehadet ederiz.” (Ebu Hanife, el-Alim, sh. 27)
Ebu Hanife’nin istidlal kaynaklarını sayarken önce Allah’ın kitabına sonra Resulullah’ın sünnetine baktığı, sonra da sahabe kavlinden dilediÄŸini tercih ettiÄŸi rivayet edilir. Kitap ve sünnette bulamadığı bir hususu son olarak sahabe kavillerinde araÅŸtırmakta, bunların dışındaki görüşleri baÄŸlayıcı saymamaktadır.

Ebu Hanife, hadise muhalefet ithamlarını bizzat kendisi reddetmiÅŸtir. Rivayetlere göre bir meselede kendisine hadise muhalefet ettiÄŸi bildirilince, dayandığı hadisi zikrederek: “Allah, Resulüne muhalefet edene lanet etsin. Allah onunla bize ikram etti, bizi onunla kurtardı” demiÅŸtir. (İbnu Abdilberr, el-İntika, sh. 144)

Ebu Muti el-Belhi anlatıyor: “Bir gün Kufe camiinde Ebu Hanife’nin yanında oturuyordum. İçeriye Süfyanu’s-Sevri, Mukatil ibnu Hayyan, Hammad ibnu Seleme, Caferu’s-Sadık ve diÄŸer alimler girdi. Ebu Hanife’yle konuÅŸarak: “Bize ulaÅŸtığına göre, sen dinde çok kıyas yapıyormuÅŸsun. Bu yüzden senin için endiÅŸeliyiz. Çünkü ilk kıyas yapan iblistir” dediler. Ebu Hanife onlarla Cuma sabahından öğle vaktine kadar münazara ederek görüşünü arz etti ve şöyle dedi: “Ben önce Allah’ın kitabıyla, sonra Resulünün sünnetiyle amel ederim. Daha sonra sahabenin üzerinde ittifak ettiÄŸi hükümleri, ihtilaf ettiÄŸi hükümlere takdim ederim. Ancak bundan sonra kıyas yaparım.” Bunun üzerine hepsi kalkarak Ebu Hanife’nin elini öptüler ve: “Sen alimlerin efendisisin” dediler.” (Åža’rani, Mizan, C. 1, sh. 53)

Ebu Hanife’nin hadis ve sünnete baÄŸlılığını bunların dışında da birçok rivayet teyit etmektedir.

Sahabe Sözü ve Uygulaması Konusundaki Tutumu

İmamı Azam Ebu Hanife, Kur’an ve sünnetten sonra sahabe kavlini baÄŸlayıcı görüyor, fakat kendine bunlar arasında tercih yapma hakkı tanıyordu. Ebu Hanife bu tercihi bazen ÅŸahıslar arasında, bazen de rivayetler arasında yapıyordu. Ebu Mutı’ el-Belhi ile Ebu Hanife arasında geçtiÄŸi rivayet edilen ÅŸu konuÅŸma bu konuda dikkat çekicidir. Ebu Mutı’ ona: “Åžayet senin görüşün Ebu Bekir’inkine zıt düşerse ne yaparsın?” diye sordu. O da: “Bu takdirde onun görüşünü alıp kendi görüşümden vazgeçerim. Yine Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin görüşleri karşısında böyle yaparım. Ebu Hureyre, Enes ibnu Malik, Semure ibnu Cundeb hariç Hz. Peygamber’in bütün sahabilerinin görüşlerini kendi görüşlerime tercih ederim.” (Åža’rani, Mizan, C. 1, sh. 53)

Ebu Hanife’nin Ebu Hureyre’yle birlikte bazı sahabileri müstesna tutmuÅŸ olması, onlardan rivayet almadığı ÅŸeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü Ebu Hanife’nin Ebu Hureyre’den nakledilen hadislerle kıyası terk ettiÄŸi meÅŸhurdur. Zaten kendi de bu sahabilerden nakledilen rivayetleri deÄŸil, onların kendi görüşlerini müstesna tutmaktadır.

