1 / 15 Aralık 2009,Salı / Yorum : 15

Cinlerden korunmak için dua, Cinler için okunacak dua, kuranda cinler için ayetler, Cinler ve büyülerden korunma

Cinlerden korunmak için dua, Cinler için okunacak dua, kuranda cinler için ayetler, Cinler ve büyülerden korunma

Netkeyfim.com

Büyüden ve Cinden korunmak için

Sual: Ruhi sıkıntılardan, korkulardan ve çeşitli sıkıntılardan kurtulmak ve büyü çözmek için ne yapmak gerekir? Cinden korunmak için hangi duaları okumalı?
CEVAP
Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratır. Bir şeye kavuşmak için, bu şeyin yaratılmasına sebep olan şeyi yapmak gerekir. Her şeyin yaratılmasında ortak olan manevi sebep, sadaka vermek, 70 kere (Estağfirullah min külli mâ kerihallah) duasını okumaktır. Bu iki manevi sebep, maddi sebepleri bulmaya da yardım eder. Ruhi sıkıntıların çoğu, cinden ve büyüden meydana gelir. Ruhi hastalıklar, sara ve cinden korunmak için, kıymetli kitaplarda bildirilen dualardan bazıları şunlardır:

1- Euzü Besmele ile Fatiha suresini okumalı.

2- Euzü Besmele ile iki Kul-euzü okumalı.

3- Bir miktar suya Âyet-el kürsi, İhlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalı. Büyü yapılan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusletmeli.

4- Sedir ağacının 7 tane yeşil yaprağı ezilip su ile karıştırılır. Üzerine Âyet-el kürsi, İhlas ve Kul-euzüler okunur. 3 yudum içip geri kalanla gusledilir.

5- Üç kere Salevat ve Fatiha, Âyet-el kürsi, Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri yedişer defa okunup hastaya üflenir. Bunlar tekrar okunup hastanın yatağına, evin her yerine, bahçeye üflenir.

6- Fatiha, Âyet-el-kürsi ve 4 Kul [Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas sureleri] yedişer kere okunup hastaya üflenirse, büyü, nazar, hayvan sokması ve bütün dertler için iyi gelir. Tuza okunup, suda eritip içirmek ve ısırılan yere sürmek de olur.

7- Sabah akşam, Bekara suresinin başından 4 âyet ve Âyet-el kürsi ile, Âyet-el kürsiden sonraki iki âyeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 âyet, delinin üzerine okunursa, iyi olur.

8- Sabah akşam 24 kere Estağfirullah denir, sonra (Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) denir. Sonra 11 İhlas ve 7 kere Fatiha ve 33 kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed okuyup, sevabı Peygamber efendimizin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyanın ve sonra isimleri okunarak Silsile-i aliyye büyüklerinin ruhlarına hediye edilir. Bunların hürmetine şifa vermesi için dua edilir. Her gün sabah-akşam böyle dua edilir.

9- Günde 500 kere (La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okumalı! Başlarken ve bitirince yüz kere salevat getirmeli. [Bunu her gün muhakkak okumalı, ihmal etmemeli.]

10- Ha-Mim Mümin suresinin başından masir’e kadar ve Âyet-el kürsi okumalı.

11- La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh lehülmülkü velehülhamdü vehüve alâ külli şeyin kadir okumalı.

12- Cuma günü seher vakti, sağ elinin içine Nisa suresi 99. Âyeti, vemen yahruc’dan rahimâ’ya kadar yazılır, sonra dili ile yalanıp yutulur. 40 yıllık büyü de olsa çözülür.

13- Sar’adan kurtulmak ve cinden korunmak için Âyât-i hırz okunmalıdır! Âyât-i hırz, şu sure ve âyetlerdir:

Fatiha,
Bekara 1, 2, 3, 4, 5 ve 163, 164 ve 255, 256, 257 ve 285, 286,

Âl-i İmran 18,19. âyetten sadece: “İnneddine indellâh-il-islam” kısmı,
Âl-i İmran 26, 27 ve 154,

En’âm 17,
A’râf 54, 55, 56,

Tevbe 51 ve 128, 129,
Yunüs 107,

Hud 56,
İbrâhim 12,

İsrâ 43 ve 110, 111,
Mü’minun 116, 117, 118,

Ankebut 60,
Rum 17, 18,

Fatır 2,
Yasin 83,

Saffat 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 180, 181, 182,
Feth 27, 28, 29,

Rahmân 33, 34, 35, 36,
Hadid 1, 2, 3, 4, 5,

Haşr 21, 22, 23, 24,
Cin 1, 2, 3, 4, 5, 6,

Buruc 20, 21, 22,
İhlâs, Felâk ve Nâs sureleri.

Âyât-i hırz nasıl okunur?
Abdest alınıp, 7 istiğfar ve 11 salevat okunup, hastanın sıhhatine niyet ederek, güneş doğduktan ve ikindi namazından sonra, günde iki defa hasta üzerine okunmalı, işaretli yerlerde, hasta üzerine üfürülmeli, şifa buluncaya kadar [kırk gün kadar] devam etmeli. Her defası sonunda, bir Fatiha okuyarak sevabı, Peygamber efendimizin ve Behaeddin Buhari, Ahmed Rıfai ve imam-ı Rabbani hazretlerinin ruhuna hediye edilmeli. Bir nüsha da yazıp, yanında taşırsa, sihirden, büyüden, nazar değmesinden korur. Muradı hasıl olur.

Peygamber efendimizin üç türlü ilaç kullandığı bildirilmiştir. Kur’an-ı kerim veya dua okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı. (Mevahib)

Kur’an-ı kerimin ve duanın etki etmesi için bazı şartların gözetilmesi lazımdır. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması lazımdır. Okuyan kimsenin, itikadının bozuk olmaması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen dua kabul olmaz.) [Tirmizi]

İmam-ı Şarani hazretleri, (Kuşluk namazına devam edene, cin musallat olmaz) buyurdu. Cin mektubunu, yanında veya evinde bulundurana, cin gelmez ve dadanmış olan cin de gider.

Dua, ilaç gibidir. Allahü teâlâ dilerse tesir eder. Yani tesirini Allahü teâlânın verdiğine inanmalıdır!
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Dert-bela gelince, Hazret-i Yunus’un duasını okusun! Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke, inni küntü minez-zâlimin.) [Hakim]

Korku ve belalardan korunma duaları
Sual: Korku ve belalardan korunmak, kurtulmak için ne yapmalı, hangi duaları okumalı?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken, gece, bir handa kaldılar. (Bu gece bir bela zuhur edecektir. [Besmele ile] (Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdı ve lâ fissemai ve hüves-semi’ul alim) duasını üç defa okuyun) buyurdu. Gece büyük yangın oldu. Her odada eşyalar yandı. Duayı okuyanlara bir şey olmadı.

Dert, bela, fitne, hastalık, nazar, sihir ve zalimlerin şerrinden korunmak için, sabah akşam, imam-ı Rabbani hazretlerinin bildirdiğini hatırlayarak, 3 defa okumalıdır. Âyât-i hırz okununca da, bu duayı okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bismillâhillezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fil erdi ve lâ fissemai ve hüves-semi’ul alim duasını sabah 3 kere okuyana, akşama kadar, akşam okuyana da, sabaha kadar hiç bela gelmez.) [İbni Mace]

Korkulu yerde ve düşman karşısında, emin ve rahat olmak için Li ilafi’yi okumalıdır. Tecrübe edilmiştir. Gece ve gündüz, hiç olmazsa, 11 defa okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(“Euzü bikelimâtillahi-ttammâti min şerri mâ haleka” duasını okuyana, o yerden kalkıncaya kadar, hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]

(Issız bir yerde, bir şey kaybeden veya bir yardıma ihtiyacı olan, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin” desin! Her yerde, sizin görmediğiniz Allah’ın kulları vardır. Korkulu yerde üç kere, Allah’ın kulları, bana yardım edin demelidir.) [Taberani]

(Hasbiyallahü ve ni’mel vekil sözü her korku için bir emniyettir.) [Deylemi]

Korkulu şeyden kurtulmak ve bir dileğe kavuşmak için Taha suresinin 37. âyetinden [velekaddan] 39. âyetin sonuna [ala ayniye] kadar olan kısım, su geçirmez bir şeye 7 defa sarıp veya içi görünmeyecek şekilde PVC yaptırıp yanında taşımalıdır. Faydası çok görülmüştür.

İmam-ı Rabbani hazretleri cinden korunmak için ve korkulu zamanlarda, (Lâ havle velâ kuvvete illa billah-il-aliyyilazim) okunmasını emrederdi. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Dertlerden kurtulmak ve murada kavuşmak için 500 kere Lâ havle velâ kuvvete illâ billah demeli, okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüzer kere salevat-ı şerife okuyup dua etmelidir. (m.174. c.2, m.32)

Dertlerin, belaların gitmesi için, istiğfar okumak da çok faydalıdır, çok tecrübe edilmiştir. Hadis-i şerifte, (İstiğfara devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır) buyuruldu. İstiğfar, insanı her murada kavuşturur. Tevbe etmeli, istiğfarı çok okumalı. Bütün dertlere, sıkıntılara karşı faydalıdır. Allahü teâlâ, (İstiğfar okuyun; imdadınıza yetişirim) buyurdu. (Hud 52)

Sual: Muskanın dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
İçinde küfre sebep olan muskaları yazmak ve kullanmak caiz olmaz. Büyüyü büyü yaparak çözmek de haramdır. Büyücü, cinci hoca denilen insanlara gitmemeli, dediklerine inanmamalı. Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye’de sihir, büyü bahsini mutlaka okumalıdır.

Sual: Karı kocanın arasını bulmak için şirinlik muskaları yapılıyor, Hanım beni sevsin diye böyle bir şirinlik muskası yapmam caiz mi?
CEVAP
İçinde küfre sebep olacak ifadeler yoksa veya haram olan bir yazı bulunmazsa caizdir. Caizdir derken ehli sünnet itikadını bildirdik. Kime olursa olsun yaptırılabilir demek değildir. Ancak bunu hiçbir ücret almayan ehli sünnet salih bir insan yapmalı, böyle insan yoksa yaptırmamalı, cinci hoca denilen insanlara gitmek caiz değildir. Muskaya tesir veren de Allahü teâlâdır. Yani her muska tesirli olmaz, ilaç gibidir, Allahü teâlâ dilerse tesir eder. Aslında, karı kocanın ikisi de namazını kılar, dinimizin güzel ahlakına uyarlarsa, birbirlerinin hak hukukuna riayet ederlerse böyle şeylere lüzum kalmaz. O evde sevgi değil, ilahi aşk başlar. Bütün sıkıntıların asıl sebebi dine uymamaktır.

Üç harflileri çağırmak
Sual: Cin yerine üç harfli diyorlar. Cin denirse, onlar çağırılmış mı oluyor? Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Böyle bir şey yok. Cine, cin demenin hiç mahzuru yoktur. Cin çağırılınca gelmez. Çağırılmasa da musallat olabilir. İmam-ı Rabbani hazretleri, cinden korunmak için, ( Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm) okunmasını bildirirdi.

Sual: Bazı kimseler cinlerin varlığını inkâr ediyorlar. Bazıları da, Kur’an-ı kerimde cin suresi olduğu için, cinlerin varlığını inkâr etmiyorlar ama, zarar verebileceklerini kabul etmiyorlar. Cin psikolojik zarar verebilir mi?
CEVAP
Evet zarar verebilir, hastalık yapabilir. Hafaza melekleri, insanı cinlerin zararından korurlar. Cinden korunmak için âyât-i hırzı üstümüzde taşımak gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Evinde, Fatiha ve Âyet-el kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez.) [Deylemi]

Cinler insanların damarlarına kadar girip zarar verebilirler. Cinlerin meydana getirdiği hastalıklardan korunmak için çeşitli dualar vardır. Duaların en kıymetlisi, faydalısı Fatiha suresidir. Hadis-i şerifte, (İlaçların en iyisi Kur’an-ı kerimdir) buyuruldu. Hastaya okunursa, hastalığı hafifler. Eceli gelmemiş ise, iyi olur. Eceli gelmiş ise, ruhunu teslim etmesi kolay olur.

Mecmua-tül-fevaid kitabında, (Bir kimse, cin mektubunu, yanında taşısa veya evinde bulundursa, bu kimseye, eve ve etrafına cin gelmez ve dadanmış olup zarar veren cin de gider) diyor.

Sual: Benim kafama takılan nokta şu oldu, mademki dinimizde sihrin, büyünün yeri yoktur, o halde neden olmayan bir şeyden kurtulmanın tavsiyeleri oluyor?
CEVAP
Dinimizde adam öldürmek, büyü yapmak gibi büyük günahtır. Fakat bir adam bıçaklanmışsa, doktorlar tedavi etse, adam bıçaklamak günahtır, tedavisi niçin yapılıyor denir mi? Büyü sihir yapmak günahtır. Fakat yapılan büyüyü çözmek niye sakıncalı olsun ki? Büyüyü büyü yaparak çözmek haramdır. Yoksa dua ile âyet ile büyüyü çözmek lazımdır. Peygamber efendimize de büyü yapıldı. Tabii sonra çözüldü.

Sual: Bazı hocalar, hırsızın sidikliğini bağlıyoruz diyorlar. Böyle bir şey yaptırmak günah olur mu?
CEVAP
Küfre sebep olmayan çareleri yapmak caizdir. Her çare muhakkak tesir etmez. Bu niyetle yaptırmak günah olmaz. Yapanın salih ve ücret almaması şarttır.

Sual: Büyü çözmek için, (Bâtıl Name) kitabını okumak caiz mi?
CEVAP
Caiz. Ancak, kâfir, bid’atçi okursa fayda vermez. En iyi ilaç, Ehl-i sünnet itikadını öğrenip dine uymak, sonra okumak ve dua. Başka ilaca ihtiyaç yok.

Sual: Büyüyü büyüyle çözmek caiz mi?
CEVAP
Büyü çözmek günah olmaz, sevap olur. Büyüyü büyü ile çözmeye kalkmak haramdır. Âyetlerle dualarla çözmek ise caizdir, günah değildir, sevaptır.

Kaynak : netkeyfim.com



“Cinlerden korunmak için dua, Cinler için okunacak dua, kuranda cinler için ayetler, Cinler ve büyülerden korunma” için 15 Yorum

  1. ümit says :

    Selamunaleyküm bu cevapların hepsini mi yapmalı yoksa içlerinden birinin yapılması yeterlimi_?

