Fethullah gülen referandum oyu evetmi hayırmı, Fethullah gülen evetmi kullanacak hayırmı

Fethullah gülen referandum oyu evetmi hayırmı, Fethullah gülen evetmi kullanacak hayırmı

Netkeyfim.com

‘EVET’ demenin siyasi yönü yok
Fethullah Gülen Hocaefendi, 12 Eylül’de yapılacak tarihi referandumda ‘evet’ demesinin siyasi mülahazalarla irtibatlandırılmamasını istedi.

“Milletimize ileriye doÄŸru bir adımı kim attırmışsa, biz o ayağın altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya âmâdeyiz.” diyen Gülen, bu tutumunu, “Herkese karşı müsavi derecede duruyoruz. Biz yerinde Deniz Bey’i de destekleriz, Devlet Bey’i de destekleriz. Elverir ki, yaptıkları ÅŸeyler milletimizin bugünü ve yarını adına, devletler muvazenesinde dümene oturması adına bir ÅŸey ifade etsin. Benim milletim devletler muvazenesinde yönlendiren, gözünün içine baktıran bir muvazene unsuru olmayacaksa ÅŸayet, ne Avrupa umurumda benim, ne Amerika, ne Çin ne de Maçin. Bu açıdan da, milleti oraya götürebilecek her gayret alkışlanmalı.” sözleriyle açıkladı. “Referandumda ‘evet’ denmesini desteklememiz, o iÅŸi yapan insanları takdir deÄŸil, o iÅŸin kendisini takdir meselesidir.” diyen Hocaefendi, yapılan güzel iÅŸlerin takdir edilmesi gerektiÄŸini dile getirdi. Haftalık sohbetlerinin yayınlandığı herkul.orginternetsitesinde Ramazan ayı ile toplumda oluÅŸan gerginliklerin giderilmesi üzerine soruları cevaplandıran Gülen, özetle ÅŸunları söyledi:

Gönül; vicdanın dört temel unsurundan biri sayılan, bütün duygu, düşünce, ÅŸuur, sezgi, idrak ve mânevî âlemimizin merkezidir; “ruhanî ve ilâhî latîfe” olarak bilinen kalbin diÄŸer adıdır ve bir yönüyle onun bir derinliÄŸidir. Bu latîfe, insanî kemalâta uzanan bir merdiven, insan bünyesinde ruhanî âlemlere açık en geniÅŸ kapı ve hayrın da, ÅŸerrin de en önemli bir test merkezidir. Bizim ruhla münasebetlerimiz, aklımızı olumlu istikamette harekete geçirmemiz, beÅŸerî temayüllerimizi kritik etmemiz hiç yalan söylemeyen ve insanı yanıltmayan bu merkeze baÄŸlı cereyan eder.

GÖNÜL ERLERİ KAT’İYEN BİRBİRİYLE ÇEKİŞMEZ

Gönül erlerinin konuÅŸmaları harfsiz ve kelimesizdir; onlar hep ruhlarıyla söyleÅŸirler.. Mevlânâ’nın da dediÄŸi gibi, birbirlerine dilsiz-dudaksız laf ederler.. güller gibi çehrelerine akseden kalblerinin renginden birbirlerine tebessümler yaÄŸdırır dururlar. Bütün bütün gönül rengine boyanmış bu ruhlar arasında “sen”, “ben” düşüncesi tamamen eriyip gitmiÅŸ ve ortada sadece “O’na” baÄŸlı izafî bir “biz” kalmıştır. Bu itibarla da onlar kat’iyen birbirleriyle çekiÅŸmez.. biri birinin ışığını söndürmeye çalışmaz ve “benim mumum”, “benim meÅŸ’alem” demezler.

Alvarlı Efe Hazretleri ne hoÅŸ söylemiÅŸ: “Âşık der incitenden / İncinme incitenden / Kâmil deÄŸildir o kimse / İncinir incitenden.”

Gönül dilini kullanma meselesi, sadece kalbin kendi fonksiyonlarına ve sevklerine bırakılmamalı; bu konuda irade ortaya konulmalı ve sevgi, şefkat, mülayemet hususlarında iradenin hakkı da verilmelidir.

Mevlânâ Celaleddîn Rûmî Hazretleri döneminde bazıları ağızlarına ne gelirse söylemekte ve Hazreti Mevlânâ’ya hakaret etmektedirler. Bir gün bir tanesi, “Sen inançsızlara bile kucak açıyorsun, onlarla bir araya geliyorsun; günah iÅŸleyenlere dahi “gel” diyorsun… Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” cümlelerinden oluÅŸan ve daha bir düzine hakaretle dolu bir mektup gönderir. Hazret, mektubu açıp okur, tebessümle kağıdın arka tarafını çevirir ve tek cümle yazıp geri gönderir. Hazreti Mevlânâ o tek cümlede “Sen de gel, sana da baÄŸrımı açıyorum!” der.