Beşeri Kanunlar ve Uygulayıcıları Karşısındaki Tavrı

Siyasi yapıda İslam’ın gün geçtikçe daha geri planlara itilerek, yerine saltanatın getirdiÄŸi beÅŸeri unsurların hakim kılınması, Emevi idaresinin özellikle son yıllarında zirveye ulaşır. Bu, İslam’ın insanı ilgilendiren bütün alanlarda esas ve tek ölçü olması gerektiÄŸi hakikatinin idrakinde olmamaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. DiÄŸer bir ifadeyle Müslümanlıklarını her vesileyle vurgulayan yöneticiler, Allah’ın hükümlerine ÅŸartsız itaat anlamına gelen İslam’ın siyasi boyutunu ihlal edip, itaatlerini sadece kiÅŸisel bazı ibadetlere münhasır kılıyorlardı. Ancak, İslam’ı yegane ölçü olarak almadıkları yönetimlerini halk nezdinde meÅŸrulaÅŸtırmak ve halkın itaatini kazanabilmek için alimleri araç olarak kullanma politikalarını sürdürüyorlardı. Şüphesiz bu politikaya kananlar ve sırf iyi niyetlerinden dolayı böyle bir oyuna alet edildiklerinin farkına varamayanlar olmuÅŸtu. Ancak bazı ÅŸahsiyetler, yönetim iÅŸinde geri plana itilen İslam’ı bütün muhtevasıyla ortaya koyup, onun gerektirdiÄŸi itaatin alanlarını her ÅŸeye raÄŸmen ifade etmekten çekinmediler. Siyasi ve askeri güçlerine raÄŸmen, yöneticiler bu ÅŸahsiyetlerin söz ve tavırları karşısında korkulu rüyalar gördüler. Hiçbir zaman sayıları kesin olarak ifade edilemeyecek kadar çok olan, ancak coÄŸrafyanın ve zamanın deÄŸiÅŸimine baÄŸlı olarak genellikle tek kalan bu ÅŸahsiyetler arasında İmamı Azam da vardı.

Emevi ve Abbasi idarelerinin uygulamalarına bizzat tanık olan Ebu Hanife, zühd ve takvası sayesinde yönetimin maşası olmaktan kendini canı pahasına koruyabilmiş bir şahsiyettir. Kulların hakkını gözetmede kusur etmekten korktuğu için Emeviler kadar Abbasiler tarafından da ısrarlı şekilde teklif edilen kadılık görevini ve diğer şahsi menfaatlerin hepsini geri çevirmiştir.

Ebu Hanife, içinde bulunduÄŸu ÅŸartlarda resmi görev almanın İslam’ı temsil etme ve uygulamaya aktarma imkanı saÄŸlayamayacağını iyi fark eder. Bu nedenle resmi görev almanın, meÅŸru olmayan iÅŸlere maÅŸa olmaya neden olacağı kanaatine varır. Bu düşüncesini de hiçbir yoruma mahal bırakmayacak ÅŸekilde ifade eder. Bu manada kendinden çok deÄŸerli hediyeler karşılığında bazı isteklerde bulunan sultanı kastederek ÅŸunları söyler: “EÄŸer benden Vasıt mescidinin kapılarını saymamı isteseydi, onu bile kabul etmezdim. O halde nasıl olur da bir adamı idam etmek için hüküm vermemi ister ve bu hükümle onun boynunu vurmasına vesile olurum. Ben böyle bir hükmü ihtiva eden kararın altını nasıl mühürlerim! Vallahi ben böyle bir iÅŸe ölünceye kadar giremem.” (Mezhepler Tarihi, sh. 231)

Devlet görevini kabul etmesi için deÄŸiÅŸik tekliflerle ve en önemlisi iÅŸkencelerle karşısına çıkanlara söylediÄŸi ÅŸu sözleri ise İslam’ı temsilinin önemli bir örneÄŸidir: “Allah’a yemin ederim ki, bu iÅŸi kendi arzumla kabul etmiÅŸ olsam bile, yine de size istediÄŸiniz anlamda yaranamayacağım. Nerede kaldı ki zorla, istemeye istemeye teklifinize muvafakat edeyim. Herhangi bir hususta vereceÄŸim karar sizin arzularınızın hilafına olabilir. O zaman bana kızarsınız. Kızınca da beni Fırat nehrinde boÄŸdurmak istersiniz. BoÄŸulurum, fakat kararımı yine deÄŸiÅŸtirmem.”

Vefatı

Ebu Hanife’nin ölüm tarihi belli olmakla beraber nasıl öldüğü veya öldürüldüğü hususunda bir ittifak yoktur. Ölüm tarihinin H. 150 olduÄŸunda kaynaklar müttefiktir.