  2. mustafa says :

    حرق الجن في جلسة واحدة
    Tek celsede cinni yakmak ve öldürmek

    الاذان الشرعى عدد سبع مرات
    7 defa ezan

    سورة الصافات كاملة سبع مرات
    7 defa Saffat suresi tam olarak

    سورة الجن سبع مرات
    7 defa Cin suresi

    سورة ق سبع مرات
    7 defa Kaf suresi

    سورة الرعد سبع مرات
    7 defa Rad suresi

    سورة الطارق سبع مرات
    7 defa Tarik suresi

    هذه الطريقة المذكورة عملت بها اكثر من مرة وهى باذن الله قاتلة للجنى الظالم والمارد
    Bu anlatılan yolu (ayetler) birden fazla yaptım Allah’ın izni ile zalim ve azgın cinni öldürücüdür.

    على ان تقرا فى جلسة واحدة ويفضل ان تكون القراءة بعد صلاة العشاء
    Okuma işlemi tek seferde yapılmalı ve okuma zamanı olarak aksam namazından sonraki vakit seçilmelidir.

    مع ملاحظة ان ازهاق روح الشيطان المتلبس بالجسد يترك اثرا فى جسد المريض لذا يجب على المعالج ان يقوم بعملية قفل جسد المريض بعد الحرق حتى لا يتعدى علي المريض احد من سفهائهم

    Sonuç olarak musallat olmuş şeytanın ölüsü hastanın vücudunda iz bırakır. Bu sebepten dolayı tedaviyi yapan kimse cinni yakma işleminden sonra saldırgan şeytanlardan birisinin hastaya saldırıp giremeyinceye kadar hastanın vücudunu kilitlemesi gerekir.

    اسال الله ان يشفى امة محمد وان ينصر امة محمد صلى الله عليه وسلم

    http://www.jondislam.com/vb/t5285.html

    hocammustafa@hotmail.com

  3. muhsin iyi says :

    Şeytanlardan, Şeytanların, Cinlerin Tasallutundan Korunma Yolları
    Allah cinleri bizlerin yaşadığı boyuttan farklı bir boyutta yaratmıştır. Yaşatmaktadır. Onların inanmayanlarına şeytan denir. Şeytanlar insanlara çeşitli şekillerde musallat olurlar. Allah onlara bu noktada müsaade vermiştir. Kuran-ı Kerim’de ilgili ayetleri okuduğumuzda bunu rahatlıkla anlayabiliriz.
    Şeytanın insanların büyük çoğunluğuna musallatı vesvese iledir. Yani onların bilinçaltlarına vesvese verirler. Allah’ın şeytana verdiği izin de buraya kadardır. Vesveseyi bilinçaltı algılar. Vesvese dine, itikada aykırı kötü ve çirkin düşüncelerdir. Bunlar bilinçdışı tarafından algılandıkları zaman insana sanki kendi düşüncesi gibi gelir. Hâlbuki şeytanın vesveseleridir. Sahibi şeytanlardır. Onun için hangi türde olursa olsun, ne kadar kötü ve çirkin bulunursa bulunsun bu tür düşünceler kişiye ait olmadığı için bir sorumluğu yoktur. Bu sebeple suçluluk psikolojisine de girmeye gerek yoktur. Dini ve itikadi açıdan kötü ve çirkin düşünceler akla geldiği zaman sadece edep gereği ‘subhanallah, estağfirullah’ demek yeterlidir. Bunlar yüzünden kişiye herhangi bir günah söz konusu değildir. Bunların sahibinin şeytanlar olduğunu bilmek ve bunlara aldırmamak en iyi savunma yoludur. Bu vesveseler yüzünden ibadetlerini bırakan insanlar, şeytanların arzularını yerine getirmişlerdir, şeytanlarla mücadelede mağlup olmuşlardır. Onlara yazıklar olsun.
    Ayrıca vesvesenin kişideki imanın belirtisi olduğunu da söyleyelim.
    Bu yazımızda şeytanların bizzat musallat olma durumunda neler yapacağımıza değineceğiz.
    Öncelikle insanlardan bazılarının genellikle merak saikı veya bazı nefsani nedenlerle cinlerle iletişim kurmalarının yanlışlığına değinelim.
    Medyum diye bilinen kişiler, genellikle kalp gözlerinin açıldığı ve bu üstün meziyetten ötürü cinlerle iletişim kurdukları için kendi kendilerine bir boş gurur içerisinde bulunurlar. Övünürler. Kendilerini diğer insanlardan üstün görürler. Hâlbuki başları beladadır. Farkında değillerdir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki çok zeki bir insanla aptal bir insan evlendiler. Aptal insan evliliğine sahip çıktığı zaman aradaki zeka uçurumundan dolayı büyük bir komplekse kapılacaktır. Bu yüzden eşine sahip çıkma adına onu kısıtlamalara ve çeşitli çatışmalara girişecektir. Bunun gibi cinlerle dost olan kişiler de benzer bir cenderenin içerisinde bulunacaklardır. Çünkü cinlerin zeka seviyeleri çok düşüktür ve bu yüzden aşağılık kompleksinin etkisiyle insanlara üstün olma arzuları çok yüksektir. Bu yüzden insan ile cinlerin arkadaş olmaları mümkün değildir. Bunların doğaları gereği her iki kesim de ister Müslüman olsunlar, ister başka dinlerde veya inançlarda ortak bulunsunlar yine de ister istemez çatışacaklardır. Onun için medyumluktan uzak durmak gerekir. Medyumluk durduk yerde insanın başını belaya sokmasıdır. Cinlerin sağdan soldan haber getirmesi bahasına girilecek büyük bir eziyettir. Velev ki cinleri Müslüman olsa bile. Aslında medyumluk cinleri haber toplaması için hüddam edinmektir. Bu yolla elde edilen bilginin özel hayatta gizli olanı araştırma, gıybet, suizan ve iftira türlerine benzemesi açısından haramlığı da ayrı bir konudur. Büyük günahlardandır.
    Gelelim hüddam meselesine. Hüddam demek cinleri çeşitli amaçlarla hizmetçi olarak kullanmaktır. Hüddam edinmek isteyenlere önce şunu sorarım. Sen akşam evine gidince eşine de ki: ‘Sen benim hizmetçimsin.’ Bakalım ne diyecek. Elbette bu sözü insanın eşi bile kaldıramaz. Tepki gösterir. Cinlerin gerek Müslümanları gerekse kâfirleri ise bu sözü hiç kaldıramaz ve bu açıdan insanları kınarlar. Şeytanların böyle hüddam isteyen Müslümanlara yapacaklarını öç ve kin duygusuyla seyrederler. Çünkü kibir, gurur, ucub gibi duygular ateşten yaratıldıkları için cinnilerde insanlara göre daha bir üst düzeydedir. İnsanlardan bu tür sözler işitmeleri onları çok kızdırır. Aşağılık kompleksini harekete geçirerek kin ve öç almalarını sağlar.
    Allah (c.c.) da bu maksatla yani hüddam edinmek amacıyla surelerini okuyan ve güzel isimlerini çeken kişilerin de böyle bir musibete düşmelerine izin verir. Gerek Allah’ın kitabının okunması gerekse Allahın güzel isimleriyle zikrinin çekilmesi onun rızası dışında böyle bir gaye ile olursa insan durduk yerde başına bela alıyor demektir. Sonuçta bu tür ibadetlerle cinnileri algılayacak manevi terakkiye insan ulaşınca şeytanlar ona çeşitli duyu organları kanalıyla iletişim kurmaya başlayacaktır. Genellikle dokunma duyusu ile işitme duyusu kanallarıyla cinnilerle iletişime geçilir. Cinni şeytanlar bu yollarla eziyet de yapabilirler. Daha doğrusu cinni şeytanların musallatı genellikle bu iki duyu organıyla olur. Bazı insanlar onları madde âleminde duman şeklinde ve belli belirsiz insan görünümünü andırır biçimde de görebilirler.
    Cinleri görmek veya onlarla iletişime geçmek demek kalp gözünün açılması demek değildir. Kalp gözü ile kastedilen letaiflerdir. Kalp gözü ancak tarikata intisap edip senelerce şeyhin rabıtasını yaptıktan, verdiği virdi, zikri çektikten sonra Allah’ın bir ihsanı olmak üzere insanın göğsünün çeşitli noktalarında ve iki kaşının arasında bulunan letaiflerinin açılması ile oluşur. Bu sayede nurları görür. Nurlar değişik renktedirler. Kırmızı, sarı, yeşil, beyaz, siyah ve bunların karışımı değişik tonlar. Şeytanlar bu makamda bulunan müride insan biçiminde, özellikle onun aklını başından alacak dişi güzeller biçiminde görünürler. Bu güzeller peri diye edebiyata girmişlerdir. Allah bu makamdaki müridi bu dişi şeytanlarla imtihana tabi tutar. Medyumlar şeytanları bu halleri ile göremezler. Görseler akılları başlarından giderdi. Onlar ancak gözleri açık veya kapalı iken onları sanki bir duman gibi belli belirsiz bir biçimde görürler. Oysa kalp gözü açık bir insan onları aynı insan gibi net ve açık bir surette görür.
    Şeytani cinlerin cinsel ilişkide bulunmalarındaki amaç kişinin ruhunu zayıf kılmak, sonra da onu çarpmaktır. Bu da tabii çeşitli organların felç olmaları ile sonuçlanır. Tabii asıl amaçları son nefeste insanların imansız gitmelerini sağlamaktır. Bunun için olmadık yalanlara başvururlar. Genellikle hak suretinde yaklaşırlar. Sürekli evlilikten söz ederler. Hâlbuki onlarla evlenmek hem caiz değildir, hem de mümkün değildir. Çünkü bizim onların âlemine gitmemiz olanaksızdır. Ancak uyku sırasında olur ki o zaman da insanın şuuru yerinde değildir. Kalp gözü açılmış kişiye bile şeytanlar bizzat kendileri istedikleri surete girerek görünürler. Yani kalp gözü açılmış kişi bile onların âlemine girememekte, şeytanlar ona yaklaşmaktadırlar. Yani binlerce şeytan o kişi ile bir ve aynı formatta iletişim ve münasebet kurabilirler. Bunu o kişinin ayırt etmesi imkânsızdır. Güya olan eşine sahip çıkması onu denetlemesi de mümkün değildir. Yani onlarla evli olduğunu sanıp cinsel ilişkiye girenler zinaya düşerler. Manevi yönden git gide zayıflayıp onların oyuncakları olurlar. Allah korusun. Bir de bu şeytanlar senin bu âlemde bizimle kurduğun cinsel münasebet sonucu çocukların oldu yalanını çok söylerler. Maksat yine kişiyi bu yolla kendilerine bağlamaktır. Bu da tıbben, ilmen mümkün olmayan büyük bir yalandır.
    Zina her çeşidiyle insan ruhunda onulmaz yaralar açan ve şeytanların tasallutuna zemin hazırlayan büyük bir günahtır. Zinaya düşen insan nurlardan soyunur. Zina her çeşidiyle insanlarla da cinnilerle de aynı etkiyi yapar. Oysa insan ruhu nurla beslenir. Nur olmayınca zayıflar. Bedenle ruhun münasebeti azalır. Bu yüzden şeytanların insanları çarpmaları, yani çeşitli organlarda felç halinin yaşanması mümkün olur. Onun için şeytanların tüm derdi evlileri boşandırmak, bekârları da evlendirmemektir. Bu sayede toplumda zinayı çoğaltmaktır. Zina yapan insanda nur kalkınca üzerine zulumat yağar. Zulumat ruha zehir gibi etki eder, onu zayıflatıp dermansız bırakır. Ayrıca zina yapan insanların son nefeste imansız gitmeleri daha büyük bir olasılıkladır.
    Unutmayın ki bu din başlangıçta yani Mekke döneminde insanlardan sadece zina yapmamak ve putlara tapmamak üzere söz istiyordu. İnsanlar da putlar yolu ile gelen sosyal ayrıcalıklarından kopamadıkları ve azgınlaşan nefislerinin zina istekleri yüzünden bu dine girmek istemiyorlardı. Bu aşağı yukarı on yıl kadar sürdü. Sonra İslam’ın diğer şartları ayetlerle bildirildi.
    Böyle açıkta cinni şeytanların musallatına genellikle zikir erbabı karşılaşır. Bunun nedeni zikirle nefisleri incelir ve terakki kaydeder. Gönül gözleri açılmaz ama nefisleri saydamlaştığı için cinnilerle çeşitli duyu organları vasıtasıyla iletişime girebilirler. Aşağı yukarı on beş yıldır bu tür insanlarla iç içe olduğum için bu konuda epey tecrübeye sahibim. Ayrıca bu yazının masa başı yazısı olmadığını, yazarının da cinni şeytanların tasallutunda fazlasıyla nasiplendiğini de belirteyim.
    Kendi başına zikir çeken bir kardeşimiz bu cinnilerle günün birinde tanışmış. Tabii ona büyük bir kutup olduğunu söylemişler. Zavallıyı kandırmışlar. Cinniler de kendilerini evliya veya peygamber ruhu diye tanıştırırlar böyle zavallılara. Senaryo pek değişmez, genellikle böyledir. Bazen canları sıkılınca onlarla eğlenirler. İşte böyle bir durumda ona demişler ki: ‘Sen şu tarihte öleceksin, ona göre hazırlığını yap.’ Tabii bizim kardeşimiz de öleceğini bilen bir veli edasıyla arkadaşlarıyla dostlarıyla, ailesiyle vedalaşmış, ama ölmeyince durum meydana çıkmış. Acınacak duruma düşmüş. Onun için her zaman derim: Kardeşlerim, her şeyi uzmanına danışırsınız da neden bu zikir hususunda ve bu yolla gelen hallerde bir mürşid-i kâmile danışmazsınız. Mürşid-i kâmiller şeytanları insanlardan daha iyi tanırlar, onların hilelerini hemen bilip sofiyi vesvese diye uyarırlar, o hale değer vermemesini öğütlerler. Zikir yoluna mürşidi kâmilsiz çıkanlar şeytanların oyuncağı olabilirler. Onlardan kurtulmaları mümkün değildir.
    Zikir Allah rızası dışında bir gaye ile çekilirse mutlaka şeytanları başa toplayacaktır, o insanı baş edemeyeceği bir fitneye düşürecektir. Bir uzman olarak mürşidi kâmile ihtiyaç duyulduğu gibi asıl bu şeytanlardan kurtulmak için de böyle bir mürşidi kâmilin rabıtasına ihtiyaç vardır. Özellikle telebbüsü rabıta yatarken cinni şeytanların saldırılarında paratoner gibi işlev görmektedir. Rabıta demek, nur kaynağı şeyhten yararlanmaktır. Ruhu nur olan şeyhin ruhuna bağlanmaktır. Onun için böyle cinni şeytanların tasallutuna maruz kalan insanların din simsarlarının eline düşmeden silsilesi sağlam gerçek bir şeyh aramaları, bağlanmaları gerekir. Gerek zikir, gerekse rabıta şeytanlara büyük eziyetler verir.
    Din simsarlarının amacı para kazanmak veya böyle zor durumda bulunan yani şeytanların çeşitli tasallutlarına maruz kalmış insanlardan eğer kadınlarsa cinsel açıdan yararlanmaktır. Bu tür insanlara hiçbir şekilde kanmamak ve bunlardan uzak durmak gerekir. Onlardan gelen geçici iyileşmeler ancak şeytanlarla yaptıkları danışıklı dövüştür. Kimse bunların elinden şifaya kavuşamaz.
    Peki böyle cinni şeytanların tasallutuna maruz kalan insanların bilmesi ve yapması gereken şeyler nelerdir?
    Böyle kişiler öncelikle şunu bilmelidirler ki, bu şeytanları sihirli sözlerle, muskalarla, zikirlerle, dualarla tamamen uzaklaştırmak veya yakıp kül etmek mümkün değildir. Bu büyük bir cihattır. Peygamberimiz s.a.s. nefis ve şeytanla yapılan savaşa büyük cihat demiştir. Savaştan kaçarak kimse zafer elde edemez. Şunu bilin ki onlar musallat olma ile her ne kadar sizlere eziyetler etse de bir mümin okuduğu surelerle, çektiği zikirlerle onlara daha büyük eziyetler verir. Hele bu mümin bir de ehl-i tarik olup da günün büyük kısmını da telebbüsü rabıta ile geçiriyorsa cinni şeytanlara çok büyük zararları dokunuyordur. Onların adeta dermanlarını kesiyordur. Çünkü bu ibadetler adeta nur kaynaklarıdır. İnsanlar nasıl ateşten zarar görürlerse cinni şeytanlar da nurlardan olumsuz etkilenirler. O kişiye tasalluta devam etmelerinin tek nedeni yenilgiyi kabul etmek istememeleri ve inatçılıklarıdır.
    Şeytanlar ateşten yaratıldıkları için şeffaftırlar. İnsan bedenine girebilirler. Allah onlara böyle bir izin vermese de insanlara eziyet için bunu yaparlar. Allah onlara sadece vesvese verme iznini vermiştir. İnsanların bedenine veya çeşitli organlarına verdikleri çeşitli eziyetlerle telafisi mümkün olmayan kul haklarına girerler. Bu eziyetler eşek misali o kişinin günahlarını yükleyecek bir nimete dönüşürler. Yani bu dünyada onların bu türde musallatı ile çekilen sıkıntılar ahrette büyük birer nimet olacaktır inşallah.
    Şeytanların verdiği kaygı uyandıran sözlerine hiçbir şekilde aldırmayın. Tehditleri hep boştur. Kulak asmaya bile değmez. Tıpkı uzaktan havlayan köpekler gibidirler. Onlara verilecek en güzel cevap ‘Hasbünallahu ve Nimel-Vekil’ demektir. Onların boğaz kaslarını sıkmaları kişileri genellikle kaygılandırır ve cinni şeytanların kendilerini öldürebileceği yanılsamasını verirler. Hâlbuki bir cinni şeytanın hatta onların en güçlüleri olan ifritlerin bile bir insanı öldürmeye güçleri yetmez. Hepsi birleşse de bunu yapamazlar. Onları ve bizleri de yaratan Allah (c.c.) onların her halinden ve yapacaklarından ezeli bilgisi ile haberi olduğu için onları o güçte yaratmamıştır. Bir insanı öldürmeye güçleri hiçbir zaman ve hiçbir şekilde yetmez. Bazı organlarda sadece kullandıkları bazı tekniklerle yani kasları özel bir yöntemle sıkarak sanki büyük bir ağırlığa sahipmiş ve güçlüymüş intibaı bırakırlar. Gerçekte böyle maddi bir ağırlıkları yoktur.
    Peki onların bedene, organlara verdikleri sıkıntı ile cinsel tacizleri ve eylemlerinin önüne nasıl geçilebilir?
    Demin de dediğim gibi sihirli formüller arayanlar aradıklarını hiçbir zaman bulamazlar. Çünkü böyle bir şey yoktur. Onlarla bir ömür boyu hatta son nefeste bile çarpışmayı daima göz önünde bulundurmak lazımdır. Bu dünyanın kanunu, insanın da kaderidir. Büyük cihattır. Onlardan gelen sıkıntıları azaltacak bazı teknikler vardır. Örneğin mutlaka abdestli taşımak kaydı ile küçük bir Kuran-ı Kerimi göğüs üzerinde cepte taşımak bu durumdaki insanları rahatlatmaya yeterlidir. Ayet el Kürsi gibi onlara zarar veren bir ayet, Nas ve Felak sureleri fotokopi yolu ile istenildiği kadar çoğaltılarak abdestli olarak üzerimizde taşınabilir. Genellikle şeyhler ve iyi niyetli hocalar dua, salavat kısmı fazla ama ayet kısmı onlara nazaran az olan muskalar, yazılar hazırlarlar ki kişiler abdestsiz de bunları üzerinde taşısınlar diye. Bunları da fotokopi ile yarar derecesini görünceye kadar çoğaltılıp üzerimizde taşıyabileceğimiz gibi yatarken de kullanabiliriz. Bütün bunları okuma ve üzerine de üflemek onların güçlerini daha da artırır. Tabii bunlar geçici ve rahatlatıcı tekniklerdir. Cinni şeytanlardan tamamen kurtulma yolları değildir. Olamaz da.
    Asıl mücadele cephesi kişinin ruhunu güçlendirmesidir. Bunun için öncelikle kişinin bütün günahlara tövbe etmesi gerekir. Günahlar nuru yok ederler, nurun düşmanıdırlar. Ruh nurla güçlenir. Nur da namaz kılma, zikir çekme, sure, ayet tilaveti ile güçlenir. Ruhu güçlendiren bu mücadelede asıl silah ise rabıtadır. Rabıtalar içerisinde de bu mücadelede en yararlısı telebbüsü rabıtadır. Telebbüsü rabıta şeyhin suretine girme, kendini ortadan kaldırıp şeyhi ikame etmedir. Ruh telebbüsü rabıta ile kendisine musallat olan şeytana adeta nur kesilir. Nur şeytanları yakar, onlara acı verir. Şeyhin ruhu telebbüsü rabıta kuran sofinin ruhunu sarmalar bu sayede nura kavuşur. Şeytanlar da bundan büyük zararlar görürler. Zamanla telebbüsü rabıta meleke haline geldiğinde ruh fenafişşeyh makamına ulaşır. Artık şeytanlar bu insandan kendilerine bir hayır gelmeyeceğini anlarlar, kendilerine verdiği zararlardan bıkarlar, o kişilerden uzaklaşırlar. Bu seneleri alabilir. Ama bu savaştan mümin mutlaka galip gelir. Çünkü fenafişşeyh makamından sonra fenafillah makamı gelir. Bu velilik makamıdır. Nefsin fenaya erip şeytanın nefsi dünya ve haramlarla kandırmada aciz olduğu bir makamdır. O kişinin bedenine yaklaşan şeytan ruhun nuru arttığı için eziyet etmekten ziyade kendisi büyük eziyetlere uğrar. Yani veliler de zaman zaman onlardan çeşitli eziyetler görebilirler, ama şeytanların onlardan gördükleri eziyetler kat kat daha büyüktür. Dediğim gibi cinni şeytanlarla insanların mücadeleleri her zaman ve her makamda söz konusudur. Bundan tam anlamıyla kurtulmak mümkün değildir. Allah dostları cinni şeytanlarla savaşmadan ve onlara galip gelmeden bu makama ulaşamazlar.
    Cinni şeytanların tasallutuna uğrayan kişi bilmeli ki bu durum sadece onun başında değildir. Allah dağına göre kar verir. İnsanı kaldıramayacağı şeyle imtihan etmez. Ümidini hiçbir zaman kaybetmemelidir. Şeytanların amaçladıkları şey mümini ümitsiz bırakmaktır. Oysa imanın temeli ümide dayalıdır. Kuran-ı Kerim’de Allah’ın rahmetinden ümidini kesenlerin ancak kâfirler olduğu belirtilmektedir (Yusuf Suresi, ayet 87). Şeytana Allah musallat olma konusunda izin vermiştir. Son nefese kadar da bu izin geçerlidir. Hatta son nefeste imanı çalmak için müminin içerisinde bulunduğu kaygı, korku, maddi sıkıntılarından yararlanarak onu kandırmaya, bir hayal uğruna imanını çalmaya çalışacaktır. Böyle sıkıntılarla karşı karşıya bulunan müminler tövbe-i nasuh ederek her türlü haramdan sakınarak ve ibadet hayatını zenginleştirerek şeytanla mücadele yoluna gitmeli, mümkünse gerçek bir şeyhe intisap edip vird almalı ve rabıtaya önem vermelidir. Zira vird ve rabıta şeytanla mücadelede en etkili silahlardır.
    Şeytanlar kendi isimlerini veremezler. Verirlerse bu onların sonu olur. Zira böyle bir isim gerçek şeyhe verilirse o şeytan yakılabilir, yani gerçek manada yakılma ancak bu yolla mümkündür. Şeytanların kendi isimlerini verme konusunda ağızları sıkıdır. Ama kendi isimlerini vermek için de içlerinde karşı konulmaz bir güdü duyarlar. Çünkü bu kendi varlıklarını size kabul ettirme anlamına gelir. Bundan sonsuz bir doyum alırlar. Bu yüzden konuşma ve sohbet sırasında ağızlarından isimlerini kaçırabilirler. Ama şeytanları yakma ile onlarla baş edemeyiz. Çünkü onların akrabaları ve dava arkadaşları arkasından sökün ederler. Ama yine de elimize geçirdiğimiz şeytanların isimlerini derhal hiçbir korku ve kaygı duymadan şeyhe bildirip bu konuda tavizsiz olmalıyız. Bunun bir büyük cihat olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle şeytan bizim apaçık düşmanımızdır (bk. Yasin suresi, ayet 60; Bakara suresi, ayet 208; Fatır suresi, ayet 6; Zuhruf suresi, ayet 62 vs.).
    Şeytan musallatından kurtulmada ve savaşında işin en zor yanı silsilesi sağlam gerçek bir şeyhi bulmaktır. Çünkü memleketimizde gerçek şeyhten daha çok sahtecileri de mevcuttur. Hele hele kendileri de cinlenip bu yolda umutsuz bir vaka durumuna düşmüş nice şeyh vardır. Sahte para ile gerçeğini ayırmada titiz olan insan, niyetlendikten sonra gerçek Allah dostunu bulabilir ve intisap da edebilir. Allah bu durumda bulunan kardeşlerimize yardım etsin. Amin.
    Muhsin İyi