ALLAH, ÖÇ ALMAYA GÜCÜ BULUNDUĞU HALDE İNTİKAM ALMAYA KALKIŞMAYANLARI TAKDİR EDİYOR

Kur’an-ı Kerim, “O müttakîler ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda infakta bulunurlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah, böyle iyiliÄŸe kilitlenmiÅŸ ihsan ÅŸuuruyla oturup kalkanları sever.” (Âl-i İmrân, 3/134) mealindeki ayet-i kerimede, öfkesine maÄŸlup olmayanları, bilakis onu yenip akl-ı selimle hareket edenleri nazara vermekte; “kâzımîn” ifadesi ile (bu kelimenin tekili “kâzım”dır) öfkesini yutan, hiddet ateÅŸini sabırla içinde tutup söndüren, zarar gördüğü kimselerden öç almaya gücü ve kudreti bulunduÄŸu halde intikama kalkışmayan ve kötülük edenlere karşı afv ile muamelede bulunan kimseleri takdir etmektedir.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennem’in kapıları kapanır ve ÅŸeytanlar zincire vurulur.” buyurmuÅŸtur. Bazı insî ve cinnî ÅŸeytanlar heva ve heves gibi yardımcıları vasıtasıyla tahribatlarına devam etmeye çalışsalar da, Cenâb-ı Hak, Ramazan boyunca, “merede-i ÅŸeyâtîn” diyebileceÄŸimiz o en azgın ÅŸeytanların önünü tıkar ve onlara geçiÅŸ izni vermez. Bu itibarla da, Ramazan’ın nazlı gün ve geceleri, bütün ruhlara, gönüllere âdetâ taht kurmak üzere gelir; onda bakışlar derinleÅŸir, muhabbetler tebessüme inkılâb eder. Sürekli iyilik duygusu soluklanır; hatta bir ölçüde bütün kötü duygular ve tutkular baskı altına alınır; derken herkes derecesine göre bir çeÅŸit melekleÅŸme yoluna girer. Gerçekten, Ramazan’da insanlar, Allah’la o kadar irtibatlı, kullukta o kadar i’tinalı ve muamelelerinde o kadar ince, o kadar nazik bir hâl alırlar ki, adeta hepsi sadece gönül diliyle konuÅŸmaya dururlar.

Gönüller arası iç içe uzayıp giden pek çok gizli yol vardır. Bu yolların farkında olan ve gönül dilinden anlayan ruhlar, insanî melekeleri gelişmiş uyumlu mizaçlar ve evrensel değerlere saygılı gönüller, sürtüşmeden, kavga etmeden, birbirini karalamadan yürürler kendi izafî hakikatlerinin semalarına; hem de, herhangi bir trafik problemiyle karşılaşmadan. Bunların dünyasında farklı renkler, farklı şekiller, farklı kültürler, farklı düşünceler ve farklı kanaatler, sathî (yüzeysel) görüntülerle alâkalıdır ve birer zenginlik unsuru sayılır.

KEŞKE SİYASİLER GÖNÜL DİLİNİ KULLANMAYA ÇALIŞSA

KeÅŸke siyaset âlemine de gönül dili hâkim olsa. KeÅŸke CHP’liler deseler ki: “Türkiye’de ÅŸu kriz, ÅŸu kriz, ÅŸu kriz var; ama biz vifak ve ittifakı saÄŸlayamadığımızdan ve iktidarla uyum yolları aramadığımızdan dolayı, ihtimal Allah bizim yüzümüzden bu krizleri yaÅŸatıyor.” KeÅŸke MHP’liler deseler ki: “İnsan her yanıyla kötü olmaz ya, herkesin bazı iyi yanları da vardır. Biz en azından bazı meselelerde bir kısım fasl-ı müşterekler bularak, bunlara ‘eyvallah’ desek ne olurdu. Bazı olumsuz ÅŸeyler bizim yüzümüzden de olmuÅŸ olabilir; bir dönemde bazı yanlışlıklar yapmış olabiliriz; belki ÅŸimdi de bir kısım yanlışlıklar yapıyoruzdur.” KeÅŸke AK Partililer de idarede bulunduklarından dolayı, Hazreti Ömer Efendimiz gibi düşünse; “YaÄŸmur yaÄŸmıyorsa benim yüzümden yaÄŸmıyor; laleler benim yüzümden bitmiyor, dağınık halimizin öyle sürüp gitmesi ve periÅŸanlığımızın devam etmesi benim yüzümden oluyor.” deseler. Evet, keÅŸke siyaset âleminde de herkes, sürekli atf-ı cürümlerde bulunacağına, nisbeti makul olmayan ÅŸeyleri bile insanlara nisbet edeceÄŸine ve hep karşısındakine cevap yetiÅŸtirme gayretiyle oturup kalkacağına, biraz da kendi muhasebesini yapsa ve bir kere de gönül dilini kullanmaya çalışsa!..

Ramazan ayı boyunca mabedler ve mabedleşen evler, iftar ve sahur sofraları, dostluk platformları ve iftar çadırları, insanlara kalb ufkunu gösterme, kavgacı tavırları terk ettirip birlik ruhunu oluşturma ve herkesi gönül dilini kullanmaya çağırma açısından çok iyi değerlendirilmelidir.