Ebu Hanife’nin, halife Ebu Cafer el-Mansur’un kadılık teklifini kabul etmeyince kırbaçlandığı ve hapse atıldığı kaynaklarda zikredilmektedir. Fakat onun hapisteyken mi, yoksa hapisten çıktıktan sonra mı öldüğü ihtilaflıdır. Bazı kaynaklarda hapisteyken gördüğü aşırı iÅŸkenceler sonucu güçsüz düştüğü ve vefat ettiÄŸi bildirilmektedir. Ebu Hanife’nin hapisten çıktıktan sonra, zehirlenerek öldürüldüğü hususunda da rivayetler vardır. Hatib el-BaÄŸdadi: “Sahih olan onun hapisteyken öldüğüdür” diyor. BaÄŸdadi’den bir buçuk asır önce yaÅŸamış, Ebu’l-Arab Muhammed ibnu Ahmed ibni Temim et-Temimi (Ö. 333), Kitabu’l-Mihen adlı eserinde, Ebu Hanife’nin zehirlenmesiyle ilgili ÅŸu bilgiyi verir: “Bana bildirildiÄŸine göre, Ebu Hanife, Ebu Cafer el-Mansur’un talebi üzerine yanına gitti, içeri girdi. Mansur onun için zehirli bir süt hazırlatmıştı. Ebu Hanife yanına oturunca Mansur sütü getirterek içmesini istedi. Ebu Hanife yaÅŸlılığından dolayı sütün midesine dokunacağını söyleyerek içmek istemedi. Mansur içmesi için ısrar etti. Ebu Hanife sütü içti, sonra izin almadan Mansur’un yanından kalktı. Mansur nereye gittiÄŸini sorunca, Ebu Hanife: “Senin gönderdiÄŸin yere” cevabını verdi ve oradan ayrıldı. Kısa bir zaman sonra o süt yüzünden zehirlenerek öldü.” (Benzer bir rivayet Saymeri, sh. 93′de geçer) Bu deÄŸiÅŸik rivayetler yüzünden Ebu Hanife’nin ölüm sebebi konusunda kesin bir hüküm verilemiyor.
Bütün teklif ve tehditlere raÄŸmen, İslam’ı yönetim iÅŸlerinde geri plana iten bir yönetimin maÅŸası olmaktan kaçınan bu büyük imam, yaÅŸarken cahiliye karşısında yer aldığı gibi, vefatından sonra da bu görevini deÄŸiÅŸik bir tavırla yerine getirmeyi ihmal etmez. Her gün gördüğü iÅŸkencelerin hayatının sona ermesine yol açacağını anlayınca, sultanın gasbetmediÄŸi ve sahiplik iddiasında bulunmadığı bir yere defnedilmesini vasiyet eder. (Mezhepler Tarihi, sh. 236)

Cenazesi vasiyeti üzerine BaÄŸdat’ta Hayzunan kabristanının doÄŸu tarafına defnedildi. Yirmi gün süreyle insanların, kabri başında namazını kılmaya devam ettikleri, bu arada halife Ebu Cafer el-Mansur’un da kabri başına gelip namazını kıldığı rivayet edilmektedir. (Saymeri, sh. 63)

ESERLERİ

İmamı Azam Ebu Hanife’nin, günümüze kadar ulaÅŸabilmiÅŸ eserleri pek fazla deÄŸildir. Bunların bir kısmının da ona ait olup olmadığı ihtilaflıdır. Bununla beraber talebeleri Ebu Yusuf ve bilhassa İmam Muhammed’in telif ettiÄŸi eserler, fıkhını ve çeÅŸitli konulardaki görüşlerini zamanımıza kadar ulaÅŸtırmıştır. Ebu Hanife’nin yaÅŸadığı devirde yazdırma usulü yaygın olduÄŸu için hocalar genellikle kendileri yazmaz, talebelerine yazdırırlardı. Bu yüzden kendine isnad edilen eserlerin sayısı fazla deÄŸildir. Bu eserlerin baÅŸlıcalarını şöyle sıralayabiliriz.
1. el-Fıkhu’l-Ekber
2. el-Fıkhu’l-Ebsat
3. Osman el-Betti’ye Risale
4. Osman el-Betti’ye diÄŸer bir risale
5. el-Vasıyye
6. el-Vasıyye (oÄŸlu Hammad’a)
7. el-Vasıyye (talebesi Yusuf ibnu Halid es-Semiti’ye)
8. el-Vasıyye (talebesi kadı Ebu Yusuf’a)
9. Müsnedu Ebi Hanife (Ebu Yusuf’un rivayetiyle)



Facebook'ta PaylaÅŸ Leave a CommentYorumRSS FeedSubscribe

Yorumlar
Yorum Yazın »
İsminiz
E Posta Adresiniz
Yorumunuz
Uyarı: Konu ile alakasız, küfür ve hakaret içeren yazılarınız onaylanmayacaktır. Hakaretin boyutuna göre, hak sahibi tarafının mahkemeye başvurma hakkı sağladığınızı unutmayın