  4. muhsin iyi says :

    Yukarıdaki yazımda, yani konuyu açan yazımda kafaya benzer sorular, kuşkular takılıyor. Aldığım mesajlar bunu gösterdi. Bunları kısaca soru cevap şeklinde yanıtlayayım.
    1.Zikir mutlaka Allah rızası için mi çekilmeli. Dünyevi bir maksadımız da olamaz mı?
    Evet, zikir mutlaka Allah rızası için çekilmeli. Dünyevi bir amaç için çekilmemeli. Bunun için en az zikrin başında ve sonunda olmak üzere veya her yüzde bir kere ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allahım Sen maksadımsın, isteğim de Senin rızandır.)’ demek bu açıdan yararlıdır. Kalp zikirde rotayı kaybetti mi bu cümle onu doğrultur.
    İnsanları anlamak çok zor. Bunu dedik mi zikirden uzaklaşıyorlar. Hâlbuki zikri Allah rızası için çekerlerse Allah onları hem dünyada hem de ahrette ödüllendirecektir. Zikir Allah rızası için çekildi mi dünyevi bazı armağanları da bünyesinde taşır. Kulun sadece dünyevi bir amaç için zikre yönelmesi zikrin değerini düşürür. Zikri amacı dışına çıkarır. Çünkü Allah bu dünyaya değer vermemektedir. Kullarının kendi rızasına talip olmasını istemektedir.
    Dualarda ise ahreti gaye edinerek dünyalık şeyleri Allahtan isteyebiliriz. Allahın güzel isimleri ile tevessül de yapılabilir. Ancak bunda da ahreti gaye edinmek, istenilen dünyalık dinimiz, ahretimiz için hayırlı ise nasip olmasını istemek gerekir. Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c.) güzel isimleri ile dua edilmesi (tevessül edilmesi) üzerinde de durmuştur: “En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na en güzel isimlerle dua edin. O’nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır (Araf suresi, ayet 180).” Bu ayette dikkati çeken nokta, bazı insanların Allah’ın (c.c.) bu güzel isimleri ile razı olmayacağı dualarda bulunmasıdır. Allah (c.c.) kulunun sadece dünyalık istemesinden hoşnut olmaz: “Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama ahirette onun hiç nasibi olmaz. (Şûrâ suresi, ayet 20).” Bu açıdan duada Allah rızasını, ahireti ihmal etmek büyük bir eksikliktir, yanlışlıktır. Kuşkusuz bununla dünyalık istemenin doğru bir şey olmadığını iddia etmiyoruz. Demek istediğimiz şey, istediğimiz dünyalık ile Allah’ın rızasına ve ahirete dönük bir işi ve kazancı düşünmeliyiz.
    2. Zikir Allah rızası için çekildi mi şeytan musallat olmaz mı?
    Şeytan her halükarda musallat olabilir. İster zikri Allah rızası için çekin, ister dünyevi bir amaç için çekin. Bu fark etmez. Ona musallat olma hakkını Allah vermiştir. Onun işi bu. Şeytana bakmayın. Şeytandan korkmayın. Kaygılanmayın. Zikri çekin. Allah rızasını gözetin. O size zarar veremez. İt ürür kervan yürür misali. Şeytanlar insanlara göre çok zayıf yaratıldığı gibi her zikir ehline de musallat olacak diye bir kaide de yoktur. Zaten musallat olsa da korkulacak bir şey yoktur. Zira zaten en az bir şeytan mümine musallattır ama bunu vesvese gibi meşru sınırlar içerisinde yapıyordur. O mümin çoğu kez bunun farkına varmaz.
    Şeytan zikir ehli olamayanlara hatta namaz kılmayanlara da açıkça musallat olabilir.
    Şeytan musallat olur kaygısıyla zikirden uzak durmak bizzat şeytanların vesveseleridir. Bu durum, ülkeme savaş açılır diye silahlanmamak gibi ahmakça bir düşüncedir. Bu zihniyetteki insanlar Allah’ın rızası yerine şeytandan korktukları için son nefeste kaybedebilirler. Allah korusun. İnsan elinden geldikçe Allah’ı zikretmeli. Mesela işim uzakta ve otobüsle gelip gittiğim için küçük tespihimi yanımdan hiç ayırmam. Hemen yol boyunca Allah Allah diye kalbimle zikir yaparım. Çünkü zikir her boş vakitte yapılacak çok uygun bir ibadettir. Zikir için her vakti insan kullanmalıdır. Saniyeyi boş geçirmemelidir. Zikrin kazandırdığını başka hiçbir ibadet vermez.
    3. Zikir için mutlaka bir şeyhe bağlanmak şart mı, zikri kendi başımıza çekemez miyiz?
    Zikir için bir şeyhe bağlanmak şart değildir. Kendi başınıza da çekebilirsiniz. Zikir çok güçlü bir ibadettir. Onun için şeytan engellemek için her hileyi kullanacaktır. Bir de zikirle bazı manevi haller yaşanır, bunların bir kısmı Allah’tandır, bir kısmı da şeytandandır. Bunları tek başınıza zikir çekerken bilmeniz imkânsızdır. Şeyhe danışmak lazımdır. Şeytan insana hem hak suretinden gelir hem de nefis damarını kullanır. Yani tek başına zikrin tehlikeleri çoktur. Tasavvuf yoluna girip o kültürü edinenlerin bile bazılarının, çoğu kez ayakları kaymaktadır. Şeytani bir takım hallerle kendilerini veli, kutup, mehdi vs. görebilmektedirler. Tasavvufun sırrı ise velev ki insan kutup bile olsa nefsini kâfirin nefsinden bile aşağı görmesidir. Hâlbuki şeytan bu tür insanlara çektikleri zikirle öyle bir nefis damarında giriyor ki bunları Firavun’dan daha azgın bir insan konumuna getiriyor, din yolu ile insanlara hükmetme hastalığına düşürüyor. Böyle insanlar değil nefislerini kâfirin nefsinden aşağı görme bir müminden bile aşağı görmüyorlar. Kul hakkına girseler o insandan özür dilemekten ve helalleşmekten bile acizdirler. Nefislerini öyle ilahlaştırmışlardır ki onların İslam’a ve tasavvufa verdikleri zararı kâfirler bile veremez. Zikir Allah rızası için çekilirse nefis erimeye başlar. Kendisini herkesten küçük görür, Allah rızası dışında başka bir amaçla çekilirse nefis azgınlaşır, şişer, kibre ve ucuba kapılıp insanlara zarar vermeye başlar. Allah’a da bu yüzden asi olur. Şeytanlaşır. Allah bizleri bu afatlardan korusun.
    4. Zikri şeyhe bağlanarak çeken kişi şeytanın tasallutundan kurtulabilir mi?
    Şeytanla böyle bir antlaşma yok. Şeytan herkese musallat olabilir. Zikri şeyhine bağlanarak çeken kişiye de musallat olabilir. Zikri yalnız başına, yani bir şeyhe bağlanmadan çeken kişiye de musallat olabilir. Hiç zikir çekmeyen hatta namaz kılmayan kişiye de musallat olabilir. Ama şeyhi olan kimse yaşadığı halleri şeyhine anlatabilme olanağına sahiptir. Şeyh de o yollardan geçtiği için yolu iyi bilir, şeytanların hilelerini anlar. Şeyhler müritlerinden dinlediği hallere genellikle iki çeşit cevap verirler. Fazla konuşmazlar. Ya Allah mübarek etsin, derler ki bu halin sadatların himmeti ile Allah tarafından ihsan edildiğine işarettir. Ya da vesvese derler. Geçerler. Açıklama pek yapmazlar. Bu da halin şeytandan olduğuna işarettir. Bu durumda mürit haline tövbe ve istiğfar ederek Allah’a sığınmalı ve tedbirini ona göre almalıdır. Bu hale itibar etmemelidir. Mürit her halini şeyhinin onayından geçirmek zorundadır. Yoksa ayağı farkına varmadan kayabilir. Çünkü şeytanlar ehli tariki yakın takibe almışlardır. En ufacık boşluğunu bile bir hile doldurabilir. Sürekli vesvese verirler.
    5. Zikir şeytanı davet midir, şeytanla savaş mıdır?
    Şeytan bizim ezeli düşmanımızdır. Onunla bütün ibadetlerimizi terk etsek bile barışamayız. Şeytanların insan soyuna amansız bir kinleri vardır. Bu, son nefeste insandaki imanı çalsalar bile soğumaz. Kendileri Allah’ı, peygamberleri bildiği halde bu kinleri yine devam eder. Kuran-ı Kerim’in hak olduğunu da hakkal-yakin (gözle görmenin ötesinde, adeta yaşayarak) bilirler. Çünkü nurundan tanırlar. Okunduğunda nurları onları yakar. Bu özellik başka kitapta yoktur. Ama insan soyu karşısındaki aşağılık kompleksleri ve kinleri onları insanlara, özellikle müminlere düşmanlığa sevk eder.
    Yani şeytanla ve nefisle savaşmak zorundayız. Bu bir kaderdir. Daha doğrusu her insanın kazanması veya kaybetmesi gereken bir imtihandır. Kaybedersek ebedi hayatımız mahvolur, Allah göstermesin cehenneme düşeriz. Kazanırsak Allah’ın rızasını elde edip ebedi hayatımız cennette geçer.
    Onun için akıllı bir mümin zikri bırakmak şurada dursun onu şeytanlara karşı kullanılacak bir silah olarak görür. Gece gündüz zikirle meşgul olur. Zikirle nurunu artırır. Ruhunu güçlü kılar. Allahın da rızasını kazanır.
    6. Silsilesi sağlam gerçek bir mürşidi kâmili nasıl bulacağız. Onu siz söyleseniz olmaz mı?
    Benim söylemem uygun değil. Zira benim pek çok kusurum var. Ona bağlanabilir. İkincisi sürekli yazıyorum. İnsanlara bir şeyhi reklam yapmak da yanlış anlaşılır. Üçüncüsü de benim söylememle elde edilecek şeyh sizin için ancak bir vesvese kaynağı olur. Çünkü bu iş o kadar kolay ve basit değildir. Kişinin varoluşsal sorunu olduğu için kendisinin arayıp bulması gerekir. Yoksa kıymeti bilinmez ve düşer. Kaldı ki herkes şeyh aramaya, tarikata girmeye mecbur değildir. Ama bu devirde yalnız başına insanın İslam’ı yaşaması çok zor olduğu için en azından bir cemaatte bir hizmetinin olması güzel bir şeydir.
    Şeyh nasıl aranır ve bulunur bu konuda kısaca şunları söyleyebilirim.
    Öncelikle bütün günahlara tövbe etmek, onlardan tamamen uzaklaşmak, kalben de pişman olmak gerekir. Bundan başka namaz, oruç vs. gibi borçlu olduğumuz ibadetler ve kul hakları varsa ödenmeye çalışılır. Ayrıca bütün farz, sünnet ibadetler incelikle yapılmaya başlanır. Gözyaşı ile Allah’tan bir dostu utanarak, sıkılarak istenir dualarda. Bunun için istihare ve hacet namazları da kılınabilir. Kılınmasa da her namaz arkasından edeple istenir. Bu seneler de alabilir. Allah genellikle rüyada gösterir. Bu birinci yoldur.
    İkinci yol. Ya Bismillah deyip tek tek Allah dostlarını gezmektir. Şimdi internet var. Oralarda siteleri ve adresleri bile var. Ama mekânlarına gitmek şarttır. Uygun olan zat bulunduğunda genellikle bu dünyaya ait olmayan bir hoş koku ile işaret alınabileceği gibi kişinin kendisinin idrak ettiği başka işaretler de olabilir.
    İşaret alması mutlaka gerekiyor mu? Gerekmiyor da bu yol çok meşakkatlidir. Yani zikir ve rabıta için kişi en az bir iki saat gibi bir zaman harcayacaktır. Allah bu ibadetleri şevkle yapsın diye bu yolu hak eden müritlerine genellikle çeşitli işaretler verir. Bazılarını uzaklaştırmak için vesveseye düşürür. Tabi bunlar bu yolun hakkını yerine getirmeyenler içindir. Zira Allah kimseye zulmetmez. Bu yolun hakkı da tövbe-i nasuhtur.
    Uygun şeyh bulunduğunda tamamen teslim olunur.
    Zikir hususunda buradaki yazdıklarımı yeterli görmeyenler ve başka soruları olanlar bu sitede bulunan şu yazılarımı okusunlar:
    1. Zikir, Zikrin Önemi.
    2. Esma-i Hüsna (Esama’ül-Hüsna, Allahın 99 Güzel İsmi) İle Zikir Yapmanın Faziletleri
    Ayrıca vesvese konusunda daha ayrıntılı açıklama yaptığım bu sitede bulunan şu yazıma bakılabilir.
    Dini Kuşkuların, Şüphelerin, Kuruntuların Kaynağı, Vesveselerin Nedenleri Nelerdir
    Muhsin İyi

  5. muhsin iyi says :