Herkese karşı müsavi duruyoruz

Referandumda ‘evet’ denilmesi gerektiÄŸiyle alâkalı sözlerimi siyasî mülahazalarla irtibatlandırmaya gerek yok. Herkese karşı müsavi derecede duruyoruz. Biz yerinde Deniz Bey’i de destekleriz, Devlet Bey’i de destekleriz. Elverir ki, yaptıkları ÅŸeyler milletimizin bugünü ve yarını adına, devletler muvazenesinde dümene oturması adına bir ÅŸey ifade etsin. Benim milletim devletler muvazenesinde yönlendiren, gözünün içine baktıran bir muvazene unsuru olmayacaksa ÅŸayet, ne Avrupa umurumda benim, ne Amerika, ne Çin ne de Maçin. Bu açıdan da, milleti oraya götürebilecek her gayret alkışlanmalı.

Referandumda ‘evet’ denmesini desteklememiz, o iÅŸi yapan insanları takdir deÄŸil, o iÅŸin kendisini takdir meselesidir; kim yaparsa yapsın, yapılan güzel bir iÅŸi takdirdir. Bunu rahmetlik Bülent Ecevit yapmış olabilir, bunu Süleyman Demirel Bey yapmış olabilir, bunu İsmet Sezgin Bey yapmış olabilir, bunu Tayyip ErdoÄŸan yapmış olabilir, bunu Turgut Özal yapmış olabilir, bunu Devlet Bey yapmış olabilir, bunu Deniz Bey de yapmış olabilir. GüzelliÄŸi milletimiz adına kim yapmış ve milletimize ileriye doÄŸru bir adımı kim attırmışsa, biz o ayağın altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya âmâdeyiz. Bütün dünya biliyor ki; yeryüzünde dikili bir taşımız yok ve bundan baÅŸka da hiçbir sevdamız olmadı.

Referandumda ‘evet’ demenin lüzumuna inanıyorum

Geçenlerde, “DeÄŸil sadece kadını erkeÄŸiyle, çoluÄŸu çocuÄŸuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda ‘evet’ oyu kullandırmak lazım.” demiÅŸtim. Bazıları bu sözü alay konusu yaptı; hatta, bu sözdeki mübalaÄŸayı ve o mübalaÄŸadaki ironik espriyi tersine çeken ve “Ölüleri de yazdırın ve kaçamak olarak onlara da oy kullandırın.” ÅŸeklinde yorumlayacak kadar iÅŸi ÅŸirazeden çıkaran kimseler oldu. Oysaki, o sözdeki üslup çokça kullanılan ve herkesçe maruf bir üsluptur. Mesela; İmam Busîrî, Peygamber Efendimiz için der ki; “EÄŸer O’nun mucizeleri kendi kadr-u kıymetine göre olsaydı, mübarek nâm-ı celili ölüler üzerine okunduÄŸu zaman çürümüş kemikler bile dirilirdi.” Ben de bu sözden hareketle belki elli defa şöyle demiÅŸimdir: “Allah Rasulü’nün doÄŸumu esnasındaki pek çok mucizeden bahsedilir. Onlar da iÅŸ mi ki?!. O yeryüzünü teÅŸrif ettiÄŸinde mezardakiler bile canlanıp ayaÄŸa kalkmalı ve ona temennâ durmalıydılar.” İşte, referandumun önemine ve ‘evet’ demenin lüzumuna inandığımdan, o meseleyi de böyle bir üslupla dile getirmiÅŸtim.

Üzerimize düşeni yapmalı, on kişiyi sandığa götürmeliyiz

Hiç kimseanayasa deÄŸiÅŸikliÄŸipaketini ve referandumu Avrupa’ya veya Amerika’ya baÄŸlamamalı; bunlar diyalektik sayılabilecek dedikodudan ibaret yanlış ÅŸeylerdir. Ramazan-ı Åžerif’te yumuÅŸayan kalbleri de deÄŸerlendirerek herkes referandum konusunda üzerine düşen vazifeyi yapmalıdır. Hatta burada (Amerika’da) oy kullanamayacaklarından dolayı, Türkiye’ye gitmesi mümkün olanlar gitmeli ve oylarını kullanmalılar. Oraya gidince de, “Amerika’dan kalktım, bin lira verip buraya geldim; dönerken de o kadar para vereceÄŸim. Bu kadar zahmeti sadece kendi oyum için çekmemeliyim…” demeli; en azından on tane, yirmi tane insanı daha zimmetlemeli, onları da sandığın başına götürmeli ve onlara da bir güzel ‘evet’ dedirtmeli.



Facebook'ta PaylaÅŸ Leave a CommentYorumRSS FeedSubscribe

Yorumlar
Yorum Yazın »
İsminiz
E Posta Adresiniz
Yorumunuz
Uyarı: Konu ile alakasız, küfür ve hakaret içeren yazılarınız onaylanmayacaktır. Hakaretin boyutuna göre, hak sahibi tarafının mahkemeye başvurma hakkı sağladığınızı unutmayın