    Dini Kuşkuların, Şüphelerin, Kuruntuların Kaynağı, Vesveselerin Nedenleri Nelerdir?
    İnsan bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. İmtihanı en başta nefis ve şeytanla olmaktadır. Müslümanların akıllarına gelen dini kuşkulara vesvese denir. Nefis ve şeytanla imtihan edildiğimiz için buna bağlı olarak vesvese de iki çeşittir: Nefis vesvesesi, şeytan vesvesesi.
    Nefis bilindiği üzere küfür üzere bulunur. Hidayete gelmesi mümkün değildir. Daha doğrusu bir Müslüman nefsini daima böyle görmelidir. Elbette nefis tezkiye edilebilir. Sırasıyla emmareden, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye, kâmile gibi üst derecelere ulaştırılabilir. Tarikatların amacı nefsi tezkiye etmektir. Ruhu saflaştırmaktır. Emmare nefsi (yani kötülüğü emredici nefsi) en azından levvame nefis (günahlara tövbe edip hak yola giren nefis) durumuna getirmektir. Ama bir veli (nefsi en az mutmainne makamındadır) de, kâmile basamağına ulaşan bir zat da, nefsini daima bir düşman olarak görür, ona karşı tedbirli olur. Nefis hiçbir zaman tam anlamıyla ıslah olmaz. Hayvanat bahçesinde kafesinde evcilleştiği düşünülen bir arslanın bakıcısını parçalaması alışık olduğumuz haberlerdendir. Bu nefis için hangi makamda olursa olsun her zaman mümkündür.
    Tabii insan sadece nefisten meydan gelmemiştir. İnsanda nefis dışında ilahi bir nefha (soluk) olan ruh da vardır. Allah, Kuran-ı Kerim’de nefis için ‘Kuşkusuz nefis kötülüğü emredicidir. (Yusuf Suresi, 53)’ diye bizi uyarmaktadır. Yine Allah Kuran- Kerim’de ruh için ise ‘Onu yaratıp düzene koydu, kendisine Ruh’undan üfürdü. (Secde Suresi, 9)’, ‘De ki ruh Rabbimin emrindedir. (İsra Suresi, 85).’ diyerek ruhu yüceltmekte, kaynağını Kendisi’ne izafe etmektedir.
    Nefis yaratılışı ile topraktan gelmiştir. Daha doğrusu nefsin doğasında en ağır basan öğe topraktır. Nefse bedenin manevi atmosferi gözüyle bakabiliriz. Nefsin bileşenleri anasır-ı erbadandır (yani toprak, su, hava, ateş). Tabii herkesin yaratılışı birbirinden farklıdır. Bunda etken olan şey bu unsurlardan birisinin diğerine göre daha ağır basmasıdır. Tabiatında toprak öğesi ağır basan kişi tembeldir. Çalışma ve ibadet ağırına gider. Korkaktır. Asalaktır. Rahatına ve keyfine düşkündür. Muhafazakârlar genellikle bu cinstendir. Su öğesi ağırsa dönektir. Verdiği sözleri çabuk bozar. Her renge girer. Kolayca yalan söyler. Münafık tabiatlıdır. Dedikoduya düşkündür. Her devrin adamı genellikle bunlardan çıkar. Hava öğesi ağır basan kişi çok duygusaldır. Hemen kanar. Duygu ve coşkuları ile hareket eder. Hayatı ciddiye almaz. Değişkendir. Dünyasını şarkılar, aşklar oluşturur. Arzularına göre yaşamak ister. Sanatçılar genellikle bunlardan çıkar. Bunların siyasetle hiç alakaları yoktur. Ateş öğesi öfke, hırs, kibir, kin, şehvet gibi durumlara karşılık gelir ki bunlar sahibini cehenneme götürecek kadar tehlikelidirler. Hayatı çok ciddiye alırlar. Daha doğrusu dünya hayatı dışında başka bir yaşamın, ebedi hayatın olacağını pek düşünmezler. Dava adamları genellikle bunlardan çıkar. Yani her insanın yaratılışında bulunan nefis, evrenimizin de, dünyamızın da temelini oluşturan bu dört öğeden oluşmaktadır. Adeta bunların ruhuna nefis denir. Yani toprak, ateş, hava, su kendi doğalarını, özelliklerini insana vererek onda nefis dediğimiz varlığı meydana getirmişlerdir. Bu dört öğe bizi dünyaya, insanlara ve evrene bağlamaktadır. Kişiliğimizin çekirdeğini oluşturmaktadır. Her insanın nefsinde bu dört öğeden bir öğe diğerlerine göre biraz ağır bassa da aslında insan nefsinde bunların her biri belli oranda da bulunmaktadır. Başkalarında gördüğümüz her olumsuz ahlak, davranış bizlerde de tohum olarak mevcuttur. Uygun şartlar bulduğunda hemen nefis içerisinde kendisini göstererek yeşerir, boy atar. Onun için nefis küfür üzere yaratılmıştır. Onun İslam’a girmesi, hidayeti kabul etmesi düşünülemez.
    Bunların hepsi, yani anasır-ı erba ve ona bağlı olarak nefis, Allah’ın ‘ol!’ emri ile yoktan yaratıldığı için insana vesvese veren özelliklere sahiptirler. Yani insanı Allah’tan uzaklaştıran birer tabiata maliktirler. Bundan dolayı nefsi temize çıkarma, nefsinden emin olma düşünülemez. Nefis bir düşmandır. Ölünceye kadar da bu durum böyledir. Onun için peygamberimiz (s.a.s.) insanın iki koltuğu altında taşıdığı nefsinden daha büyük bir düşmanı olmadığını söylemiştir.
    Nefsin yaratılış amacı da bizi Allah’tan uzaklaştırmaktır. Ruh ise Allah’tan bir soluk olduğu için Allah’a inanmak ister. Ona kavuşmayı arzular. Bütün erdemler ruhtan kaynaklanır. İbadetler ona huzur verir. Güzel olan şeylerde Allah’ı bulduğu için onlara âşık olur. Onlarla meşgul olmak ister. Bu manada mecazi (yani dünyevi) aşklar da mutasavvıflarca geçilmesi gereken bir köprü olarak görülmüşlerse de yine de övülmüşlerdir. Nefis ise güzel olan şeyleri elde etmek için şehvet ateşiyle yanar. Elde edemediği zaman kudurur, öfkelenir, kin güder, intikam almaya çalışır. Ruh da yanar ama aşkla yanar. Elde etmek yada etmemek gibi bir amaç ruhun aşkında yoktur. Ruh nefis gibi olumsuz duygularla kavrulmaz. Olumsuz duygular ruhu incitir. Nefis cimridir, karşılıksız kimseye bir şey vermez. Ruh cömerttir. Paylaşmaktan sonsuz bir zevk alır. Nefis bencildir. Önce kendisini düşünür. Ruh diğerkâmdır. Kendinden önce başkalarını düşünür. Kısacası bütün pis huylar, kötülükler nefisten kaynaklanır, bütün güzellikler, faziletler ruhtan gelir.
    Nefis ibadetlerden sıkılır, kaçar. Allah’a kul olmaktansa yok olmayı arzular. Çünkü aslı, mayası yokluktur. Ona ulaşmak ister. Allah ruhu Kendi nefhasından (soluk) yaratmışken nefsi ol emri ile yoktan meydana getirdiği anasır-ı erbadan yaratmıştır. Bu yüzden nefis daima Allah’a isyan üzeredir. Kendisine uyanı doğru cehenneme götürür. Bir Müslüman iç dünyasında daima nefsiyle cihat halindedir. Peygamberimiz (s.a.s) bu savaşı büyük cihat diye adlandırmıştır. Bu savaşı kaybeden nefsine uyar. Ebedi hayatını da zehir, zindan eder.
    Ruh ile nefis ergenlik yaşlarına kadar insanın iç dünyasında eşit oranda etkilidirler. Ergenlikten sonra ruh bir kenara çekilir, iç dünyanın egemenliği ve kontrolü genellikle nefsin eline geçer. Nefs-i emmare kuvvet buldukça bu egemenlik ve kontrol de o nispette artar. Nefis artık ruhu hapis altına alır, iç dünyada tek başına iktidar olur.
    Ruh Allah’ın rızası doğrultusunda meleklerden ilham alır, nefis ise şeytanlarla işbirliği yaparak insana vesvese verir. Ama nefsin vesvesesi ile şeytanların vesvesesi birbirinden farklıdır. En önemli fark, nefis vesvesesinde ısrar eder; ama şeytanlar vesvesesinden ısrar etmez, bir müddet devam ederler, başarılı olamadığını anlayınca o vesveseyi bırakırlar, başka vesveseye devam ederler.
    Nefsin vesvesesi kendini savunma psikolojisi ile izah edilebilir. Çağdaş bilimlerin, psikoloji ve psikanaliz gibi, incelediği şey ruh değil, nefistir. Onlar Allah’ı inkâr ettikleri gibi ruhu da inkâr ederler. Ruh onları pek alakadar etmez. İnsan insanın kurdudur anlayışı ile insana bakarlar. İnsanın çıkarsız iyilik yapamayacağını düşünürler. Âşık olmak aptallıktır, bir çeşit hasatlıktır onlara göre. İnsan hayvandan farksızdır. Karşılıksız iyilikler ve güzellikler sadece birer saflıktır, budalalıktır onlar için. Bunların insan doğasında yeri yoktur. Onların bilinçdışı, bilinçaltı olarak adlandırdıkları şeyin İslam terminolojisindeki adı nefistir. Gerçi onlar nefsin kökenini ta ansır-ı erbaya kadar götürmezler. Bilinçdışının temel içgüdülerle olumsuz, bastırılmış geçmiş yaşantılardan oluştuğunu belirtirler. Müslümanlar olarak deneyle, gözlemle sabit olmuş her bilgiye kendi malımız gibi baktığımızdan nefis için bunları da düşünebiliriz. Yani nefis, anasır-ı erbadan genel karakteristik özelliklerini aldıktan başka bir de içgüdülerle donatılmıştır. Acıkma, susama, cinsel v.b. gibi. Ayrıca nefis bunların yanında yaşadığı hayattan hoşlanmadığı yaşantıları olumsuz duygusal yükleri ile birlikte bastırarak çeşitli kompleksler edinmektedir. Bu kompleksler nefsin adeta yaralarıdır. Dokununca kanarlar. Hassastırlar. İnsan ilişkilerinde sorun çıkarırlar. Kişinin hayatını zorlaştırırlar. Görünüşte çözümleri basittir. Ama bu durum görecelik oluşturduğu için ilgili kişiye aşılması zor bir engel olarak görünür. Zaten onlar da kişilikleri ile bütünleşen bu komplekslere sahip çıkralar, onları en değerli hazineleri gibi korurlar. İşte nefsin vesvesesi bunlardan kaynaklanır. Yani kişi bu komplekslerin etkisiyle kendisini bazen dine karşı savunmak ister. Kompleksi ona dinde bazı kuşkular doğurur. Bu kuşkular Kuran-ı Kerim’den, peygamberimizin (s.a.s.) hayatından olabileceği gibi Allah’a kadar uzanabilir. O da kompleksini savunmak için farkına varmadan dine hücum etmeye başlar. Din hakkındaki bu kuşkular günden güne büyür. Artık bir dünya görüşü halini almaya başlar. Tabii bu seyirde iç dünyasında ruh onu engellemeye çalışır. Çünkü ruh Allah’tan bir emanet olduğu için hiçbir zaman Allah’ı inkâr edemez. Dine karşı gelmez. Allah’ı ve dini savunur. Ama nefis iç dünyada egemenliği ele geçirdiğinden ruhu susturur, yaratılışının gereği olan yere yani yokluğa doğru onu yuvarlamaya çalışır. Başı sıkışan ateistin Allah’tan yardım umması bu yüzdendir. Nefis son bir ümitle ölmeyen ruhun dili ve kalbiyle Allah’tan yardım bekleyebilir. Bu durumlar bazen ateistin hayatında olabilir.
    Şimdi nefsin komplekslerinin etkisiyle dinde kuşkulara gitmesini örnekleyelim. Zira yazımızda iddia ettiğimiz şeyler çok soyut oldu. Farz edelim ki bir eşcinsel. Tabii bununla bütün eşcinsellere ateistlik atfetme gibi bir amacımız yoktur. Zira inançlı eşcinseller de azımsanmayacak orandadır. Ayrıca bütün ateistleri de eşcinsellikle nitelendirmiyoruz. Zira ateistlerin çoğunun cinsel hayatı normal insanlarınınki gibidir. Kaldı ki İslam dininde eşcinsellik suç değildir. Suç olan şey, zinadır. Eşcinsel ilişkidir. Doğuştan gelen iktidarsızlık, bir engellilik durumudur. Kişi temiz, nezih bir hayatı seçerse normal insanların üzerinde bir karakter ve ahlaki olgunluğa ulaşabilir. Yani eşcinsellerde libido narsist bir karakter arz ettiği için bunların cinsel enerjiyle karakterlerini ve manevi yönlerini geliştirmeye yönelmeleri normal insanlara daha bir kolaydır, müsaittir. Biz bu örnekle tipik bir eşcinsellik olgusuna birkaç cümle ile değineceğiz. Benzerini Freud’un Olgu Öyküleri’nde bulabilirsiniz. İşte böyle birisini düşünelim. Kendimizi onun yerine bir an koyalım. Onu anlamaya çalışalım. Böyle birisi kendi kültür ve toplumu ile çatışma halindedir. İç dünyasında karşı cinse bir eğilim hissetmemekte, ama aynı cinse nefsi az da olsa bir eğilim duymaktadır. Nefsi bu durumu meşrulaştırmak için dine karşı vaziyet alacaktır. Çünkü din iç dünyada vicdan gibi işlev görür. Yani iç dünyanın hukukunu din meydana getirir. Nefis iç dünyada ruhun başını çektiği hukuku, yani dini ortadan kaldırmak için çeşitli dini kuşkuları gündeme getirir. Amacı çeşitli günahları vicdani bir rahatsızlık duymadan rahatlıkla işlemektir. Ruhun savunduğu dini değerleri hiçe indirgeyerek günahların zevkine dalmaktır.
    Şimdi de başka bir örneğe geçelim. Farz edelim ki bu kişi kendisini toplumun küçük gördüğü bir etnik kimliğe sahip. Toplum küçük görüyor olabileceği gibi bu kişi de olguyu kendisi abartarak, alınarak da böyle bir komplekse girebilir. Hâlbuki İslam dini toplumdaki bu tür eğilimi ve anlayışı cahiliye pisliği olarak nitelemiş; ulusların, etnik kökenlerin birbirine kardeşliğini ve eşitliğini savunmuştur. Gelin görün ki bunu kompleks sahibi kişiye anlatamazsınız. Anlamak da istemez. Devası İslam dininde olduğu halde o önce İslam’a saldırır, toplumu suçlayacağı yerde dine hücum eder, dinde kuşkular aramaya başlar. Çünkü dinle toplumu iç dünyasında bir tutar. Hâlbuki her devirde olduğu gibi toplumda da bazı cahili alışkanlıklar, gelenekler, düşünce biçimleri, anlayışlar birer hastalık olarak yaygınlık kazanabilir. Toplum iyi insanların mücadeleleri ile rayına oturtulabilir. Yani toplumlar da bazen insanlar gibi hastalanabilirler. Böyle durumlarda İslam dininde bir kusur görmek yanlıştır. İşte böyle kompleksi olan bir kişi, yani etnik kimliğinden dolayı kendisini küçük gören birisi, toplumla mücadele atmosferinde dine karşı da vaziyet alır. Nefsinde dinle ilgili şüpheler duymaya başlar. Kompleksi dinle çatışma içerisine girer. Genellikle olduğu gibi dine karşı çıkan bir ideolojinin de savunuculuğunu yapar. Onun atmosferine sığınarak kendisini korumaya çalışır.
    Genellikle uç örnekler verdiğimi biliyorum. Biraz da her insanın içerisinde bulunabileceği kuşkulara örnek verelim. Zira insanların büyük çoğunluğu dinin ana ilkelerinden kuşkulanmazlar. Ama dinin emir ve yasaklarına karşı duyarsızlardır. Nefisleri ahirette hiçbir cezaya tabi tutulmayacağı, Allah’ın geniş merhameti ile kendilerinin affedileceği vesvesesi ile bunları kandırmıştır. Hiçbir korku duymaksızın günahlara dalarlar. Günahlara daldıkları için dini yaşantıdan da uzaklaşırlar. Yani ibadetlere önem vermezler, haramları da gönül rahatlığı ile işlerler. Hâlbuki sonsuz güç kudret sahibi Allah’ın engin rahmetine güvenmenin yanında Cebrail, peygamberler, hatta peygamberimiz (s.a.s) dahi korkudan tir tir titremişler, hayatlarında hep bu korku ile ümit üzere olmuşlardır. İnsanın Allah’tan korkmaması, sadece Allah’ın rahmetine güvenmesi nefsin vesvesesi iledir. Nefis bu tür bir vesvese ile çoğu insanın ebedi hayatını karartmaktadır. Dine inanıp da böyle günah bataklığına dalan insanlar, kendilerini savunmak için şöyle düşünürler: ‘Allah günahları affeder. Zamanında susuz bir köpeğe su içiren bir fahişeyi Allah’ın affettiğine dair bir hikâye dinlemiştim. Biz de benzer bir şeyle yakayı kurtarabiliriz. Kaldı ki Allah yaptığına değil, kalbine bakar. Benim içim temiz…’ İşte çağımızda insanlar genellikle nefislerinin bu türde vesveselerine aldanıp ebedi hayatlarını karartmaktadırlar, kaybetmektedirler. Allah da Kuran-ı Kerim’de inananları şeytanların bu vesvesesine karşı şöyle uyarmaktadır: ‘Ey insanlar Allah’ın vadi haktır! Dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok hilekâr şeytan Allah’ın affı ile sizi kandırmasın. (Fatır Suresi, 5)’
    Vesvesede şeytanın rolü sanıldığı kadar büyük değildir. Şeytan nefsin gölgesinden gider. O şunu iyi bilir: Dökme su ile değirmen dönmez. Yani nefsin kompleksine uygun olmayan vesvese işe yaramaz. İç dünyada bir etkiye sahip olmaz. Bunu bildikleri için nabza göre şerbet verirler. Şeytanlar insanların yaşamlarını, iç dünyalarını çok iyi bilirler. Kişinin komplekslerine uygun vesvese verirler. Uygun vesveseyi buldukları zaman bunu örneklerle pekiştirirler. Sürekli vurgu yaparlar. Herkes iç dünyasında bilinçli olarak bu vesveseleri algılamasa da bilinçdışında bunlara muhataptırlar. İçlerine sanki özgün bir düşünce gibi doğarlar. Kişi bu vesveseleri kendi düşünceleri gibi algılar. Kendilerine zeki, akıllı, düşünen, fikir üreten insan yanılsaması verirler. Hâlbuki konuşanlar şeytanlardır. Nefsin gölgesinde (yani bilinçdışında) konuştukları için olan bitenden kimse bir şey anlamaz. Amaçları kişiyi İslam’dan uzaklaştırıp son nefeste imansız götürmektir. Davaları budur. Şeytanların insan soyuna karşı sonsuz bir kinleri vardır.
    Şimdi de bu vesveselerden nasıl kurtuluruz, onu biraz tartışalım. Vesvese olan düşüncelerin dine uygun cevaplarını kitaplardan okuyabiliriz. Geçici de olsa kişileri bu yol rahatlatabilir. Ama vesveseye tutulmuş kişi böyle bir arayışa girmez. Vesvesesini bastırmaya çalışır. Araştırmak şurada dursun, hiç konuyu kimseye açmak bile istemez. Çünkü bu onun sırrıdır, kendisi ile alay edileceğini sanır. Bir de boşu boşuna bir suçluluk duygusuna girer. Hatayı kendisinde arar. Ezilir, büzülür. Kendisini lanetli gibi bir şey sanır. Bu dindar kesim için ne yazık ki böyledir. Bazıları vesveseden kurtulmak için ibadetlerini bile terk ederler. Çünkü ibadet hayatı ile birlikte musallat olmuş sivrisinekler gibi vesveselerin kendilerini rahatsız ettiğini tecrübeleri ile anlamışlardır. Şu kesin ki vesvese inançsız insana gelmemektedir. Vesvese kişideki imanın belirtisidir. Böyleleri kafalarındaki vesveselere cevap bulduklarında biraz yatışabilirler; ama ibadet hayatları zenginleşmedikçe vesveseden tamamen kurtulamazlar. Yani bataklığı kurutmadıkça sivrisinekler eksik olmaz. Vesveseye karşı en pratik yöntem ilgisiz kalmaktır. Vurdumduymaz olmaktır. Tabii bu o an, yani vesvese anında gösterilecek bir tavırdır. Uzun vadeli bir çözüm değildir. Tedavi metodu da olamaz. Vesvesenin asıl nedeni nurdaki eksikliktir. Nur iman demektir. İmanı ancak ibadetlerle yakinleştirebiliriz. İslam hakkında çokça kitap okumak sanıldığı kadar etkili bir yöntem değildir. Aksi tesirler de yapabilir. İbadet hayatı biraz zenginleşince nur insanın bedenini, derken nefsini sarar, şeytanları etkisiz hale getirir. Çünkü iman nuru kişinin kalbinde hikmet pınarlarını açar, bunlar vesveseleri siler, süpürür. Kuran-ı Kerim’i orijinalinden okumak, okuduklarını anlamasa da kişinin kalbinde hikmet pınarlarının oluşmasını sağlayacaktır. Hatim yapmaya önem verenler, hikmetin hazinelerine sahip olurlar ve vesveseden de emin bulunurlar. Vesveselere akılsal planda yanıt bulmak sivrisinekleri tek tek yakalayıp öldürmek gibidir. Bu yolla bunları bitirmek, sonunu getirmek imkânsızdır. Şeytanların vesvese vermek dışında başka bir işleri olmadığı gibi nefis de kompleksleri ile bunları üzerine adeta davet eder. Ama ibadet hayatını biraz zenginleştirerek vesvesenin üzerine gitmek bataklığı kurutmak gibidir. İman güneşi nefsin üzerine doğunca nefis komplekslerinin farkına varır, usulüne göre İslam eczanesinin ilaçları ile tedavi olur, şeytanın yol bulacağı hastalıklar ortadan kalkar. Sağlığına kavuşur.
    Vesvese günah değildir. Ne türden olursa olsun bu böyledir. Kişinin suçluluk duygusuna girmesi boşunadır. Tövbe etmesine bile lüzum yoktur. Ama vesvese akla geldiğinde kişinin edeben ‘estağfurullah, subhanallah’ demesi yerinde bir davranıştır. Çünkü gelen vesveseler kişiye ait değildiler. Nefis ve şeytandan kaynaklanmışlardır. Kişi bu vesveselerden rahatsız olmuştur. Bunları benimsememiştir. Kovmak istemiştir. Ama başarılı olamamıştır. Gücü yetmemiştir. Bir de bunların yanında suçluluk duygusuna girip kendisini büyük bir günahkâr addetmesi ancak şeytanları sevindirir. Şeytanların da vesvese ile amaçladığı şey zaten budur. Onun Allah’a karşı ümidini yitirmesini sağlamaktır. Zira ayetle sabittir ki, ‘Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler topluluğu ümitlerini keserler (Yusuf Suresi, 87).’ Vesveselerin etkisiyle ibadetlerden uzaklaşmak şeytanları kendine güldürmektir. Nefisle ve şeytanla savaşı terk etmektir. Meydanı onlara bırakmaktır. Bu bir Müslüman için çok acıklı bir durumdur. Akla gelen vesvesede ibadetlere sarılmak, ibadet hayatını zenginleştirmek şeytanı ve nefsi kahreder, onların bu yolu bir daha kullanmalarının önüne geçer. Ayrıca bu yolla kalbe gelecek nurla kişinin nefsindeki hastalıklar, yani kompleksler de iyileşeceği için vesvese için gerekli zemin de ortadan kalkacaktır. Kaldı ki vesvese belasını Müslüman kullarının başlarına salan bu dünyayı bir imtihan yurdu kılan Allah Celle Celaluhudur. Başa gelen şerlere de sabrederek doğru yoldaki istikameti bozmamak Allahın muradıdır. Vesvese bir imtihandır. Allah’tan yardım umarak bu imtihandan başarılı çıkmak gerekir. Morali bozup da suçluluk duygusuna girmeye hiç gerek yoktur. Allah’ı suçlamak, kadere isyanla mukabele etmek, ibadetleri terk etmek imtihanı kaybetmektir; nefis ve şeytanı sevindirmek demektir. Bunun cezası ebedi bir pişmanlık olabilir. Allah bizleri korusun.
    Ateist insanlara gelen din bakımından aykırı düşüncelere vesvese değil, kuşku denir. Bu kuşkuların cevaplarını bulsalar da onlar yine de dine yönelmezler. Onların bu kuşkuları dillendirmelerinin amacı bu kuşkulardan arınıp dine dönmek değildir. Eğer öyle olsa idi buna vesvese diyecektik. Bunların amaçları bu kuşkularla kendileri gibi taraftar toplamaktır. İnançlı insanların zihinlerini bulandırıp ateist yapmaktır. Hâlbuki Müslümanlar vesveseden rahatsız olup bundan kurtulmaya çalışırlar. Agnostik, teist ve deistlerinkine ise doğruyu arayıp aramamalarına, amaçlarına göre kuşku veya vesvese denir. Eğer amaçları aydınlanıp dine girmekse buna vesvese, yok gayeleri insanları inançsızlığa teşvik ise buna kuşku denir.
    Nefsin ateist olduğunu ikrar etmesi öyle kolay bir şey değildir. Uzun evreleri, ruhla uzun mücadeleleri gerektirir. Herhalde nefis ve şeytanlar en sonunda onlara öyle bir hal veriyor ki kendilerinden emin oluyorlar. Ruhun etkisinden tamamen kurtuluyorlar. İç dünyalarına nefis tamamen egemen oluyor. Bu sayede vesveselerden de kurtuluyorlar. Rahatlıyorlar. Vesveseler kuşku niteliği kazanıyor. Kuşkular onlar için artık birer zihin jimnastiğine dönüşüyor. Din adamlarının o kuşkulara verdiği akıl ve mantığa, bilimsel gerçeklere uygun cevapları onlara sivrisinek vızıltısı gibi gelmeye başlıyor.
    Allah bizleri nefsin ve şeytanların vesveselerinden, şerrinden muhafaza buyursun. Amin. Dualarınızı istirham ediyorum.

  6. selma says :

    benim başımdanda geçti bu cinler bana yapaılan büyülerden sonrası musallat oldular ama şimdi ALLAHIMIN izniyle kalmadılar sadece şunu merak ediyorum namazımda arasıra bırakıp başlamam oluyo bunun nedenide ben kurtuldum sandığım cinlerin halenmi benle uğraştıkları cvp verirseniz sevinirim tşk ederim…

  7. muhsin iyi says :

    namazı kılmamada kabahati kendinizde arayın. günahlar namaza mani olurlar. bir de şeytanlar insanları hiç bir zaman terk etmezler. sadece kendilerini bazen politika icabı belli etmezler. şeytanlara Allah izin vermiştir. musallat olma bakımından. biz işimize, ibadetimize bakacağız. onlar aldırmayacağız.

  8. gamze says :

    bana yardım edin yalvarırım size bn çok korkuyorum yatamıyorum :((

  9. esra says :

    selamın Aleyküm hocam,size bir sorum olacak.bir arkadaşım bu varlıklara uzun süredir bulaşmış durumda bütün duaları okumasına rağmen kurtulamadı.bir şifa almaya giderken de engelleniyor.benim onun adına okuyup kurtarabileceğim bir dua tavsiye ederseniz çok sevinirim.teşekkürler.saygılar..

  10. pınar says :

    gecelerı cok korkuyorum ruyamda hep cın goruyorum benı oldurceklermıs ole dıolar nolur yardım edın bana okumadıgım dua kalmadı ne yapacagım bılmıyorum nolurrrrrrrrrr yalvarıyorum sıze yorumlarınızı beklıyorum tesekurler

  11. muhsin iyi says :

    Bu yazı, bu sitede daha önce yayımlanan ‘Şeytanlardan, Şeytanların, Cinlerin Tasallutundan Korunma Yolları’ adlı yazıma ek olarak yazılmıştır.
    Cin ve şeytan musallatından tamamen kurtulmak mümkün mü?
    Evet, şunu bir daha vurgulayalım ki, şeytanları hangisi olursa olsun hiçbir zikir tamamen uzaklaştıramaz ve yok edemez. Bunu bir defa bilelim ve kabul edelim. Çünkü onlar ordular halinde bulunurlar. Sıra ile nöbetleşerek insanlara musallat olurlar. Yani normalde namaz kılma, Kuran-ı Kerim okuma, zikir çekme onlara çok olumsuz etkilerde bulunur. Bundan dolayı zarar görürler. Halk tabiriyle yanarlar. Ama bu musallat olayında sıra ve nöbeti daha hızlı değiştirerek bunu telafi ederler. Tabii nur onların dermanlarını yine de keser. Güçlerini zayıflatır. İşte bu durum kişinin Allah’ın izni ile kazandığı büyük bir zaferdir.

    Tamamen bir nur haline gelmedikçe, yani Allah’tan fani bulup beka olmadıkça, kısacası veli olmadıkça şeytanların tasallutundan tamamen kurtulmak mümkün değildir. Kaldı ki bu manevi merhaleye ulaşan kişiler de ibadetlerinde zayıf kaldıklarında az da olsa onların çeşitli tasallutlarına maruz kalabilir.

    Şeytan ve cin musallatı sırasında insanlar neler yaşayabilirler?
    Şeytanlar duman (sis) halinde tüm vücudu sararlar. Letaif noktalarını kapatırlar. Kişilerin manevi yükselmelerini önlemek için bunu yaparlar. Ayrıca insanların hayattan bezmesi, ümidini kaybetmesi için onlara çeşitli sıkıntılar verirler. Ümitsizlik, en büyük günahlardandır. Allah göstermesin, insanı imansız götürebilecek bir manevi hastalıktır. Onun için hangi halde bulunursak bulunalım, Allah’ın bizleri imtihan ettiği gerçeğini hiçbir zaman unutmayalım ve ümidimizi daima canlı tutalım. Şu ayetteki ihtara kulak asalım: ‘Allah’tan ümidini kesenler ancak kâfirler topluluğudur (bk. Yusuf suresi, 87).’Ayrıca ümidimizi canlı tutmak, geliştirmek için Allah’ın bizlere şah damarından daha yakın olduğunu tefekkür edelim (bk. Kaf suresi, 16).

    Şeytanlar asla insanları öldüremezler. Ama sanki bazı kasları sıkabiliyorlarmış gibi bir izlenim bırakırlar. Özellikle boğaz kaslarını kullanarak insanları kaygıya sürüklerler. Hâlbuki onlara asla bu güç verilmemiştir. Onlar sadece sinirlerde uyguladıkları bazı tekniklerle bu yanılsamayı meydana getirirler. Elbette bazı organlarda şiddetli ağrı (boyun kaslarında, ensede, başta) yapabilirler. İnsana büyük bir halsizlik, yorgunluk, takatsizlik verebilirler. Bu yüzden insanların moral durumlarını bozup onları strese, depresyona, melankoliye düşürebilirler. Vesveseleri ile sürekli olumsuz düşünceleri dile getirirler. İnsanları ümitsizliğe ve karamsarlığa, panik atağa sevk edebilirler. Kısacası şeytanlar insanlara gizli veya açık surette maddi ve manevi çeşitli eziyetler verebilirler. Aslında insanların doktor doktor dolaştıkları ve tedavi olamadıkları pek çok ruhsal hastalık onlardan kaynaklanır.

    Cinlerin ve şeytanların musallatında en etkili zikir hangisidir?
    Gerek İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s) gerekse Mevlana Celaleddin Rumi (k.s.) cin ve şeytanların musallatında en etkili zikir olarak ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’i önermektedirler. Pek çok evliya ve âlim de bu görüştedir.

    Evet, şeytan ve cin musallatlarında en etkili zikir budur: ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim (Yüce ve büyük Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.)’

    Üzerindeki şeytanların kuvvet derecelerine göre günde 100-200-300… adet çekildiğinde birkaç günde bu zikir hemen tesirini gösterir. Önemli olan belli bir sayıdaki zikri her gün ara vermeksizin virt edinmektir. Ayrıca iş yaparken veya boş zamanlarda sayısız olarak bu zikre devam etmektir. Bu şekilde hareket edilirse Allah’ın (c.c.) izni ile bu zikir birkaç ayda kişiyi tamamen düzlüğe çıkartır. Şeytanlar elbette bu zikir çekildiğinde kişiden uzaklaşmazlar. Ama güçleri yok olur. Daha doğrusu çok azalır. O kişiye eskiden olduğu kadar zarar veremezler. Çünkü bu zikrin ortaya çıkardığı nur, şeytanların dermanlarını keser, onların insana zarar verme derecelerini önemli ölçüde azaltır. Bu da şeytanlara karşı yapılan cihatta büyük bir zaferdir. Her zafer Allah’ın bizlere sunduğu manevi bir ikramdır.

    ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’ o kadar acayip bir zikirdir ki, devası olmadığı manevi ve ruhsal hastalık yok gibidir. Büyük bir şifa kaynağıdır. Peygamberimiz (s.a.s) onun doksan dokuz derde şifa olduğunu söylemiştir. Ayrıca hadislerde belayı önleyici ve ortadan kaldırıcı yönü de vurgulanmıştır. Bir zalimden zarar görmekten korkanların; mevki ve makamını haksız yere kaybetme kaygısı yaşayanların bu zikre yönelmeleri (günde 100 adet) onlara büyük kazançlar sağlayacaktır. Onları güvenliğe sevk edecektir.

    Bu zikrin büyüklüğü nereden gelmektedir?
    ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim (Yüce ve büyük Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.)’, insanların İslam dinine girerken söyledikleri Kelime-i Tevhidin (La ilahe illallah) önemli bir şubesini teşkil etmektedir. Şöyle ki: Çağımızda insanlar herhangi bir puta veya putlara taparak görünüşte Allah’a (c.c.) şirk koşmamaktadırlar. Ama güç ve kuvvet hususunda çağımızda pek çok kişide gizli şirk bahis konusudur. Bu aslında her devirde vardı. Ama çağımızda daha bir artmış durumdadır. Hâlbuki Ehl-i sünnet itikadında güç, kuvvet, yaratma kavramları tamamen Allah’a aittir. İnsan niyetle yaptığını sandığı eylemleri sahiplenmektedir. Oysa insanların büyük çoğunluğu ise çağımızda gerçekte paranın gücüne tapmaktalar, mevki ve makam sahibi kimselere yakın olmakla da her işlerini düzelteceklerine inanmaktadırlar. Öyle ki bu durum onların manevi dünyalarında gizli şirk derecesine kadar varmaktadır. Dolayısıyla görünen vesileler, sünnetullah onların gözlerinde birer ilaha dönüşmektedir. İşte ilgili zikirde gücün ve kuvvetin tamamen Allah’a ait olduğu vurgulandığı için bu durum kişinin imanını insanların genellikle düştüğü bu tür şirklerden temizlemektedir.

    Cinler ve şeytanlar insanlara açıkça musallat olduklarında kendilerinde olduklarını iddia ettikleri bir güç ve kuvvet gösterisinde bulunurlar. Bu zikir Allah’ın hikmeti olarak onları yalancı çıkardıkları gibi perişan eder. Kişinin de cin ve şeytanların musallatı ve vesveseleri ile bu yönde bozulmuş olan itikadını düzeltir. Gücün ve kuvvetin yalnız Allahu Zülcelâl’a ait olduğunu ispat eder. Onun için cin ve şeytan musallatlarında bu zikri çokça çekmek, bu zikir üzerinde tefekkür kılmak gereklidir.

    Hadis-i şeriflerde bu zikrin arşın hazinelerinden bir hazine olduğu vurgulanmıştır. Bu da bu zikrin ne kadar büyük olduğuna işarettir.

    ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’ zikri, 5 kglık bir suya belli bir sayıda (100) şifa niyetine okunup üflenirse ve bu su bitirilmeden yarıya geldiğinde tekrar doldurulup yine belli bir sayıda (100) okunup üflenirse ve bu böyle devam edip giderse, inşallah gerek cin ve şeytan musallatlarında gerekse başka ruhsal sıkıntılarda büyük hafiflemeler, faydalar yaşanacaktır. Peygamberimiz (s.a.s) bu zikrin doksan dokuz derde deva olduğunu söyledikten sonra bunlardan en küçüğünün kederi (üzüntüyü) gidermek olduğunu belirtmiştir. Demek ki depresyon hali bu zikirle çok kolay bir şekilde aşılabilmektedir.

    Bu zikrin Arapça yazısını A4 sayfasında veya sayfalarında çoğaltıp teksir veya kitapçık haline getirip de abdestli olarak üzerinde taşımak da cin ve şeytan musallatlarında büyük yararlar sağlar.

    Elbette zikir sadece Allah rızası için çekilmeli ve zikredilen sözün manası da tefekkür edilmelidir. Şeytanların tasallutu ile yaşanan sıkıntılardan kurtulma mevzu bahis olsa da zikirde niyeti daima Allah rızasına dayandırmalıdır. Bunun için zikirden önce, sonra veya arada bir de olsa ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allah’ım Sen maksadımsın, rızanı da talep ediyorum)’ cümlesini tekrar etme çok faydalıdır. İnsanın kalbine Allah rızasını rota olarak gösterir.

    Letaif ve nefy ü ispat zikri çekenlere şeytanlar açıkça musallat oldukları zaman ne yapmalıdırlar?
    Yukarıda tavsiye ettiklerimize bu zikirleri çekip de şeytanların çeşitli açıkça musallatlarına maruz kalan sofiler de uyarlarsa büyük yararlar görürler. Sofiler en başta letaif noktalarına ihtimam göstermelidirler. Nurlar bu noktalardan neşet ederler. Allah indindeki asıl yerlerine yükselirler. Şeytanlar bu noktaları adeta tıkarlar. Nurların ortaya çıkmasını engellerler. Bu tür sorunlarla karşı karşıya bulunan sofiler letaif noktalarında Lafza-i celal (Allah) zikrini çekerken nefeslerini tutup 100 adetten sonra nefesi koyuvermeden üstüne biraz nefes alarak bir 100 daha çekmeliler. Ondan sonra nefesi bırakmalıdırlar. Nefes tutma şeytanlara çok büyük zarar vermektedir. Ayrıca Lafza-i Celal, sultani zikre yol açtığı için şeytanların adeta bedenlerini testere ile kesmektedir. Nefy ü ispat zikrinde nefesi tutmanın bir hikmeti de budur. Nefes tutma, özellikle şeytanların letaif noktalarını tıkama işlerini başlarına çalmakta, onlara çok büyük zararlar vermektedir.

    Kalp zikri çekenler şeytanların açıkça musallatlarına maruz kaldıklarında yukarıda letaif zikri çekenlere tavsiye ettiğimiz şeyi tespihi kalp üzerinde tutarak yapmalıdırlar.

    Nefy ü ispat zikrini çekenler ise letaiflerini açmak, açık tutmak, şeytanların tasallutundan korumak için sözünü ettiğimiz, yani letaif zikri çekenlere tavsiye ettiğimiz zikre de devam etmelidirler.

    Şeytanlar ve cinler niçin bazı insanlara musallat oluyorlar da bazı insanlar onlarla temas kurmak istedikleri halde onlara musallat olmuyorlar?
    Şeytanlar aslında her insana musallattır. Mümin olduğu halde şeytanı olmayan insan yoktur. Bu durum hadisle de sabittir. Fakat şeytanlar müminlere genellikle vesvese ile musallat olurlar. Bir kısım insanların onlarla iletişime geçmek için çabalamasına rağmen muvaffak olamamalarının nedeni şeytanların herhangi bir duyu organını kullanmasını ve o kişi ile iletişme geçmesini engelleyen etmenler olduğunu göstermektedir. Nasıl ses belli bir frekans arasında duyuluyorsa bedeni baştan sona saran nefis belli bir saydamlığa erişmeden duyu organlarının onları algılamasının ve onlarla iletişime geçmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Kişi istese bile onlarla iletişime geçememektedir. Yoksa şeytanların musallatı her daim mümkündür. Çünkü onlarda kendilerini insanlara kabul ettirmek, göstermek gibi güçlü bir içgüdü bulunmaktadır. İnsanlara açıkça eziyet etmek için de denemedikleri yol yoktur. Nefsin belli bir saydamlığa erişmesi ise insanın nur kaynağı olan ibadetlerle meşgul olmasına bağlıdır. Bunun dışında hiç ibadetle meşgul olmayan insanların onlarla iletişim kurmaları ise onların nefislerinin yaratılıştan getirdiği özellikle veya pek nefsi karartmayan günahları işlememeleri, saflıkları ile açıklanabilir kanaatindeyim. Aslında cinlerle ve şeytanlarla diyalog kurmak bir üstünlük değildir. Sadece bir özelliktir. İnsanların birbirlerinden üstünlüğü Allah’ın emir ve yasaklarına gösterdikleri itinadadır. Takvadadır (bk. Hucurat suresi, 13). Ayrıca bu konuda, yani insanların üstünlüğünün takvada olduğunu ifade eden onlarca hadis-i şerif bulunduğunu da belirtelim.

    Şeytan ve cin musallatlarında bardağın dolu tarafı yok mudur?
    Elbette başımıza gelen bela ve musibetler sabırla karşılanırsa Allah indinde sonsuz mükâfatlara kapı açabilir. ‘Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir (Zümer suresi, 10).’

    İnsanların çoğu şeytanları ve cinleri inkâr ederler. Onları beynin yarattığını, onların hayal ürünü olduğunu söylerler. Bunu ağır bir ruhsal hastalık olarak kabul ederler. Hâlbuki bu düşünce tarzı ile dinden çıkarlar da haberleri olmaz. Zira bu tür düşünceleri ile onlarla ilgili onlarca ayet-i kerimeyi inkâr etmiş olurlar. Kuran-ı Kerim’in bir ayetini ‘bilerek, açıkça’ inkâr eden kimse ise, kuşku yok ki, kâfir olur. Allah göstermesin.

    Bu açıdan bazı insanlara şeytanların ve cinlerin musallatı onlarca ayet-i kerimenin hak olduğuna dair aynelyakin (gözle görürcesine) hatta hakkalyakin (gözle görmenin de ötesinde, yaşarcasına) bir iman sağlar. Tabii en önemlisi, böyle şeytanların musallatına maruz kalan kimselerin aynelyakin, hakkalyakin derecesinde Kuran-ı Kerim’in bir nur kaynağı olduğunu keşfetmesidir. Çünkü Kuran-ı Kerim’in sureleri, ayetleri, kelimeleri okunduğunda bu varlıklara zarar verdiğini anlar. Çeşitli duyu organları ile bunu algılar. Bu anlama derecesine göre Allah’a, Kuran-ı Kerim’e, peygamberlere, kısacası imanın diğer şartlarına inanma derecesi yükselir. Kısacası şeytanların musallatı bir bela ve musibet olarak görünse de barındırdığı hayırlar çok fazladır. Yeter ki, böyle bir durumda olan kişi ümidini kaybetmesin, onlarla savaşın büyük bir cihat olduğunu bilsin. Hiçbir surette onlara teslim olmasın, onların çeşitli oyunlarına kanmasın. Şu kesin ki, evliyalık yolunda onların musallatı mukadderdir. Tabii bu sözle her şeytan musallatına uğrayan kişinin de evliyalık yolunda olduğunu iddia etmiyoruz. Ama imani konulara bakış açısında diğer insanlara göre büyük bir üstünlük kazandığı da muhakkaktır.

    Evliya olacak kişi nefsini ve şeytanları aynelyakin, hakkalyakin düzeyde tanımadan bu makama yükselemez. Nefis ve şeytanları aynelyakin, hakkalyakin düzeyde tanımayan bir kişinin de gerçek anlamıyla insanları irşat edeceğini sanmıyorum.

    Allah (c.c.), açıkça cin ve şeytanların musallatına uğrayan kardeşlerimize sabır versin, onları büyük cihatlarında muvaffak kılsın, sırat-ı müstakime ulaştırsın. Onların yar ve yardımcıları olsun. Âmin.
    Muhsin İyi

  12. kamil can says :

    Tek amacim evlenmek 32yasinda bir beyim. yasiyorum. 23-ve 26 yas arasi bir bayanla tanisip evlenmek istiyorum. Avrupada yasamayi kabul etmeli.iş yerım var calisiyorum. Kötü aliskanligim yok. Allahi seven bir insanim. Sevmek sevilmek istiyorum. Cocuklarim olsun istiyorum. Temiz bakimli bir adamim. Eger sende iyi huylu temiz bir bayansan bana yaz. Lutfen ciddi mesajlar. Ciddi olmayanlar yazmasin lütfen msn kamilyildiz34@hotmail.com ve telm 05342714646 beklyom telınzın

  13. muhsin iyi says :

    Cin ve şeytan musallatından tamamen kurtulmak mümkün mü?
    Evet, şunu bir daha vurgulayalım ki, şeytanları hangisi olursa olsun hiçbir zikir tamamen uzaklaştıramaz ve yok edemez. Bunu bir defa bilelim ve kabul edelim. Çünkü onlar ordular halinde bulunurlar. Sıra ile nöbetleşerek insanlara musallat olurlar. Yani normalde namaz kılma, Kuran-ı Kerim okuma, zikir çekme onlara çok olumsuz etkilerde bulunur. Bundan dolayı zarar görürler. Halk tabiriyle yanarlar. Ama bu musallat olayında sıra ve nöbeti daha hızlı değiştirerek bunu telafi ederler. Tabii nur onların dermanlarını yine de keser. Güçlerini zayıflatır. İşte bu durum kişinin Allah’ın izni ile kazandığı büyük bir zaferdir.

    Tamamen bir nur haline gelmedikçe, yani Allah’tan fani bulup beka olmadıkça, kısacası veli olmadıkça şeytanların tasallutundan tamamen kurtulmak mümkün değildir. Kaldı ki bu manevi merhaleye ulaşan kişiler de ibadetlerinde zayıf kaldıklarında az da olsa onların çeşitli tasallutlarına maruz kalabilir.

    Şeytan ve cin musallatı sırasında insanlar neler yaşayabilirler?
    Şeytanlar duman (sis) halinde tüm vücudu sararlar. Letaif noktalarını kapatırlar. Kişilerin manevi yükselmelerini önlemek için bunu yaparlar. Ayrıca insanların hayattan bezmesi, ümidini kaybetmesi için onlara çeşitli sıkıntılar verirler. Ümitsizlik, en büyük günahlardandır. Allah göstermesin, insanı imansız götürebilecek bir manevi hastalıktır. Onun için hangi halde bulunursak bulunalım, Allah’ın bizleri imtihan ettiği gerçeğini hiçbir zaman unutmayalım ve ümidimizi daima canlı tutalım. Şu ayetteki ihtara kulak asalım: ‘Allah’tan ümidini kesenler ancak kâfirler topluluğudur (bk. Yusuf suresi, 87).’Ayrıca ümidimizi canlı tutmak, geliştirmek için Allah’ın bizlere şah damarından daha yakın olduğunu tefekkür edelim (bk. Kaf suresi, 16).

    Şeytanlar asla insanları öldüremezler. Ama sanki bazı kasları sıkabiliyorlarmış gibi bir izlenim bırakırlar. Özellikle boğaz kaslarını kullanarak insanları kaygıya sürüklerler. Hâlbuki onlara asla bu güç verilmemiştir. Onlar sadece sinirlerde uyguladıkları bazı tekniklerle bu yanılsamayı meydana getirirler. Elbette bazı organlarda şiddetli ağrı (boyun kaslarında, ensede, başta) yapabilirler. İnsana büyük bir halsizlik, yorgunluk, takatsizlik verebilirler. Bu yüzden insanların moral durumlarını bozup onları strese, depresyona, melankoliye düşürebilirler. Vesveseleri ile sürekli olumsuz düşünceleri dile getirirler. İnsanları ümitsizliğe ve karamsarlığa, panik atağa sevk edebilirler. Kısacası şeytanlar insanlara gizli veya açık surette maddi ve manevi çeşitli eziyetler verebilirler. Aslında insanların doktor doktor dolaştıkları ve tedavi olamadıkları pek çok ruhsal hastalık onlardan kaynaklanır.

    Cinlerin ve şeytanların musallatında en etkili zikir hangisidir?
    Gerek İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s) gerekse Mevlana Celaleddin Rumi (k.s.) cin ve şeytanların musallatında en etkili zikir olarak ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’i önermektedirler. Pek çok evliya ve âlim de bu görüştedir.

    Evet, şeytan ve cin musallatlarında en etkili zikir budur: ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim (Yüce ve büyük Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.)’

    Üzerindeki şeytanların kuvvet derecelerine göre günde 100-200-300… adet çekildiğinde birkaç günde bu zikir hemen tesirini gösterir. Önemli olan belli bir sayıdaki zikri her gün ara vermeksizin virt edinmektir. Ayrıca iş yaparken veya boş zamanlarda sayısız olarak bu zikre devam etmektir. Bu şekilde hareket edilirse Allah’ın (c.c.) izni ile bu zikir birkaç ayda kişiyi tamamen düzlüğe çıkartır. Şeytanlar elbette bu zikir çekildiğinde kişiden uzaklaşmazlar. Ama güçleri yok olur. Daha doğrusu çok azalır. O kişiye eskiden olduğu kadar zarar veremezler. Çünkü bu zikrin ortaya çıkardığı nur, şeytanların dermanlarını keser, onların insana zarar verme derecelerini önemli ölçüde azaltır. Bu da şeytanlara karşı yapılan cihatta büyük bir zaferdir. Her zafer Allah’ın bizlere sunduğu manevi bir ikramdır.

    ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’ o kadar acayip bir zikirdir ki, devası olmadığı manevi ve ruhsal hastalık yok gibidir. Büyük bir şifa kaynağıdır. Peygamberimiz (s.a.s) onun doksan dokuz derde şifa olduğunu söylemiştir. Ayrıca hadislerde belayı önleyici ve ortadan kaldırıcı yönü de vurgulanmıştır. Bir zalimden zarar görmekten korkanların; mevki ve makamını haksız yere kaybetme kaygısı yaşayanların bu zikre yönelmeleri (günde 100 adet) onlara büyük kazançlar sağlayacaktır. Onları güvenliğe sevk edecektir.

    Bu zikrin büyüklüğü nereden gelmektedir?
    ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim (Yüce ve büyük Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur.)’, insanların İslam dinine girerken söyledikleri Kelime-i Tevhidin (La ilahe illallah) önemli bir şubesini teşkil etmektedir. Şöyle ki: Çağımızda insanlar herhangi bir puta veya putlara taparak görünüşte Allah’a (c.c.) şirk koşmamaktadırlar. Ama güç ve kuvvet hususunda çağımızda pek çok kişide gizli şirk bahis konusudur. Bu aslında her devirde vardı. Ama çağımızda daha bir artmış durumdadır. Hâlbuki Ehl-i sünnet itikadında güç, kuvvet, yaratma kavramları tamamen Allah’a aittir. İnsan niyetle yaptığını sandığı eylemleri sahiplenmektedir. Oysa insanların büyük çoğunluğu ise çağımızda gerçekte paranın gücüne tapmaktalar, mevki ve makam sahibi kimselere yakın olmakla da her işlerini düzelteceklerine inanmaktadırlar. Öyle ki bu durum onların manevi dünyalarında gizli şirk derecesine kadar varmaktadır. Dolayısıyla görünen vesileler, sünnetullah onların gözlerinde birer ilaha dönüşmektedir. İşte ilgili zikirde gücün ve kuvvetin tamamen Allah’a ait olduğu vurgulandığı için bu durum kişinin imanını insanların genellikle düştüğü bu tür şirklerden temizlemektedir.

    Cinler ve şeytanlar insanlara açıkça musallat olduklarında kendilerinde olduklarını iddia ettikleri bir güç ve kuvvet gösterisinde bulunurlar. Bu zikir Allah’ın hikmeti olarak onları yalancı çıkardıkları gibi perişan eder. Kişinin de cin ve şeytanların musallatı ve vesveseleri ile bu yönde bozulmuş olan itikadını düzeltir. Gücün ve kuvvetin yalnız Allahu Zülcelâl’a ait olduğunu ispat eder. Onun için cin ve şeytan musallatlarında bu zikri çokça çekmek, bu zikir üzerinde tefekkür kılmak gereklidir.

    Hadis-i şeriflerde bu zikrin arşın hazinelerinden bir hazine olduğu vurgulanmıştır. Bu da bu zikrin ne kadar büyük olduğuna işarettir.

    ‘La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim’ zikri, 5 kglık bir suya belli bir sayıda (100) şifa niyetine okunup üflenirse ve bu su bitirilmeden yarıya geldiğinde tekrar doldurulup yine belli bir sayıda (100) okunup üflenirse ve bu böyle devam edip giderse, inşallah gerek cin ve şeytan musallatlarında gerekse başka ruhsal sıkıntılarda büyük hafiflemeler, faydalar yaşanacaktır. Peygamberimiz (s.a.s) bu zikrin doksan dokuz derde deva olduğunu söyledikten sonra bunlardan en küçüğünün kederi (üzüntüyü) gidermek olduğunu belirtmiştir. Demek ki depresyon hali bu zikirle çok kolay bir şekilde aşılabilmektedir.

    Bu zikrin Arapça yazısını A4 sayfasında veya sayfalarında çoğaltıp teksir veya kitapçık haline getirip de abdestli olarak üzerinde taşımak da cin ve şeytan musallatlarında büyük yararlar sağlar.

    Elbette zikir sadece Allah rızası için çekilmeli ve zikredilen sözün manası da tefekkür edilmelidir. Şeytanların tasallutu ile yaşanan sıkıntılardan kurtulma mevzu bahis olsa da zikirde niyeti daima Allah rızasına dayandırmalıdır. Bunun için zikirden önce, sonra veya arada bir de olsa ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allah’ım Sen maksadımsın, rızanı da talep ediyorum)’ cümlesini tekrar etme çok faydalıdır. İnsanın kalbine Allah rızasını rota olarak gösterir.

    Letaif ve nefy ü ispat zikri çekenlere şeytanlar açıkça musallat oldukları zaman ne yapmalıdırlar?
    Yukarıda tavsiye ettiklerimize bu zikirleri çekip de şeytanların çeşitli açıkça musallatlarına maruz kalan sofiler de uyarlarsa büyük yararlar görürler. Sofiler en başta letaif noktalarına ihtimam göstermelidirler. Nurlar bu noktalardan neşet ederler. Allah indindeki asıl yerlerine yükselirler. Şeytanlar bu noktaları adeta tıkarlar. Nurların ortaya çıkmasını engellerler. Bu tür sorunlarla karşı karşıya bulunan sofiler letaif noktalarında Lafza-i celal (Allah) zikrini çekerken nefeslerini tutup 100 adetten sonra nefesi koyuvermeden üstüne biraz nefes alarak bir 100 daha çekmeliler. Ondan sonra nefesi bırakmalıdırlar. Nefes tutma şeytanlara çok büyük zarar vermektedir. Ayrıca Lafza-i Celal, sultani zikre yol açtığı için şeytanların adeta bedenlerini testere ile kesmektedir. Nefy ü ispat zikrinde nefesi tutmanın bir hikmeti de budur. Nefes tutma, özellikle şeytanların letaif noktalarını tıkama işlerini başlarına çalmakta, onlara çok büyük zararlar vermektedir.

    Kalp zikri çekenler şeytanların açıkça musallatlarına maruz kaldıklarında yukarıda letaif zikri çekenlere tavsiye ettiğimiz şeyi tespihi kalp üzerinde tutarak yapmalıdırlar.

    Nefy ü ispat zikrini çekenler ise letaiflerini açmak, açık tutmak, şeytanların tasallutundan korumak için sözünü ettiğimiz, yani letaif zikri çekenlere tavsiye ettiğimiz zikre de devam etmelidirler.

    Şeytanlar ve cinler niçin bazı insanlara musallat oluyorlar da bazı insanlar onlarla temas kurmak istedikleri halde onlara musallat olmuyorlar?
    Şeytanlar aslında her insana musallattır. Mümin olduğu halde şeytanı olmayan insan yoktur. Bu durum hadisle de sabittir. Fakat şeytanlar müminlere genellikle vesvese ile musallat olurlar. Bir kısım insanların onlarla iletişime geçmek için çabalamasına rağmen muvaffak olamamalarının nedeni şeytanların herhangi bir duyu organını kullanmasını ve o kişi ile iletişme geçmesini engelleyen etmenler olduğunu göstermektedir. Nasıl ses belli bir frekans arasında duyuluyorsa bedeni baştan sona saran nefis belli bir saydamlığa erişmeden duyu organlarının onları algılamasının ve onlarla iletişime geçmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Kişi istese bile onlarla iletişime geçememektedir. Yoksa şeytanların musallatı her daim mümkündür. Çünkü onlarda kendilerini insanlara kabul ettirmek, göstermek gibi güçlü bir içgüdü bulunmaktadır. İnsanlara açıkça eziyet etmek için de denemedikleri yol yoktur. Nefsin belli bir saydamlığa erişmesi ise insanın nur kaynağı olan ibadetlerle meşgul olmasına bağlıdır. Bunun dışında hiç ibadetle meşgul olmayan insanların onlarla iletişim kurmaları ise onların nefislerinin yaratılıştan getirdiği özellikle veya pek nefsi karartmayan günahları işlememeleri, saflıkları ile açıklanabilir kanaatindeyim. Aslında cinlerle ve şeytanlarla diyalog kurmak bir üstünlük değildir. Sadece bir özelliktir. İnsanların birbirlerinden üstünlüğü Allah’ın emir ve yasaklarına gösterdikleri itinadadır. Takvadadır (bk. Hucurat suresi, 13). Ayrıca bu konuda, yani insanların üstünlüğünün takvada olduğunu ifade eden onlarca hadis-i şerif bulunduğunu da belirtelim.

    Şeytan ve cin musallatlarında bardağın dolu tarafı yok mudur?
    Elbette başımıza gelen bela ve musibetler sabırla karşılanırsa Allah indinde sonsuz mükâfatlara kapı açabilir. ‘Sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir (Zümer suresi, 10).’

    İnsanların çoğu şeytanları ve cinleri inkâr ederler. Onları beynin yarattığını, onların hayal ürünü olduğunu söylerler. Bunu ağır bir ruhsal hastalık olarak kabul ederler. Hâlbuki bu düşünce tarzı ile dinden çıkarlar da haberleri olmaz. Zira bu tür düşünceleri ile onlarla ilgili onlarca ayet-i kerimeyi inkâr etmiş olurlar. Kuran-ı Kerim’in bir ayetini ‘bilerek, açıkça’ inkâr eden kimse ise, kuşku yok ki, kâfir olur. Allah göstermesin.

    Bu açıdan bazı insanlara şeytanların ve cinlerin musallatı onlarca ayet-i kerimenin hak olduğuna dair aynelyakin (gözle görürcesine) hatta hakkalyakin (gözle görmenin de ötesinde, yaşarcasına) bir iman sağlar. Tabii en önemlisi, böyle şeytanların musallatına maruz kalan kimselerin aynelyakin, hakkalyakin derecesinde Kuran-ı Kerim’in bir nur kaynağı olduğunu keşfetmesidir. Çünkü Kuran-ı Kerim’in sureleri, ayetleri, kelimeleri okunduğunda bu varlıklara zarar verdiğini anlar. Çeşitli duyu organları ile bunu algılar. Bu anlama derecesine göre Allah’a, Kuran-ı Kerim’e, peygamberlere, kısacası imanın diğer şartlarına inanma derecesi yükselir. Kısacası şeytanların musallatı bir bela ve musibet olarak görünse de barındırdığı hayırlar çok fazladır. Yeter ki, böyle bir durumda olan kişi ümidini kaybetmesin, onlarla savaşın büyük bir cihat olduğunu bilsin. Hiçbir surette onlara teslim olmasın, onların çeşitli oyunlarına kanmasın. Şu kesin ki, evliyalık yolunda onların musallatı mukadderdir. Tabii bu sözle her şeytan musallatına uğrayan kişinin de evliyalık yolunda olduğunu iddia etmiyoruz. Ama imani konulara bakış açısında diğer insanlara göre büyük bir üstünlük kazandığı da muhakkaktır.

    Evliya olacak kişi nefsini ve şeytanları aynelyakin, hakkalyakin düzeyde tanımadan bu makama yükselemez. Nefis ve şeytanları aynelyakin, hakkalyakin düzeyde tanımayan bir kişinin de gerçek anlamıyla insanları irşat edeceğini sanmıyorum.

    Allah (c.c.), açıkça cin ve şeytanların musallatına uğrayan kardeşlerimize sabır versin, onları büyük cihatlarında muvaffak kılsın, sırat-ı müstakime ulaştırsın. Onların yar ve yardımcıları olsun. Âmin.
    Muhsin İyi

  14. ASY says :

    BEN BOYLE SEYLERDEN KORKUYORUM ESIM UZAKTA CALISIYOR BEN COCUKLARIMLA YALNIZ YATIYORUM BANA NE DUVA ONERIRSINIZ CUNKU BENBI RUYALARIMA GELIYORLAR

  15. mizak says :

    selam aleyküm ne yapmak istiyorsan kari koca cocuk ona göre yerini secersin kalbine göre kabul olur

Bir Cevap Yazın